07/06/2014 | Yazar: Nurhayat Köklü

Queer mantığı normların sürekli olarak saptırılması fikrini içeriyor… Her türlü kimliğin yoldan çıkarılıp saptırılması, ezberi bozacak şekilde ‘tuhaflaştırılmasıdır’

Nurhayat Köklü | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Nurhayat Köklü
Bir kimlik anarşisi olarak okunabilecek queer, zaten hiçbir zaman dışarıda olmamış kimlikler arasında dolanarak, her birini yoldan çıkararak, her birini tuhaflaştırıp belirsizleştirerek, dışlanan, ötekileştirilen, yası bile tutulmayacak kadar değersizleştirilen kimliklere her dışlama anında içeriden yer açarak yası tutulmaya değer hale getirir.
 
Kaos GL dergisi, Eylül-Ekim 2012, Hastalıktan İdeolojiye; Damgalamaya Karşı Bedensel Direnişler, Sayı:126
 
Queer Performativite
Biyolojik bedenlerimizin üzerine sürekli olarak inşa edileduran kategorik olarak tözcü, heteronormatif gramerin kurallarına göre üretilmiş cinsiyetçi temsillerin, rollerin, anlamlar dünyasının, çağrışımlar silsilesinin, göstergeler zincirinin, kısaca cinsiyetçi kimliklerin, postyapısalcı kuram ile altının oyulmaya başlanması, yalnızca teorik alanda yepyeni şeyler düşünmeye değil, aynı zamanda pratik alanda da yepyeni şeyler performe etmeye başlamamıza olanak sağlıyor.
 
Toplumsal cinsiyet çalışmalarında tarihi çok da eskilere dayanmayan queer kavramı, Durudoğan’ın Butler yorumunda“kimliği ifade eden terim değil, bir bağlantılı olma durumudur… Bir anlamda kimliğin imkânsızlığıdır.” diye açıklanıyor. Butler ise, queer teriminin “gezinen bir terim”(1) olduğunu belirtiyor. İlk etapta queer, lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel bireylerin genel kimliğini ifade eden bir terim olarak anlaşılsa da, aslında hiç de öyle değildir. Bir o kadar heteroseksüel bireyleri de kapsayan bir terimdir. Az evvel de belirttiğim gibi, esasında tüm bu kimliklerin imkânsızlığı anlamına gelmektedir.
 
Butler’a göre toplumsal cinsiyetin tözel etkisi performatif olarak kurulmuştur ve bir dizi düzenleyici pratikle dayatılarak var edilmektedir. Butler bunu şöyle ifade ediyor:
 
Toplumsal cinsiyet ifadelerinin ardında bir toplumsal cinsiyet kimliği yatmaz; o kimlik, tam da kendisinin birer sonucu olduğu söylenen ‘dışavurumlar’, ‘ifadeler’ tarafından performatif olarak kurulur.(2)
 
“Cinsiyet”i performatif inşa olarak gören Butler, queer kavramını postyapısalcı toplumsal cinsiyet çalışmalarında “kadın”, “erkek” ve yalnızca “karşı” cinsi arzulayan olarak inşa edilmiş heteronormatif kategorinin dışında kalanları tanımlamak için değil, aksine performatif cinsiyetin içerisi-dışarısı oluşturma momentinde bu ayrımı yapısöküme uğratmak, içeride farklılığa alan açmak, dışlayıcı söylemleri yıkarak farklılığı dışlamanın içerinin içkinliğine ait olduğunu ve cinsiyetçilik de dâhil olmak üzere tüm hegemonik performansların queer performativite ile bozulabilirliğini ve tam da bu nedenden ötürü özcü kategorik kimliklerin imkânsızlığını göstermek için kullanır.
 
Hardt ve Negri, “Çokluk” kitabında, queer siyasetinin toplumsal bedene alternatif biçimler oluşturarak iktidara karşı yeni direnç modelleri geliştirmenin nasıl önünü açabileceğini oldukça açıklayıcı bir şekilde tartışır. Performansı işbirliği ve iletişime dayalı bir tür ortak hareket etme biçimi olarak tanımlayan Hardt ve Negri, queer performativitenin nasıl bir isyan ve bedensel direniş biçimine dönüşebileceğini şöyle açıklıyor:
 
