28/05/2020 | Yazar: Beren Azizi

“Tasvip etmiyorum” diyorsunuz; ama neden? Neden heteroseksüellerin gözünde eşcinselliğin normalleşmesi yanlış?

Independent yazarı Nurettin Akçay’a açık cevap Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Beren Azizi | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Beren Azizi

Sayın Nurettin Akçay, 16 Mayıs 2020 tarihinde INDEPENDENT Türkçe’de basılan yazınızı okudum. Yazınıza cevabımı açık olarak bu yazımda veriyorum. Cevabımı verirken yazınızdaki paragrafları bağlamlarına göre sırasıyla gruplar halinde alıntılayacağım ve alıntıladığım paragraf gruplarının altına cevaplarımı yazacağım.

“Londra’da doktora yapan Abdullah isimli bir arkadaşım var. Ne zaman yan yana gelsek, ‘Netflix gibi dizi platformları üzerinden topluma eşcinselliğin aşılandığını, dünyada bununla ilgili ciddi bir lobi çalışması yürütüldüğünü’ söyler.

Ben de ‘Tasvip etmesek bile bunlar toplumda var olan gerçeklikler ve sinema da toplumun aynası olduğu için bunları yansıtması gayet normal’ deyip onu komploculukla suçlardım.

Fakat son zamanlarda Netflix’in neredeyse her içeriğinde eşcinselliğin   özellikle işlenmeye başlanmasını görmem ve bazı dizilerde hiç ilgisi olmadığı halde özel olarak bu sahnelerin yerleştirildiğini fark etmemle benim de fikirlerim değişiyordu.

Üstelik sadece eşcinsellik değil, toplumun asla onaylamayacağı bazı davranışların da sinema ve sosyal medya platformları üzerinden normalleştirilmeye çalışıldığını rahatlıkla gözlemleyebiliyordunuz.”

Yazınızın ilk dört paragrafı olan bu bölümde arkadaşınızın “topluma eşcinselliğin aşılandığı” iddiasını önce komplo olarak değerlendirmişsiniz ve arkadaşınızı komploculukla suçlamışsınız; çünkü toplumda eşcinselliğin var olan bir gerçek olduğunu ve sinemanın da toplumun aynası olarak bu gerçekliği, her ne kadar tasvip etmeseniz de, yansıtmasının gayet normal olduğunu düşünüyorsunuz;[1] ama sonra Netflix’teki içeriklerde toplumun gerçekliğini yansıtmaktan ziyade o gerçeklikten bağımsız olarak özellikle işlenmiş/özel olarak yerleştirilmiş eşcinsellikle ilgili içerikleri gördükten sonra fikirleriniz değişmeye başlamış. Artık eşcinselliğin bazı medya platformları üzerinden normalleştirilmeye çalışıldığını rahatlıkla gözlemlediğinizi belirtmişsiniz.[2]

“Normalleştirilmeye çalışıldığı” demişsiniz ama herhalde bu çalışmanın amacına ulaşıp günün sonunda eşcinselliğin normalleşebileceğini düşünüyorsunuz ki bu yazıyı yazmış olmalısınız. Eğer eşcinsellik birileri tarafından “normalleştirilmeye çalışıldığı” halde asla normalleşemeyecek bir olgu olsaydı, tasvip etmediğiniz eşcinselliği “normalleştirmeye çalışanlar” bir “risk” oluşturmamış olacaklardı ve onları eleştirmek için pratik bir nedeniniz olmazdı. Yani sizin için hem eşcinsellik olgusu hakikat hem de “topluma eşcinselliğin aşılandığı” olgusu mevcut bir hakikat.

