14/01/2020 | Yazar: Kerem Dikmen

Ne var ki LGBTİ+ çocuklar açısından aileye açılma da kolay değildir ve bilindiği üzere çoğu zaman bu gerçekleşmemektedir. Zira aile içi şiddet de LGBTİ+ çocuklar açısından bir olgudur.

Hukuk açısından akran zorbalığı Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Kerem Dikmen | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kerem Dikmen

Akran zorbalığı, özellikle okul çağındaki gençler arasında yaygın bir şiddet biçimi olarak biliniyor. UNICEF tarafından 6 Eylül 2018'de yayımlanan bir rapora göre dünyadaki çocukların yarısı okulda ve çevresinde akran zorbalığına maruz kalıyor. Zorbalığın bu türü daha çok ergen psikolojisinin alanında olarak görülerek çalışmalar buna yoğunlaşsa da özellikle okul çağındaki LGBTİ+'lar açısından çok daha zorlu hukuki ihtiyaçları açığa çıkarıyor. Özellikle görünürlükle birlikte artan sorunların, kişilerin kendi öz kimliklerini saklama yönündeki eğilimleri besleyerek, zorbalık daha gerçekleşmeden mağduriyetleri doğurabiliyor.

Okullardaki zorbalık açısından dört ayrı öznenin varlığından söz etmek mümkün. Başlıca özne tabi ki mağdur, yani çocuk. Okulda istihdam edilen ve gözetim ve önleme yükümlülüğü olan her seviyedeki personel, bir başka özne. İleride bahsedeceğimiz devletin yükümlülükleri açısından her seviyedeki personel kavramının içine; okuldaki temizlik görevlisinden okul müdürüne dek, işyeri hiyerarşisinin her aşamasındaki personeli dahil etmek mümkün. Bir diğer özne, akran zorbalığının uygulayıcısı olan diğer çocuklar. Son özne ise bazen mağdurun yanında, ancak çoğu zaman onun öz kimliği için tehdit unsuru olan ve zorbalık olgusunu şiddetlendiren aileler olabiliyor.

Sorun, görüleceği üzere çok boyutlu. Psikoloji, psikiyatri, pedagoji, eğitim bilimleri gibi birçok disiplinin yanı sıra, hukuk disiplininin de bir ölçüde dahil olduğu bir alan. Türkiye'de danışmanlık veren ve cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve karakteristiği alanında ayrımcılıkla mücadele eden oluşumlar açısından bakıldığında; zorbalık olgusunun sorunsallaştırılması ile birlikte bu yöndeki danışma taleplerinin de arttığını görüyoruz.

Bilindiği üzere Türkiye, Avrupa Konseyi haklar sisteminin bir parçası. Eğitim hakkı her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde (AİHS) 1 numaralı protokol boyutunda tanımlanmış olsa da Türkiye, Protokolün onaylanması sırasında eğitim hakkına dair çekince koymuş ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu hükümlerinin saklı tutulduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte LGBTİ+ öğrenciler açısından, sözleşmenin 8. maddesi bağlamında özel hayata saygı hakkı, sözleşmeye taraf olan Türkiye Cumhuriyeti açısından bir yükümlülüktür. Keza, kişilerin özel hayatları LGBTİ+ var oluşları nedeniyle ihlal edilmiş ve devlet organları bu ihlali önleme yönünde pozitif adımlar atmamış ya da bizzat devlet görevlileri tarafından ihlal gerçekleşmiş ise bu aynı zamanda sözleşmeden yararlanmada eşitliği güvence altına alan ayrımcılık yükümlülüğünün de ihlali olacaktır.

Dolayısıyla öncelikle okuldaki akran zorbalığı açısından okul yönetimlerinin, bilhassa özel hayatın inkar edilemez parçası olan cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve karakteristiği bakımlarından önlem alma zorunluluğu olduğu belirtilmelidir. Bu, Anayasa ile birlikte AİHS 8. maddenin doğal bir sonucudur. Bu önlem alma zorunluluğu elbette bilimsel bir çalışmanın ürünü olmalıdır, yani yukarıda belirttiğimiz disiplinlerarasılığı gözetmelidir. Okuldaki rehberlik hizmetlerinin zorbalığı önleme vasfı taşıması zorunluluğundan; zorbalığı caydırıcı önlemler almaya; zorbalığın bizzat kolaylaştırıcısı olan personelin disiplin hükümleri çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasından, zorbalığın anlamı ve etkisi ile ilgili çalışan eğitimleri düzenlenerek farkındalığın arttırılması çalışmalarına dek bir dizi önlem olarak düşünülebilir.

