07/09/2010 | Yazar: Serap Erdoğan

Karar veriyorum, Karar veriyorsun, Karar veriyor...  

Serap Erdoğan | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Serap Erdoğan

Karar veriyorum, Karar veriyorsun, Karar veriyor...  

Akşama karnıyarık mı pişirsem daha hafif bir şeyler mi hazırlasam; tatilde tek başıma Karadeniz yaylalarına mı uzansam ailemle mi birlikte olsam; evet mi desem hayır mı...? Gündelik hayatımızın belki de her anında kimi zaman biz bilinçli olarak farkına bile varmadan beynimiz durmaksızın ölçer biçer, seçer, karar verir. Sonuçta da verdiğimiz kararlar bizimle birlikte en az bir insanın daha hayatını etkiler. Hele söz konusu olan toplumun tümünü ilgilendirecek seçimlerse... Peki seçimlerimize karar verirken beynimizde neler oluyor?
Karar verme, beynin en önemli yürütücü işlevlerinden biri ve beynin temel olarak frontal korteks adı verilen kısmı olmak üzere pek çok bölgesinin birlikte çalışmasını, etkileşmesini gerektiren bir süreç. Çünkü aslında karar verirken önümüzdeki verileri kurallarını geçmiş deneyimlerimizin –ki burada belleğimize büyük iş düşüyor- şekillendirdiği bir analizden geçiriyoruz. Bu analiz de her aşamada farklı beyin hücrelerinin aktive olmasını gerektiriyor. Belleğimizdeki bilgiler için temel olarak hipokampüs, eşlik eden hislerimiz için amigdala/limbik sistem nihayetinde ayıklayan, arttıran, azaltan, birleştiren ve yeniden şekillendiren bir yönetmen gibi çalışan frontal kortekse elde ettiği verileri gönderiyor. Ve öyle ki kimi zaman biz daha kararımızı vermediğimi düşünürken bile kararımız çoktan şekillenmiş oluyor!

Öngörülen, şekillenen kararlar
Yakın zamanda yapılan bir çalışmada Londra Üniversitesi’nden bilişsel nörobilimciler Tali Sharot, Benedetto De Martino ve Raymond Dolan, tatil güzergahları üzerinde düşünmeleri istenen 13 gönüllünün beyin işlevsel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kayıtlarını almışlar. Görüntüleme sırasında katılımcılar ülkelerden hangisine gitmenin kendilerini ne kadar mutlu edeceği hakkında bir derecelendirme yapmışlar. Eşit puan verdikleri ülkeler arasında ise seçim yapmaları istenmiş. Geçmişteki çalışmalarda ödül beklentisi ile ilişkili olduğu gösterilen, beynin kaudat nukleus isimli kısmının aktivitesinin takip edilerek seçimlerinin öngörülebildiği gösterilmiştir! The Journal of Neuroscience dergisinin mart 2009 sayısında yayınlanan verilere göre katılımcılar, her iki ülkeye de aynı puanı verseler bile ilk görüntüleme sırasında hangi ülkeyi incelerken kaudat nukleusları daha fazla aktivite gösterdiyse, karar vermeleri istendiğinde o ülkeyi seçmişlerdir.

Biz daha farkına bile varmadan belli olan kararlarımız, şekillendirilebiliyor aslında. Çünkü çoğunluğa uyum sağlamak bir şekilde insanoğlunun tercih ettiği bir tutum. Swarthmore Üniversitesi’nden psikolog Solomon Asch, bu alanda bir dönüm noktası olan 1951 tarihli çalışmasında, insanların nesnel gerçeklerle ilgili düşüncelerini bile (bir kağıda çizilmiş iki çizgiden hangisinin daha büyük olduğu gibi) grubun ortak görüşüne uyarak değiştirebildiklerini göstermiştir. Grubun yani çoğunluğun görüşünün açıkça yanlış olduğu durumlarda bile böyle olmakta. Bilimciler bu durumu, uyum sağlamanın insanın kendisini sosyal olarak daha kabul edilebilir, bu durumda da daha güvenli hissetmesini sağladığı şeklinde yorumluyor. Diğer deneylerde de genel görüşün aksini söylemenin ya da o şekilde davranmanın ise anksiyeteye ve kişinin zihninde karmaşaya yol açtığı gösterilmiştir.
 
Ve duygular...
Politik psikolojide duygularla ilgili çalışmalar önemli bir yere sahip, çünkü siyaset sahnesindeki durum en az düşünceler kadar duygulardan da etkilenmekte. Duygular politik bilginin edinilmesi, değerlendirilmesi ve kullanılması süreçlerinde işe karışıyor. Duygulanım ve duygudurum ayrıca kodlama, sağlamlaştırma ve geri çağırma gibi bellek süreçlerine de etki ediyor. Seçmenlerin seçim sırasında uygun kararlar verebilmelerinde adaylarla ya da partileriyle ilgili bilgileri uygun bir şekilde işleyebilmeleri ve hatırlayabilmeleri önemli rol oynuyor. Bu nedenle de politik psikolojide, seçmenlerin kendilerine sunulan bilgilere duygusal olarak nasıl bir tepki gösterdiklerinin ve bu duyguların bilgi edinme ve hatırlama süreçlerine nasıl etki ettiğinin anlaşılması üzerinde çokça durulan bir konu.