Arkadaşınız “topluma eşcinselliğin aşılandığı” derken ne kastediyor bilmiyorum; ama siz toplumdaki heteroseksüellerin cinsel yönelimlerinin konversiyonundan – homoseksüel rekrutman’dan – söz etmiyorsunuz, yani sizin söz ettiğiniz toplumun cinsel yönelimindeki bir dönme, toplumun eşcinsel olması değil. Daha ziyade sizin söz ettiğiniz cinsel yönelim olarak heteroseksüeller hala heteroseksüel olmaya devam ettiği halde eşcinselliğin normalleşmesi, toplumun eşcinsellik hakkındaki topos’larının değişmesi, yani Mill’in kamuoyunun ahlaki zorlaması dediği The Moral Coercion of Public Opinion’ın homofobik olmama lehine değişmesi. Dolayısıyla medyayı, klasik homoseksüel rekrutman’cılar gibi toplumu eşcinsel olarak değiştiren bir araç olarak değil de toplumu eşcinsellik lehine olarak değiştirebilecek bir araç olarak görmüşsünüz.

Yani özetle eşcinselliğin, eğer medya kendini özel olarak işlerse, normalleştirilebileceğini iddia etmişsiniz. Bu iddia doğru.

Ayrıştığımız nokta ise siz eşcinselliği tasvip etmediğiniz için bu normalleşmeyi bir istenmeyen olarak göreceksiniz. Dolayısıyla yazınızda medyanın eşcinselliği normalleştirmesini olumsuzlamak için eşcinselliği neden tasvip etmediğinizi temellendirmeniz gerekirdi. Yazınızda eşcinselliği neden tasvip etmediğiniz hakkında hiçbir açıklamanız ve hiçbir temellendirmeniz yok. Bunlar olmadan, yani eşcinselliği neden tasvip etmediğinizi izah etmediğiniz sütrece, medyanın toplumu eşcinsellik lehine değiştirmesini olumsuzladığınız bir yazıya nasıl ikna olabiliriz? Medyanın toplumu eşcinsellik lehine değiştirmesinde, eşcinselliği normalleştirmeye çalışmasında sorun nedir? Eşcinselliğin normalleşmesindeki sorun nedir? Eşcinselliği tasvip etmiyor oluşunuz mu? O halde: Eşcinselliği neden tasvip etmiyorsunuz?

Yazınız şöyle devam ediyor:

“Dikkatimi çeken iki sahne vardı. Netflix’in en popüler iki farklı dizisinde geçen bu sahneleri size de aktarmak istiyorum.

İlki ‘The Spy’ dizisinden: Dizinin ikinci bölümünde Eli ve Julia bilgi paylaşımı için buluşur. Fakat tam o sırada bir elçilik çalışanı onları izliyordur.

Julia adamı fark edince Eli ile birlikte adamın peşine verirler. Ağaçlık bir alanda kovalamaca sürerken, kaçan adam aniden öpüşen iki erkeğe çarpar.

İki eşcinsel bireyin öpüştüğü sahne tam iki saniye sürmüştü ve aslında dizide hiç olmasa da olacak ve filmin bütünlüğüne hiç katkısı olmayan      bir sahneydi.”

Fakat özel olarak yerleştirilmiş bir sahne hissini çok rahat şekilde alabiliyordunuz.”

Aslında ilk paragraflarınıza verdiğim cevaba dönmem gerekiyor. Dizilere özel olarak eşcinsellik sahnelerinin yerleştirildiğini zaten söylemiştiniz, burada da size göre bu söylediğinizin somut örneği olan bir dizi sahnesini örnek olarak vermişsiniz. Dizilerin, filmlerin kendi bütünlükleri ile hiç alakası olmadığı halde anlatılarına özel olarak eşcinsel sahneler yerleştirmesini de “medya platformları üzerinden (eşcinselliğin vb.) normalleştirilmeye çalışıldığını” gene zaten söylemiştiniz. O halde tekrar sormak istiyorum, toplumun velev ki bir filmde iki eşcinsel bireyin öpüştüğü sahneyi filmle alakasız bir kurgu içinde gördüğü için   eşcinselliği normalleştirecek olmasındaki sorun nedir, nerededir? Eğer böyle sahneler yorumladığınız gibi alakasız bir şekilde yerleştiriliyorsa ve bu alakasız yerleştirmeler bir toplumda eşcinsellik lehine normalleşme yaratacaksa buradaki sorun nedir? Eşcinselliği tasvip etmediğiniz için mi? O halde hepsine bağlı olarak asıl soru: Eşcinselliği neden tasvip etmiyorsunuz?