Cinsiyetin de diğer toplumsal bedenler gibi gündelik performanslarla üretildiğini ve sürekli yeniden üretildiğini kavramanın siyasal anlamı, farklı bir performans sergilememizin, mevcut toplumsal bedenlerden kurtulup yeni toplumsal biçimler oluşturmamızın mümkün olduğudur. Queer siyaseti, bir tür performatif, kolektif isyan ve yaratım projesinin mükemmel bir örneğidir. Bu siyaset aslında homoseksüel kimliklerin tasdik edilmesine değil, genel olarak kimlik mantığının yok edilmesine denk düşer.(3)
 
Lakin “queer” terimini kimlik mantığının yok edilmesi veya kimliğin imkânsızlığı olarak tanımladığımızda, her ne kadar toplumsal cinsiyet çalışmalarına ait bir terim olarak algılansa da, “özne-kimlik” inşasında cinsiyet ve cinsellik ya da cinsel yönelim kadar, ırk, din, sınıf, etnisite gibi diğer kimlik inşa parametrelerini de kapsar duruma gelmektedir. Madem queertözcükimlik kategorilerine karşılık sürekli gezinen bir terim olarak her seferinde yeniden kurgulanaduran bir kimlikler imkânsızlığıdır, toplumsal “öteki” kurgusundaki ince sınırlarda kategorik olarak içerme ve dışlama şeklinde kurgulanan ve performe edilen tüm kimliklerin yapısökümüdür de aynı zamanda. Zira Cinsiyet Belası adlı kitabının son bölümünde Butler, toplumsal cinsiyet kimliklerinin ve ırkçı kimliklerin paralelliğini oldukça açık bir şekilde ifade ediyor:
 
…cinsiyetçilik, homofobi ve ırkçılık, yani bedenleri, cinsiyetleri, cinsellikleri ve/veya renkleri nedeniyle reddetmek, bir “dışarı püskürtme” edimidir, bunu takip eden “geri püskürtme” edimi ise kültürde hegemonik olan kimlikleri cinsiyet/ırk/cinsellik bazlı farklılaştırma eksenlerine göre kurar ve pekiştirir. Öznenin “iç” ve “dış” dünyalarını bölerek kuran şey, toplumsal düzen ve denetim amacıyla muhafaza edilen incecik bir sınırdır.(4)
 
Bu incecik sınırın tam dibinde hiyerarşik olarak kurulan “özne” ve “öteki”, “iç” ve “dış”, yabancı, aşağılık, hastalıklı, sapık, düşman, vahşi, ilkel, saldırgan, “öteki”, yani korkutucu, bilinemez, anlaşılamaz, ürkütücü, tehdit edici “dış”, iktidarın tahakküm düzeneğinde sınıflandırma ve söylemsel olarak bir öteki kurgulama şeklinde kendisini ortaya koyuyor. Bu, saçılıp her birimizin bedenine kadar sızan iktidarın dayandığı en güçlü denetim yöntemidir ve tam da bu nedenle, iktidara karşı bedensel direnişin en dinamik alanıdır.
 
Histerik kadından hastalıklı ya da sapık eşcinsel erkeğe, görünmez/anlaşılmaz lezbiyenden terörist Kürde, hırsız/katil yoksuldan ilkel ve vahşi zenciye, yabancı/tahmin edilemez göçmenden asayişi bozan trans bireye iktidarın işleyiş ve kendisini sürdürme mekanizmasını bu tür tözel kategorileştirme ve söylemsel tanımlarla ötekileştirme oluşturuyor. Ancak esasında, iktidarın kendisi de dâhil olmak üzere söylemsel ötekileştirme ile birlikte bu tözel kategoriler performatif olarak kurulmuş ikililiklerdir ve tam da bu nedenle performatif olarak kurulduğu ve kurgulandığı ölçüde yine performatif olarak da yıkılabilir ikililiklerdir. Tam da yıkılabilirlikleri-yapısökülebilirlikleri nedeniyle iktidarın tahakküm mekanizmalarına karşı direnç alanı da meydana getirmektedirler. Tözel bir kategori olamayacak “ötekine” karşı “içine dönen” değil “dışarı yönelen”, “bize” değil “ötekine” açımlanan “biz-özne”,  içinde farklılıklara alan açarak gezinen hem “içeride” hem “dışarıda” “içeri-dışarı sınırının her an yıkım halindeki momentinde” performatif olarak ötekine açımlanan queer işte tam da kapsayan ve dışlayan kimliklerin arasındaki incecik sınırın aslında hiçbir zaman net olmadığının ve her an yıkılabileceğinin de bir müjdecisidir.
 
