27/06/2011 | Yazar: Osman Bulugil

Barcelona’nın oynadığı oyunu bir oyuncunu bir mevkide çakılmadığı, oynadığı bölge dışında da birçok mevkide görev yapabildiği, sürekli hareketliliği ve boşa çıkmayı içeren bir oyun felsefesi olarak niteleyebiliriz.

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
Oyun Felsefesinin Transferdeki Görünümü: İbra Milan’a, Villa Barça’ya
 
Barcelona’nın oynadığı oyunu bir oyuncunu bir mevkide çakılmadığı, oynadığı bölge dışında da birçok mevkide görev yapabildiği, sürekli hareketliliği ve boşa çıkmayı içeren bir oyun felsefesi olarak niteleyebiliriz.
 
Bu yapı içinde son üç yılda Barça’da oynayan forvetleri değerlendirelim. Özellikle de İbrahimovic ve Villa’yı öne çıkaralım.
İbrahimovic veya David Villa’yı attıkları gol sayılarıyla kıyasladığımızda, bir bütünün parçası olarak Barcelona’nın oyunu için ne ifade ettiğini göremeyiz. Onun için böyle bir kıyasa girmeyeceğiz. Burada yapacağımız İbrahimovic ve David Villa’yı attıkları gol sayısına bakarak değerlendirmekten öte, (Barcelona’nın oyununu okuma konusunda düşüreceği handikabı aşmak için) oyuncuların istatistiklerine göre değil, bir bütün olarak oyunun hangi parçaları olabildiğine bakmamız gerektiği olacak.
 
Belki de birçok kişiye göre İbrahimovic, David Villa’dan (hatta daha önceki forvet Eto’o’dan) daha yetenekli. Bu oyuncuları, başka bir takımdaki oyunlarıyla ele alırsanız belki böyle bir değerlendirme yapılabilir. Bu değerlendirmenin Barcelona’nın oyunu açısında hiçbir anlam ifade etmediği ortada. Bu yönüyle üç oyuncunun da, bireysel yeteneklerinin hangisinin daha iyi olduğunu tartışmanın anlamsızlığından kurtulup, Barcelona’nın oyununda neyi ifade ettiklerini anlamamız öncelikle olan.
 
Eto’o ve David Villa, Barcelona’nın üçlü dinamik forvetinin her parçasını oluşturabilmeleriyle İbrahimovic’ten ayrılıyor. İbrahimovic kâğıt üstünde uç oyuncu olarak saha çıkıyor ve üçlü forvetin maçın akışına göre değişen dinamizmine uyum sağlayamıyor. Inter’deyken de zaman zaman 4–3–3 olarak nitelenen dizilişte en uçta oynayan İbrahimovic, takımına maksimum faydayla oynuyordu. Maç boyunca uç oyuncu olarak görev yapıyor ve oyun içinde herhangi bir değişkenliğe katılmıyordu. Milan’da da benzeri bir durumdan söz edebiliyoruz.
 
Barcelona’da, üçlü forvetten birinin hemen hemen çakılı bir pozisyonda oynaması tüm hücumu kısırlaştıran bir etken olarak karşımıza çıkıyor. İnter’deki durumdan Barcelona’da söz edemiyoruz ve İbrahimovic’in uç oyuncu olarak oynaması bütün oyunun aksaması anlamına geliyor.
 
İbrahimovic’in oyun bilgisi ve yeteneklerini tartışmaya gerek yok. Fakat İbrahimovic, Barcelona’nın yaratıcı bir hareketliliğe sahip dinamik forvetinin bir parçası olamadı. Oyunun akışı içinde Barcelona’nın üçlü forvetinin birbiriyle yer değiştirmesi, yani oyunu okuyarak farklı alan yaratmaları temel özelliği oluşturuyor. Bu noktada İbrahimovic büyük oranda uçta çakılı kalıyor. Böylelikle Barça’nın oyunu sekteye uğruyor.
 
Bugün Barcelona’da altyapıdan yetişen oyuncuların bu dinamizme uyumları (Pedro, Bojan, Messi gibi) dikkat çekiyor. Bu uyumu daha önce Eto’o’da da görmüştük. Şimdi de David Villa’da izliyoruz.
 
David Villa’nın kağıt üstünde en uçta sahaya çıkmasının Barcelona’nın oyunuyla herhangi bir ilgisi yok. Çünkü Villa, Barcelona’nın üçlü forvetinin dinamizmine uyum sağlayabiliyor ve bireysel özellikleri de buna oldukça müsait. Yani Barcelona’nın oyun felsefesine uyum sağlayabilen kağıt üstüne “uç oyuncu” David Villa. Üçlü forvetin sağı ya da soluna geçtiğinde topla içeri hareketlenebilmenin yanı sıra arkadaşlarına yeni “alan” yaratabiliyor. Yani bir bütün olarak takımın yaratıcılığının parçasını oluşturuyor. Rakiplerin alan ya da adam savunmaları, kendi sahalarına kapanmaları anlamsız hale geliyor. 

Etiketler: yaşam, spor
Nefret