Yazınız daha sonra şöyle devam ediyor:

“İkincisi ise La Case De Papel’den: Dizide eşcinsel ilişki türü zaten olabildiğince fazla işleniyor; fakat dizinin son sezonunun 7. bölümünde bir sahne özellikle dikkat çekiciydi.

Denver, Monica’ya (Stocholm) şunları söylüyordu:

Rio ile birlikte olmaya ihtiyacın varsa sıkıntı çıkarmayacağımı bilmeni istiyorum.

Biliyorsunuz Denver, Monica’ya aşık olmuş ve Endonezya’da aile olmuştular.

Fakat dizinin yeni sezonunda, Denver sevdiği kadının mutlu olmasını sağlamak gibi masum bir bahanenin altına sığınarak, sevdiği kadının başka erkekle olmasına izin veriyordu.”

Aslında eşcinsellik üzerine yazdıklarınızda da burada da aynı yokluğu görüyorum. Size göre aşık olmakla ve aile olmakla “sevdiği kadının başka erkekle olmasına izin vermek” birbirleri ile çelişiyorsa bunun neden çeliştiğini izah etmemişsiniz. Olanı olduğu gibi anlatıp sadece bunları tasvip etmediğinizi, onaylamadığınız veyahut bunların toplumsal normları baltalayarak yeni bir norm oluşturacağını, yani eşcinselliğin veyahut “sevdiği kadının başka erkeklerle olmasına izin vermenin” normalleşeceğini söylüyorsunuz. Yeni bir normal oluşacak diye bu yeni normali kuran “davranış”ların medyada temsilini onaylamadığınızı söylemek tek başına ne kadar yeterli? “Yeni bir normali istemiyorum çünkü bazı davranışları tasvip etmiyorum.” Peki ama neden? Bir erkek, bir kadına aşık olup birlikte bir aile kurmuşsa ve bu erkek, aşık olup aile olduğu kadının başka bir erkekten hoşlandığını düşünmüşse ve kadını da kendini “sıkıntı çıkacak” diye onay ihtiyacı arayışında görmüşse sizce ne yapmalı? Sinemanın eğer toplumun aynasını olduğunu düşünüyorsanız “kadınlar aşıkken ve evliyken başka erkeklere aşık olmaz” gibi pek de toplumu aynalamayan bir sansürle aileyi, aşkı vs. yansıtmasını beklemiyor olmanız gerekir. O halde, yani toplumu aynalama aleyhine bir sansür önermiyorsanız, böyle bir temsilin de sinemada yansıtılmasına karşı olmamanız gerektiği sonucunu çıkarıyorum. Dolayısıyla böyle bir temsil sinemada gösterildiğinde ailenin gidişatına ve kocanın göstereceği tepkiye dair bir ayrışma ortaya çıkıyor. Siz senarist olsaydınız Denver’in Monica’ya ne söylemesini ne yapmasını isterdiniz?

“Rio varsa beni unut, senin de aşkın yalanmış.” ayrılığı/terki veyahut bu tür benzer durumlarda beliren aile içi fiziksel şiddet gerçeği ile çekilen diziler de var. Bu tür dizileri de tıpkı sizin yaptığınız gibi asla onaylamayan ve eleştirenler de var; ama sizin yaptığınızdan farklı olarak sadece “evli bir kadın başka bir erkekle birlikte olmak istiyorsa aile içi şiddeti asla tasvip etmiyoruz” demiyorlar, neden tasvip etmediklerini çok detaylı temellendiriyorlar. Siz ise neden tasvip etmediğinizi hiçbir şekilde açıklamıyorsunuz, bu durumda eşcinsellik veyahut tek eşli olmayan aşk-evlilik “davranışları” “kusurlu hayat sürme”ye bir önkabulle indirgenmiş oluyor. Oysa eşcinsellik ne hastalık ne de suç, dolayısıyla onun tasvip edilmemesi tek başına normalleşmesinin yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Keza zina da suç değildir, boşanma sebebidir yalnızca, boşanma talebi de eşlerin rızasına bırakılmıştır. Sadakat yükümlülüğü de böyle. Yani sadakat yükümlülüğünün zedelendiği durumunda eşlerin rızası olmadan resen bir boşanma davası açılamaz. Dolayısıyla senarist de resen bir ayrılık kurgulamak durumunda hukuken dahi değil, sanatsal itiraz ve sınırları zorlama kısmını bırakıp katı bir hukukçu olsa bile durum böyle. Dolayısıyla sizin burada bu seçime neden karşı olduğunuzu izah etmeniz gerekiyordu. Sizinle ancak gerçek bir fikir tartışmasını bu şekilde yürütebiliriz.