LGBTİ+ çocuklar ailelerin bakım ve gözetimi altındadır. Çocuk ise kanundaki tanıma göre 18 yaşın altındaki herkestir. Dolayısıyla çocuk adına şikayet ya da kamu baş denetçisi dışındaki idari yollara başvurma yetkisi yalnızca ebeveynde, eğer ebeveynler çocuğun yasal bir velisi değilse velayetin verildiği kamu kurumunda ya da üçüncü kişidedir.

Ne var ki LGBTİ+ çocuklar açısından aileye açılma da kolay değildir ve bilindiği üzere çoğu zaman bu gerçekleşmemektedir. Zira aile içi şiddet de LGBTİ+ çocuklar açısından bir olgudur.

İdari yol olarak Kamu Baş Denetçisine başvuru seçeneği de mümkündür. Elektronik yolla da başvuru alan Baş Denetçi, websitesi üzerinden paylaştığı bilgide, okulda sorun yaşayan çocukları da başvurmaya davet etmektedir. Başvurunun genel sorunlara değil de belirli bir soruna odaklanmış olması halinde, çocuğun istemediği halde kimliğinin öğrenilme ihtimali bu yöntem açısından mevcuttur.

Kurumdaki personelin, zorbalığın doğrudan veya engellememek suretiyle dolaylı olarak uygulayıcısı olduğunda, konu biraz daha hukuk alanına yaklaşmaktadır. Tabi ki ilgili personel hakkında kurum içi disiplin süreçlerinin işletilmesi için hem eğitim kurumu hem de Milli Eğitim Müdürlükleri nezdinde idari şikayet gerçekleştirilebilir. Ancak açılmamış LGBTİ+ çocuk açısından bu, zorunlu bir ifşa süreci getirebileceğinden, önerilen bir yöntem değildir.

Bir başka yöntem ise zorbalığa ilgili personel tarafından göz yumulması aynı zamanda bir suç eylemi ise ceza soruşturması başlatılması için kolluk (polis ya da jandarma), savcılık ya da ihbar yolu ise mülki amirliklere (Valilik, Kaymakamlık) şikayet süreçlerini başlatmaktır. Bu iki yöntemin de çocuk aileye ve arkadaşlarına açık olmaması halinde tercih edilmesi, mağduriyeti katlayarak arttıracaktır. Zira Türkiye Cumhuriyetindeki güncel politika, genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini özellikle LGBTİ+ hakları bağlamında yok sayan, giderek fobik eylemleri cezasız bırakan ve nihayet kendi organları aracılığıyla fobik eylemleri gerçekleştiren bir tercih düzleminde ilerlemektedir.

Ne var ki farkındalığı yüksek sendikalar üzerinden özel değil ancak genel bir baskının tercih edilmesi her zaman mümkündür. Yani doğrudan özne belirtmeksizin, okuldaki zorbalığın varlığı üzerinden bir kamuoyu yaratarak önleyici adımlar atmaya idareyi zorlamak, çoğu zaman makul bir adım olarak gözetilmelidir.

Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, vermiş olduğu bir kararda, velisi bulunmayan çocuk açısından sivil toplum kuruluşlarının Mahkemeye başvuru yetkisini dolaylı ve kısmen de olsa tanımıştır. Dolayısıyla akran zorbalığının gerçekleştiği okullarda eğer idari ya da ceza şikayet bir makul yöntem olarak ortaya çıktığında, o yer barolarının insan hakları komisyon ya da ilgili birimlerinin veya varsa çocuk hakları, LGBTİ+ hakları, ayrımcılık temaları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının mekanizmaları hayata geçirmesi önünde bir engel yoktur.


Etiketler: insan hakları
Nefret