22/08/2017 | Yazar: Ali Özbaş

‘Hey orası özgürlükler ülkesi ABD değil mi’ diyenler çıkacaktır elbette ama taşra taşradır, muhafazakârlık ve faşizm değişmez, homofobi de her yer ve zamanda vardır.

Ali Özbaş | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Ali Özbaş

“Hey orası özgürlükler ülkesi ABD değil mi” diyenler çıkacaktır elbette ama taşra taşradır, muhafazakârlık ve faşizm değişmez, homofobi de her yer ve zamanda vardır.

Bir film afişi ile ne kadar kandırır seyircisini, DVD ise alıcısını? İMDB sayfasında gördüğüm hiçbir afiş Türkiye’de çıkan DVD kapağını barındırmıyordu. Dolayısıyla dağıtımcısının filmi Türk seyircisine “aşk filmi” şeklinde yutturmaya çalıştığını düşünsem fesat biri olmam değil mi? “Yeniden Başla-Demolition”, “yıkım, yıkılma, imha” anlamına gelen ismini “yeniden başla” şeklinde değiştirseler de bu dert değil, filme ters bir isim değil sonuçta, ayrıca da birebir film isimleri Türkçeleştirilmiyor zaten her zaman. Ama afişindeki Jake Gyllenhaal’ın sırtına çıkmış Naomi Watts görüntüsü, iki gülen karakter fotosu açıkça aşk filmi izleyeceğinizi söylüyor. Oysaki bu ikili arasında çok güçlü bir ilişki yaşansa da asla bilinen, beklenen aşk ilişkisine dönüşmüyor. Neyse ki dönüşmüyor, bu sayede güçlü bir hikâyeyi, insanların yaralarını iyileştirme çabasını, dostluğun da aşk kadar iyileştirici, dönüştürücü, yeniden başlamaya teşvik edici olduğunu görüyoruz.

Araba sürmeyi her halükârda beceremeyen beni, filmlerde sürücü koltuğunda oturan kişinin dakikalarca yoldan gözünü ayırıp yanında ya da arkasında sohbet ettiği kişiye dönerek konuşması hep rahatsız eder, “bi önüne bak, önüne” derim her defasında. Nitekim burada da bu yanındakine dönerek konuşma bir trafik kazasına, ardından da ölüme yol açıyor.

Davis çok başarılı bir finans uzmanı olmakla birlikte, müteveffa karısının babasının ortağı olduğu bir şirkette çalışmaktadır. Bu kazadan kendisi burnu bile kanamadan kurtulmuştur. Herkesi şaşırtacak kadar kısa sürede işinin başına dönse de elbette yakın gelecekte bir duygu patlaması yaşamasının kaçınılmaz olduğunu biliyoruz.

Zamanla itiraf edeceği gibi karısının öldüğüne üzülememekte, ona olan sevgisini önceden kaybetmiş olduğunu düşünmektedir. Nitekim bulacağı bir zarf ile karısına ait bilmediği, anlayamadığı, fark edemediği sırlarının olduğunu görecektir.

Kaza sonrası hastanede karısından gelecek haberi beklerken çerez otomatına sıkışan siparişi sonrası, -zengin biri olmasına rağmen- yaşadığı travmayı paylaşma isteği sonucu, otomat firmasına yazdığı şikâyet mektubu uzun bir dertleşme mektubuna dönüşür. Aslında düşüncesi firmanın şikâyet mektuplarını kale almayacağı, hatta zaten okuyan birinin olmayacağıdır. Bir psikoloğa gitmektense bu mektuba yazdıkları ile rahatlamak istemektedir. Oysa müşteri temsilcisi Karen, okuyup etkilendiği mektupların sonucunda bir gece yarısı Davis’i arar. Bu da yeni bir ilişkiye yol açar. Ama aşktan farklı dostlukla aşk arası bir ilişkiye. Oğlu ile yaşayan Karen patronu ile de ilişki yaşamaktadır ancak sevgi içermeyen bir ilişkidir bu.