Yazınız şöyle devam ediyor:

Bu ve bunun gibi onlarca sahne bulunuyor Netflix’te. Platformda eşcinsel bir sahnenin olmadığı ve toplumsal normların baltalanmadığı bir içerik bulmak neredeyse imkansız gibi.

Öyle içerikler var ki asla onaylanmayacak davranışlar içeriyor ve bunlar masumlaştırılıyordu.

Okulda alkol alan ve kumar oynatan öğrencilerin, farklı oldukları için dışlandığı temaları bile basit birer konuymuş gibi işlenebiliyordu (Aşk 101).”

Tekrar başladığım yere dönüyorum. Toplumsal normların baltalanması hangi açılardan sorunludur? Bir toplumun normları toplumun iradesi olmadan sadece dizilerle ne kadar baltanabilir bilmiyorum; ama burada heterojenleşen toplum hakikatini gözden kaçırmamak gerekiyor. Belki de toplumsal normlar baltalanmıyor, toplumun bir kesimi kendi normlarıyla görünür oluyor ki normsuz bir toplumsal sınıf oluşması pek mümkün bir olgu değil. Peki toplumun bir kesiminin kendi normlarıyla görünür olmasını “toplumsal normları baltalamak” olarak ne kadar adlandırabiliriz? Toplumsal normların alternatifini kurmak olarak adlandırmak aslında sosyolojik açıdan daha gerçekçi olacak. Aile ve toplumsal normlar yıkılmıyor, aksine bunların alternatifi kuruluyor. Toplumun sizin iddia ettiğiniz gibi “eşcinselliğin tasvibi” üzerinden bir homojenliği olsaydı “asla onaylanmayacak davranışlar” adı üzerlerinde asla onaylanmamış olarak kalabilirdi, bugüne kadar öyle olmadı, mevcut toplumsal normal tarihin her döneminde baltalanıp yerine yenileri kuruldu. Burada “asla onaylanmayacak” ifadesi bu haliyle “lütfen asla onaylamayın” hatta “lütfen asla onaylamayayım” şeklinde bir temenni olarak duyuluyor. Peki neden bu temenni? O halde hepsine bağlı olarak asıl soru: Eşcinselliği neden tasvip etmiyorsunuz?

Bunun yanında bir öğrenci maalesef disiplin suçu işleyerek hem alkol alan kumar oynayan bir öğrenci olabilir hem de aynı anda farklı olduğu için dışlanmış bir öğrenci de olabilir. Veyahut asıl konu okul düzeni eleştirisi olabilir, yani görünürde kavga, dövüş, alkol, kumar… Hepsi sebebiyle dışlanıyorlardır ama aslında dizide okul düzenine uyum sağlayamayan çocukların uyumsuz halleri sebebiyle dışlanması gösterilmek istenmiş olabilir. Öncelikle bunlar birbirlerini dışlayan olgular değiller. Ayrıca halihazırda farklı olduğu için dışlanmış bir öğrenciyi üstüne üstlük disiplin suçları işlerken, okulda alkol alırken, kumar oynarken ve benzerleri ile birlikte temsil etmek suçla özdeşleşen dışlanmış kimlikler klişesini yeniden üreterek dışlamanın lehine dahi çalışabilir. Örneğin aile sorunları olan, boşanmış ailenin her çocuğu illa ki böyle olmak zorunda mı diye de eleştiri gelebilir. Üstelik bu tarz suç-kimlik ikili temsili Netflix’e özgü yeni bir olgu da değildir, farklı olduğu için dışlanan kimlikler sinema tarihi boyunca zaten disiplinsizliklerle, suçlarla yani bir soysuzlaşma ile birlikte temsil edilmiştir; ama bugünkü fark belki de bu temsilin nasıl olduğunun değişmesidir. Yani sadece “dışlayanın” gözünden değil dışlananın gözünden de izlediğimiz hikayelerle karşı karşıyayız. Skandallaştırmanın kenara bırakılarak basit, normal bir konu gibi işlenmesi konusunda haklısınız; çünkü artık ötekileştirme karşıtı kimse kolay kolay bir siyahın suçla birlikte temsil edildiği Amerikan filminde siyahın gözünden filmi göstermemezlik veya bu filmi onun gözünden izleyememezlik edemiyor. Gösterme ve izleme alternatifleri de oluştu.

