28/12/2010 | Yazar: Öztürk Türkdoğan

“2010 yılının sonunda 2011 yılına girerken İnsan Hakları Derneği olarak ulaşmak istediğimiz en önemli amacın Türkiye için yeni ve demokratik bir Anayasa olduğunu belirtmek is

Öztürk Türkdoğan | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Öztürk Türkdoğan

“2010 yılının sonunda 2011 yılına girerken İnsan Hakları Derneği olarak ulaşmak istediğimiz en önemli amacın Türkiye için yeni ve demokratik bir Anayasa olduğunu belirtmek isterim.” 

İnsan Hakları Derneği (İHD) 6 Kasım 2010’da 15. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi ve yoluna devam ediyor. Peki nedir İHD’nin yolu?
 
İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan yazdı 
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) 6 Kasım 2010’da 15. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi ve yoluna devam ediyor. Peki nedir İHD’nin yolu? İHD’nin tüzüğüne baktığımızda, bu yolun İHD amaç ve ilkelerinden ibaret olduğu görülecektir. İHD’nin geçmişi bir nevi Türkiye İnsan Hakları Hareketi’nin de geçmişi gibi algılanabilir. Elbette öncesi vardır; ancak bu hareketin İHD ile belli bir görünürlüğe kavuştuğunu söylemek gerekir. 

İHD kurulduğu günden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu söyleyegelmiştir. Bu kapsamda 2010 yılında çok tartışılan ve referandumla kabul edilen Anayasa değişiklik teklifi üzerinde durmak gerekiyor. Bu teklifi hazırlayan AKP, gerek hazırlanış aşamasında ve gerekse de TBMM’de kabul aşamasında insan hakları örgütlerinin görüşlerini almadı. Ancak buna rağmen, İHD teklifle ilgili görüşlerini AKP’ye ve TBMM gruplarına iletti. Teklifin demokrasi ve insan hakları sorununu çözmekten uzak bir teklif olduğunu şu örnekle açıklayabilirim; Kasım 2009’da İçişleri Bakanı’nın TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada, insan hakları ile ilgili idari denetim mekanizmalarının uluslararası kurallara uygun olarak kurulacağını, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu oluşturulacağını belirtmişti. Daha sonra bu hususta bizzat benim de içerisinde olduğum insan hakları örgütlerinin temsilcileri sayın bakanla görüşmeler gerçekleştirdik. İçişleri Bakanlığı İHOP’un hazırlamış olduğu taslağı esas alarak bir çalışma başlattı. Bu çalışmada ayrımcılığın temelleri yeniden tanımlandı. Bu tanımlamalar içerisinde “cinsel yönelim özgürlüğü” de yer alıyordu. İşte Anayasa değişiklik teklifinin kamuoyuna açıklanmasından sonra tıpkı o çalışmada olduğu gibi Anayasanın 10. maddesindeki Ayrımcılık temellerinin yeniden yazılmasını talep ettik. Ancak bu talebimiz karşılık görmedi. 12 Eylül referandumu ile kabul edilen Anayasa değişiklik teklifi sürecinde İHD nötr kalmıştır. “Evet” “Hayır” ya da “Boykot” cephesinde yer almamıştır. Sadece yapılan değişikliklerin insan hakları açısından ne anlama geldiğini anlatmakla yetinmiştir. Bununla beraber İHD Türkiye’de sivil bir Anayasacılık hareketinin oluşmasına katkı sunmaya devam etmiş, sivil alandaki yeni ve demokratik Anayasa çalışmalarına destek olmuştur.
 
2010 yılında Türkiye’de en çok konuşulan konuların başında tabii ki Kürt sorunu gelmiştir. İHD’nin bu alanda yapmış olduğu tespiti şöyle özetleyebiliriz; Devlet Kürt sorununda inkar ve imha siyasetinden, tanıma ve tasfiye (ötekileştirme) siyasetine geçmiştir. Gerek hükümetle gerek parlamento ile gerek kamuoyuyla girilen temaslarda Kürt sorununun “Kürt’süz” çözülemeyeceği ancak doğru muhatapları ile çözülebileceği konusu sıklıkla dile getirilmiştir. Kürt sorunun demokratik ve barışçıl temelde çözülebilmesi için kalıcı bir çatışmasızlık sürecine girilmesi gerektiğini hep ifade ettik. Kalıcı çatışmasızlıktan kastımız ise, tarafların ellerini tetikten çektiği bir süreçtir. Bu bağlamda KCK’nin tek taraflı çatışmasızlık kararını uzatmasında insan hakları savunucularının bir katkısı olduysa bunu da önemsemek gerekir.
 
2010 yılı İHD açısından cezasızlıkla mücadele ve geçmişle yüzleşme konusunda çeşitli çalışmaların da yapıldığı bir yıl olmuştur. Bu kapsamda yakın geçmişte halklara ve toplumun belirli kesimlere karşı işlenen “insanlığa karşı suçlar”ın açığa çıkarılması ve yargılanması amacıyla gerçek ve adalet inisiyatifi oluşturulmuştur. Bu inisiyatifin Mayıs 2009’da yaptığı “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana” temalı kitlesel eylemleri ile Haziran 2010’da gerçekleştirdiği “Tanıklar Konuşuyor” buluşması önemli çalışmalar olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin geçmişle yüzleşme ihtiyacı her fırsatta ve platformda dile getirilmiştir. İHD, FIDH üyesi olarak FIDH’in genel kuruluna katılmak üzere Nisan 2010’da Ermenistan’ın başkenti Erivan’a gitmiştir. Erivan’da İHD, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve TİHV Ermenistan’daki insan hakları örgütleri ile ortak bir çalışma yapmış ve ortak bir deklarasyon yayınlamışlardır. Bu deklarasyon FIDH Genel Kurul Kararı ile desteklenmiştir. Deklarasyon metni İHD Genel Kurulu’nda da kabul görmüştür. Dolayısıyla İnsan Hakları Derneği’nin uluslararası alandaki ilişkileri insan hakları temalı olarak devam etmiştir.
 