Tam da bu noktada Hülya Durudoğan, queer’in bu müjdesini şu ifadelerle izah ediyor:
 
Queer mantığı normların sürekli olarak saptırılması fikrini içeriyor… Her türlü kimliğin yoldan çıkarılıp saptırılması, ezberi bozacak şekilde “tuhaflaştırılmasıdır”. Bu yolla her türlü kimliğin –her tür normatif kimliğin- kurucu olduğu kadar baskıcı ve dışlayıcı gücünü de etkisiz hale getirmektir… İdeolojilerin dayattığı sabit fikirler, çeşitli kimliklerin farklı biçimlerde dışlanmalarına, ötekileştirilmelerine ve hatta “yası tutulmaya değmez" şeylere indirgenmelerine sebep oluyor. Queer’in homofobi karşıtı tavrından yola çıkarak çok geniş bir anlam kazanması tam da bu dışlanan kimliklerin kesiştiği noktada cereyan ediyor.(5)
 
Bu anlamda, queer teriminin bir kimlik anarşisi olduğu ileri sürülebilir diye düşünüyorum. “Queer” mefhumu mevcut sosyopolitik mozaikte kurulmuş tüm kimliklerin saflığını, sürekliliğini ve tamlığını sorgulayarak altını oyar. Toptan dâhil etme ve toptan dışlama şeklinde işleyen iktidara karşı bir kimlik kurgulama, bir kimliği performe etme, bir kimliğe alan açma anında iktidarın dışında bir direnç mekanizması oluşturmak, kendisini iktidar karşıtı bir kimlikte konumlandırmak yerine, queer iktidar içindeki hegemonik yapıları yine iktidar içinde yıkar ve en başından olası tüm konumlandırılmış kimliklerin bir bozumu ve bir yıkımı haline gelir.
 
Queer tüm otoriter kimlik dayatmalarına karşı içeriden bir direnç odağının oluşturulabileceğini, iktidarın kimliğinin altını oyarak bozar çünkü “içerideki bize”, içeride “biz” olarak kurgulanan iktidara karşı dışarıdan bir “biz” olarak direnç mekanizması geliştirmek bizi yine tersinden “dost-düşman”, “biz-öteki” ikililiği tuzağına düşürecektir. Bir kimlik anarşisi olarak okunabilecek queer, zaten hiçbir zaman dışarıda olmamış kimlikler arasında dolanarak, her birini yoldan çıkararak, her birini tuhaflaştırıp belirsizleştirerek, dışlanan, ötekileştirilen, yası bile tutulmayacak kadar değersizleştirilen kimliklere her dışlama anında içeriden yer açarak yası tutulmaya değer hale getirir. Bu şekilde, queer iktidar tarafından hiyerarşik olarak dayatılan kimliklerin aslında hiçbir zaman tözel olarak var olmadıklarını, her bir kimliğin -buna iktidarın kendi kimliği de dâhildir- boş gösterenlerin içi doldurularak performatif/söylemsel olarak inşa edildiğini her “özne-öteki” inşası anında bize yeniden hatırlatarak ve inşa anında “iç-dış” sınırını alt üst ederek tüm hiyerarşileri dağıtır.
 
Kimlik yıkımının en etkili silahı ise bedendir. Bir kimliğin kurgulanması ve sürdürülmesi o kimliğe yüklenen vazifelerin, rollerin ve temsillerin bedensel olarak tekrar ve tekrar performe edilmesine dayanır. Bedenimiz üzerinde doğru/yanlış, güzel/çirkin, iyi/kötü,  ahlaklı/ahlaksız, sağlıklı/hasta, normal/sapık şeklinde kurgulanan ikililiklere karşı her türden bedensel direniş, iktidarın hegemonik söylemlerini altüst etmenin, iktidara direnç odakları geliştirmenin, bu türden bir direnci performe etmenin temel noktasıdır.
 
Notlar:
1. Hülya Durudoğan, 2011. Judith Butler ve Queer Etiği. Cogito, Sayı: 65-66. Yapı Kredi Yayınları, Syf: 88.
2. Judith Butler, 2010, Cinsiyet Belası, Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi, Metis Yayınları, Syf: 77.
3. M. Hardt & A. Negri, 2011, Çokluk, Ayrıntı Yayınları, Syf: 219.
4. ibid. Syf: 221
5.  Hülya Durudoğan, 2011. Judith Butler ve Queer Etiği. Cogito, Sayı: 65-66. Yapı Kredi Yayınları, Syf: 88.  

Etiketler:
Nefret