Yazınız şöyle devam ediyor:

Bu sahnelerle belki hiçbirimiz kendi karakterimizden ödün vermeyeceğiz fakat bir süre sonra, hiçbir şekilde onay vermeyeceğimiz bu davranışları normal karşılamaya başlayacağız.

Aslında sinema ve medyanın algı yönetimindeki rolü uzun yıllardır işlenen bir konu ve sektörün toplumu değiştirici gücü herkes tarafından biliniyor. 

Mesela Amerika, yıllarca sinema sektörü sayesinde hem kendi halkını, hem de dünya halklarını yönlendirdi. Yaptığı onca haksızlığı, zulmü örtbas etti.

Holywood sayesinde zihnimizde tanrısal bir Amerika algısı oluştu. Konu yıllarca akademisyenler tarafından işlendi ve toplumun görsel materyallere karşı dikkatli olması istendi.

Fakat algı yaratım süreci hız kesmeden tüm dünyada devam etti ve toplumlar medya aracılığıyla yönlendirildi. Noam Chomsky, buna ‘rızanın imalatı’ diyordu.

Bu işin bir de Türkiye ayağı bulunuyor. Netflix dizilerine aşina olan ve neredeyse platformun her dizisini takip eden büyük bir kitle yavaş yavaş toplumsal değerlerle uyuşmayacak çoğu şeyi kabullenmese bile normal karşılamaya başladı.

Platformdaki Türk yapımı dizilerde henüz eşcinsel içeriklere yer verilmedi; fakat önümüzdeki yıllarda bunlarla karşılaşmamız da oldukça olası.

Yazımın başında da dediğim gibi, siz diziler yoluyla heteroseksüellerin eşcinselleştirilmesinden söz etmiyorsunuz, daha ziyade siz heteroseksüeller için eşcinselliğin normalleşmesinden söz ediyorsunuz. Bu tip bir normalleşmede toplumsal fayda gören insanlara karşı ise hiçbir açıklamada bulunmuyorsunuz. Örneğin, heteroseksüellerin gözünde eşcinselliğin normalleşmesiyle veya trans kadınlığın normalleşmesiyle çocuğu trans kadın olan bir ailenin çocuğunu erken yaşta evden atmayarak, sokaklarda zorunlu seks işçiliği sonucu bu insanların ölmeyerek, eğitime eşit ulaşımla entegrasyonla şiddetten korunarak güvenli ve insanca yaşaması mümkün olacak diyenler var. Bu insanlara karşı olarak argümanlarınız neler? “Tasvip etmiyorum” diyorsunuz; ama neden? Neden heteroseksüellerin gözünde eşcinselliğin normalleşmesi yanlış?