Cezasızlıkla mücadelede uluslar arası ayak unutulmamalıdır. Bu kapsamda Uluslararası Ceza Mahkemesine Türkiye’nin taraf olması için oluşturduğumuz Uluslararası Ceza Mahkemesi Koalisyonu çalışmalarını sürdürmüş, özellikle LGBTT bireylerin oluşturdukları derneklerin de koalisyona dahil olmasıyla koalisyon giderek güçlenmiştir.
 
2010 yılında Din ve Vicdan Özgürlüğü alanında özellikle Alevilerin taleplerinin konuşulduğu ancak yerine getirilmediği bir yılı yaşadık. Aslında Alevilerin karşılaştığı sorunun temelinde Alevilere yönelik ayrımcılık yapmaktadır. Elbette bu ayrımcılığı resmi din anlayışı körüklemektedir. İHD bu alandaki sorunları da gündemine almıştır.
 
2010 yılı elbette Adil Yargılanma Hakkı bakımından en çok ihlallerin yaşandığı yıllardan biri olmuştur. Siyasal iktidarın yargı baskısı esasen Adil Yargılanma hakkı olmadığının da tipik bir göstergesi olmuştur. Eski DGM'lerin devamı niteliğindeki Özel Yetkili ve Görevli Ağır Ceza Mahkemelerinin varlığını devam ettirmesi, ağır tutuklama rejiminin mevcudiyeti, soruşturma usulündeki hukuka aykırılıklar, soruşturmaların telefon dinleme ve gizli tanığa dayandırılması, ifade özgürlüğünün olmayışı Adil Yargılanma Hakkının olmadığını da ortaya koymuştur. Bu sorun İHD tarafından sıklıkla gündeme getirilmiş, İnsan Hakları Haftası’nda ana tema olarak Adil Yargılanma Hakkı benimsenmiş ve buna ilişkin çok sayıda etkinlik yapılmıştır.

İnsan Hakları Savunucuları açısından 2010 yılı yargı baskısının en çok hissedildiği yıllardan biri olmuştur. İHD Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erbey’in 2010 yılı boyunca tutuklu kalması, Siirt Şube Başkanı Vetha Aydın’ın tutuklanması ve çok sayıda şube yöneticisinin tutuklu olması, insan hakları çalışmalarına olan tahammülsüzlüğün göstergesi olmuştur. Tamamen ifade özgürlüğüne dayalı çalışmaların yasa dışılıkla itham edilmesi Türkiye’nin ifade özgürlüğü alanındaki geri konumunu da ortaya koymuştur. Arkadaşlarımızın serbest bırakılması ile ilgili yürütmüş olduğumuz ulusal ve uluslararası çalışmalar maalesef karşılığını bulamamıştır.
 
2010 yılında Cezaevlerindeki ağır hasta mahpusların durumları tarafımızdan sürekli olarak gündeme getirilmiş ve bu konuda kalıcı çözümler üretilmesi için çalışmalar yürütülmüştür. Cezaevleri sorunları İHD’nin kurulduğu günden beri sürekli ilgilendiği sorun alanlarının başında gelmektedir. Dolayısıyla cezaevindeki mahpusların sorunları ile ilgilenmek öncelikli çalışmalarımız arasında yer almıştır.
 
2010 yılında da İHD yıllık ihlal raporunu çıkarmış, çeşitli konularda özel raporlar çıkarmıştır. Türkiye’nin insan hakları görünümünü çalışmalarında ortaya koymuştur. 2010 yılında İHD açısından önemli olaylardan birisi de İHD İnsan Hakları Akademisi’nin açılışını gerçekleştirmiş olmasıdır. Derneğin 24. kuruluş yıldönümünde insan hakları akademisine kavuşmuş olması insan hakları hareketi açısından da önemli bir kazanım olmuştur.
 
2010 yılında daha birçok başlıkta çok sayıda çalışma yürütülmüştür. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, 2010 yılı aynı zamanda insan hakları hareketinin kendisini masaya yatırıp değerlendirme yaptığı bir yıl olmuştur. İHD ve TİHV’in bu yıl 11.’sini gerçekleştirdikleri Türkiye İnsan Hakları Hareketi Konferansı’nın konusu insan hakları hareketinin 25. yılının değerlendirmesi olmuştur. Kendi hareketimize özeleştirel bir yaklaşım gösterilmiştir. Bu yaklaşımın sonuçlarının önümüzdeki dönem çalışmalarımızda iyi bir yol gösterici olacağını da belirtmek isterim.
 
2010 yılının sonunda 2011 yılına girerken ulaşmak istediğimiz en önemli amacın Türkiye için yeni ve demokratik bir Anayasa olduğunu belirtmek isterim.
 
İlgili Bağlantı:
  

Etiketler: insan hakları
Nefret