Political Psychology dergisinde 2009 yılında yayınlanan Civettini ve Redlawsk tarafından kaleme alınan makalede temel olarak üç varsayım öne sürülmekte:
1-Seçmenin adaylarla ilgili genel duygularıyla uyumlu olmayan bir bilginin hatırlanma olasılığı daha yüksektir,
2-Adaylarla ilgili bilgilerden seçmende anksiyete yaratan bilgiler daha iyi hatırlanmaktadır ya da herhangi bir duygu uyandıran bilgiler, duygusal tepki yaratmayan bilgilerden daha iyi hatırlanmaktadır,
3-Adaylarla ilgili anksiyete yaratan bilgilerin üzerinden zaman geçtikten sonra gerçeğe uygun bir şekilde hatırlanma olasılıkları diğer bilgilerden daha yüksektir.
 
Yazarların anksiyeteye bu denli odaklanmalarının birkaç nedeni bulunmakta. Anksiyetenin öğrenme, dolayısıyla da dikkat ve bellek süreçlerine etkileri ile ilgili çeşitli görüşler mevcut. Bir taraftan anksiyete yaratan bir durumun evrimsel açıdan bakıldığında, korunmaya yönelik dürtülerle dikkati ve öğrenmeyi arttırdığı düşünülmekte. Diğer taraftan ise stresin hatırlamayı olumsuz etkilediği bilinmekte.  Öyle ki görüntüleme çalışmalarında duygusal açıdan rahatsızlık yaratıcı imajların beynin emosyonel işlemleme bölgelerindeki aktiviteyi arttırırken, çalışma belleğinin aktivitesinin azaldığı gösterilmiş. Bu bilgiler doğrultusunda anksiyeteli seçmenlerin partilerin verdikleri mesajlara daha çok dikkat ettikleri ancak oylarıyla ilgili karar verirken bu bilgileri etkin bir şekilde hatırlayamadıkları ileri sürülmektedir.
Civettini ve Redlawsk, varsayımlarını sınamak için bir seçim sürecini simüle ettikleri bir deney yapmışlar. Sonuçta buldukları, olumlu ya da olumsuz herhangi bir duygu yaratan bilgilerin seçmenler tarafından daha iyi hatırlandığı yönünde. Anksiyetenin bu duygular arasında ayrıcalıklı bir yere sahip olduğuna dair ise bir kanıt elde edememişler.

Başka çalışmaların gösterdiği önemli bir bulgu daha var: Bir seçim sürecinde bir adayla ilgili halihazırdaki duygularımızla çelişen bir bilgiyle karşılaştığımızda o bilgiye daha çok dikkat ediyoruz. Örneğin politikalarında çevre konularına yer vermeyen bir partinin adayı bir doğa koruma planı ile ortaya çıktığında, genel politikalarıyla uyumlu konularda verdiği demeçlerden daha çok dikkat çekiyor.

Sonuç olarak en basitinden en zorlayıcısına kadar verdiğimiz tüm kararlarda beynimiz pek çok işlevin bir arada kullanıldığı karmaşık bir süreçten geçiyor. Bu sürecin hangi aşamasına ne şekilde etki edilebileceğini bilmenin toplumsal kararları şekillendirmeye çalışanlar için ne denli önemli olacağı ortada. Bir bilgiyi öğrenme ve sonrasında onu hatırlama aşamalarında, o bilgiye eşlik eden bir duygumuzun olması bilginin kullanılabilirliğini etkiliyor. Ve bir adayla ilgili genel algımızın dışında bir durumla karşılaştığımızda daha çok dikkat kesiliyoruz. Bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış bu sonuçları aklımızın bir kenarında tutarsak; 12 Eylül’ün mirasçısı bir zihniyetin işkence kurbanlarının ardından döktüğü gözyaşlarının tüylerimizi diken diken edişi sizce de daha anlaşılır hale gelmiyor mu?!

“Şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim için. Bu da çok üzücü. Ama senin saçların altın sarısı. Beni evcilleştirdiğini bir düşün! Buğday da altın sarısı. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben, buğday tarlalarında esen rüzgarın sesini de seveceğim...” Bu satırlar pek çoğunuzun hatırlayacağı gibi, Saint-Exupéry’nin Küçük Prens’indeki tilkinin sözleri. Tilki sonunda ağlayacak da olsa, buğday başaklarının sarısının kendisine anımsatacağı bir şeyler olması için evcilleştirilmeyi seçmişti. Peki siz hissettiklerinize bir değişim yaratacak ya da bir değişim yaratılacağına inanacak kadar güveniyor musunuz? Geleceğimizi şekillendirecek adımları atarken belleğimizin izlerini sürüyoruz ve bilim bize gösteriyor ki o yoldaki en kalıcı taşlar duygularımızla yerleştirdiklerimiz. Ama işte o en kalıcı taşlar aklımızı yoldan çıkaracak en oynak taşlara da dönüşebiliyor. Aman dikkat!
 

Etiketler: insan hakları, sağlık
Nefret