“Mesela Amerika” diye başladığınız Amerikan sineması için eşcinsellik ve LGBTİ+ meselesi yıllarca homofobinin ve transfobinin üretildiği bir alan oldu. Siyahlara karşı ırkçılıkla birlikte, cinsiyetçilik, homofobi, transfobi ve savaş propagandası bahsettiğiniz akademisyenlerin yıllarca işlediği konuların başında geliyor. Stonewall İsyanı ve Harvey Milk’in öldürülmesinden sonra Amerika’da LGBTİ+ sivil hak mücadelesi işte tüm bu medyaya rağmen ve bu medyaya karşı kelimenin tam anlamıyla ölüm kalım mücadelesi vererek bugünlere geldi. Bugün hala Amerika Birleşik Devletleri, trans kadın nefret cinayetlerinde, özellikle siyan trans kadın nefret cinayetlerinde dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Bu gerçeklikler, ortada homojen bir LGBTİ+ destekçisi Amerika Birleşik Devletleri hükümetlerinin, medyasının olmadığını gösteriyor olmalı size göre, çünkü medyaya toplumu şekillendirme konusunda aktörlük atfetmektesiniz. Bugün Trump, tüm hak kazanımlarını lağvetmeye dair bir politika izlemektedir ve devletin bu çıkarına hizmet eden Trumpçı medyanın yanında Netflix dahi “muhalif” kalıyor.

Chomsky ise “rızanın imalatı” dediği kavramında “özgür basın” kavramını basın araçlarının mülkiyeti kime ait sorusu üzerinden irdeler ve muhtemelen derdi ki adı “Independent” olsa bile o gazetenin mülkiyet sahiplerinin ve o mülkiyet sahiplerinin ait olduğu devletlerin çıkar çarklarıyla o gazetede çıkan her haber belirli yapılardan geçerek örtüşmek zorunda kalır. Yani dürüst bir gazetecinin dahi yazdığı “özgür-bağımsız” yazılar ne özgürdür ne bağımsızdır. Bunun yanında gerçekten de Chomsky çok sert bir Netflix eleştiri yapabilirdi belki; ama “eşcinselliği tasvip etmediği” için olmayacaktır bu eleştiri. Tıpkı LGBTİ+ siyasetinden de çok sert Netflix ve anaakım medya eleştirilerinin çıkması gibi. Oysa siz eşcinselliği tasvip etmiyorsunuz. LGBTİ+ siyaseti ise homojen değil. O homojenliğin bir parçasını da Netflix güdümünde medya propagandası hiç değil, en az bir o kadar Netflix eleştiri olan da bir toplumsal gerçeklikten söz ediyoruz aslında. Örneğin bir Pride filminde siyah trans kadın aktörlüğü neden ve ne ölçüde ayıklanır? LGBTİ+ “propagandası” yapan bir film dahi nasıl transfobi üretebilir? İşte “rızanın imalatı” bu gibi sorularla ilgileniyor. Güya homojen bir toplumsal hareketin topyekün toplumda nasıl eşcinselliği normalleştiririm diye kurduğu planları ilgilenmiyor. Ayrıca aynı Chomcky gerçekten özgür ve tarafsız bir basın olasılığını da dışlamaz ve böyle bir basın olabilirse dışlanmışlara, ötekilere ve sesi duyulmayanlara yönelik şiddetin önüne geçebileceğini de söyler. Yani özetle Chomsky de “eşcinselliğin”, eğer medya kendini özel olarak işlerse, normalleştirilebileceğini iddia ederdi; ama herhalde bunun tıpkı heteroseksüelliğin normalleştirilmesinde olduğu gibi tüm ezilen eşcinsellerin çıkarı için olamayacağını söylerdi en fazla; sizin gibi nedenini temellendirmediği “eşcinselliği tasvip etmemek” moral yargısına sahip olduğu için değil.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.



[1] Eşcinsellik yoktur demiyorsunuz, eşcinselliği toplumda var olan gerçeklikler olarak görüyorsunuz ki bu doğru.

[2] “… ve toplumun asla onaylamayacağı bazı davranışların da” demişsiniz; bu davranışların burada somut olarak ne olduğunu belirtmediğiniz ve yazınızın ilerleyen kısımlarında belirttiğiniz için bu “bazı davranışlar” hakkındaki cevabımı o kısımlarda vereceğim.


Etiketler: medya
Nefret