Karen, 15 yaşında olup, 12 yaşında gibi gösteren ama 21 yaşındaki biri gibi konuşan oğlu Chris’ten bahsettiğinde önemli bir yer tutacağını tahmin ettiğimiz delikanlı filmde Karen’den daha fazla yer almakta nitekim.

Davis kaza ve cenazenin hemen sonrası işinin başına dönse de sonrasında gittikçe işinden uzaklaşmaya başlar. Bir gün işe doğru yol alırken görüp kendisi para vererek aralarına katıldığı bina yıkım ekibiyle yıkım işlerine başladığında harcadığı fiziksel gücün yanında indirdiği her balyozla içinde bir kötücül şeyi öldürdüğünü fark edince kendi işinin yanı sıra sürekli takıldığı bir iş haline gelir bu. Ama yetmez kendine. Gittikçe daha agresif olur. İşyerinde tuvaletteki kabin kapısından bozulan bilgisayarına kadar her şeyi imha etmeye, yıkıp parçalamaya başlar. Gerekçesi vardır: “ama bozuk, ama ses çıkarıyor, ama sorunlu…” Oysa anlık rahatlamalar sağlasa da sadece imha etmek sorunu çözmemekte, boşluk yaratmaktadır. Son noktada kendi evine birlikte gittiği Chris’in de eline bir balyoz verir. İki kafadar yıkıp dökmeye başladıkça aralarındaki bağ daha kuvvetlenecektir.

İlk gördüğümüz anda tırnaklarındaki siyah ojeler ile gotik bir tarz çizse de aklımıza düşürdüğü şeyi dile getirir Chris, “acaba ben gey miyim?”. Konuşmalarının sonucunda gey ya da biseksüel olduğu sonucuna varırlar. Ancak Davis’in önerisi bunu açık etmemesi, okulda hâlâ kızlardan hoşlanıyormuş gibi yapması, büyüyünce de büyük bir şehre gidip dilediği hayatı gönlünce yaşamasıdır. “Hey orası özgürlükler ülkesi ABD değil mi” diyenler çıkacaktır elbette ama taşra taşradır, muhafazakârlık ve faşizm değişmez, homofobi de her yer ve zamanda vardır. Nitekim bir partide hoşlandığı çocukla yakınlaşma hamlesi sonucu 6 kişi tarafından saldırıya uğrar. Yüzü ve bedeni büyük yaralar halindedir.

“Bundan sonra neysen o olarak yaşayacaksın ve ben senin yanında olacağım” diyen annenin evladını sahiplenmesi bir nebze de olsa acımızı dindiriyor. Ama işte homofobi, kendiliğinden iyileşmesi mümkün olmayan, tedavisi mümkün bir hastalık oysa. 6 kişinin biri de “napıyoz biz” demeden saldırırken bu yavrucağa, namuslarını kurtarmış olmanın huzuruyla yatmışlardır yataklarında, aileleri tarafından pışpışlanarak. Amerika Birleşik Devletleri'nde eşcinsel evlilik, 26 Haziran 2015'te Yüce Mahkeme tarafından çıkarılan Obergefell v. Hodges emsal kararıyla birlikte tüm eyaletlerde yasal hak olarak tanındı. Bu noktaya gelene kadar verilen mücadelelerin de etkisiyle toplumsal dönüşüm de var. Yıllar öncesinin evliliği destekleyenlerin oranı negatiften pozitife yükselmiş durumda. Değişen şeyler umut versin vermesine elbette ama sonuçta homofobi ortadan kalkmıyor.

Ama yönetmen Jean-Marc Vallée zaten her filminde fobileri görünür kılıyor. Bu durum fobileri ortadan kaldırmasa da farkındalık yaratıyor elbette. “Wild-Yaban”, “Sınırsızlar Kulübü-Dallas Buyers Club”, “C.R.A.Z.Y.-Çılgın “bu filmlerinden başlıcaları.

Yönetmeninden oyuncusuna, senaryosundan farklı tarzına kadar keyfinize keyif katarken, aşktan dostluğa, ebeveynlikten, aile bağlarına ukalalık taslamadan sözünü söyleyen bir film.

Ali Özbaş'ın sinema yazılarının tamamına ulaşmak için burayı ziyaret edebilirsiniz.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat
Nefret