28/05/2012 | Yazar: Selçuk Candansayar

Cemaat toplumsal alanda bireye dayatılan totaliter olana boyun eğ çağrısının asli taşıyıcısı olmuş durumda. Tüm totaliter yapılar gibi de gücü arttıkça güçsüzlük korkularına kapılan ve korkusunu kibirle örtmeye çalışan, kendisinden olmayanları kendisinin varkalımına tehdit, dolayısıyla yok edilmesi gereken düşman olarak gören kibir.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
Geçen hafta Cemaat’in liderinden başka hiç kimsenin görev, yetki ve sorumluluklarının en azından resmi olarak bilinmemesinin onu doğu tipi (Müslüman) dini bir tarikat olmaktan çok modern kült örgüt yaptığını yazmıştım.
 
Cemaat’i modern bir iş örgütlenmesi yapan diğer önemli özelliği ise kendisine dahil olan ya da biat edenin akçesini artırırken, karşı olanın ya da ‘saygı göstermeyenin’ ekmeğini kesmesi. Üstelik o ekmeği kendisi vermese de.
 
Bu yapının en çok görünür olduğu alan medya, ama görünür olan tıpkı buzdağının su üzerindeki bölümü kadar. Altı üstü maç heyecanıyla atılan bir twit Ergün Babahan’ı yarım saat içinde işinden edebildi. Ruşen Çakır, en çok konuşulan olaylardan birini tarafsız bir dille bile haber yapmaya kalktığında, ekmeğinden olmasının an meselesi olduğuna kanaat getirdi hemen herkes. Taraflı yazmalıydı çünkü ve tarafı Cemaat’i incitmemek, kızdırmamak olmalıydı!
 
Buzdağının görünmeyen bölümünde ise iş ve güç olanaklarının ancak ve ancak Cemaat’in onayına bağlandığı bir toplumsal örgütlenme ağı örülmüş durumda. Bu günlerde bu ülkede ‘bir şey’ olmak istiyorsan Cemaat’e yanaşmak zorundasın ilkesi, hayatın her alanına sızmış ve toplumsal kabul görmüş durumda.
 
Bir ağ gibi toplumu sardığı açık olan ve aynı zamanda da kimse tarafından resmi olarak kabul edilmeyen örgütlenme tarzının kadim örneği Masonik tarzdır. Bu anlamda ortada paradoks bir durum var. Cemaat’in çalışma ve örgütlenme tarzı, üyelerinin kahir ekseriyetinin adını duyduğunda tüylerinin diken diken olduğu Masonluğu taklit ediyor.
 
Cemaat’le Masonik yapılanmayı benzeştiren bir diğer önemli özellik ise içine dahil olma sürecinin işleme biçimi. Her iki yapı da içine almaya kendisinin karar verdiklerine büyük bir hoşgörüyle yaklaşırken, yapıya katılmaya kendi kendine istekli olanlara karşı ise ciddi bir eleme süreci dayatıyor.
Eskiden herhangi bir alanda başarılı olan ve yetenekli olduğu düşünülenlere yaşadıkları yerdeki Mason Locası amiyane tabiriyle kancayı takar ve Loca’ya girerse önünde bütün kapıların açılacağını bildirirdi. Kendi başına Mason olmak isteyenler ise uzun süre kime başvuracaklarını bulmaya çalışır, diyelim bir muhatap buldular çetin bir eleme sürecine tabi tutulduktan sonra o da belki kabul edilirlerdi.
 
Birkaç yıl öncesine kadar Cemaat içine almak istediği ‘başarılı ve yetenekli’ olduğunu düşündüğü kişilere de aynı şekilde yaklaşıyordu. Bu yaklaşma tarzında belirleyici olan dini, politik ya da ekonomik değişkenler değil, başarılı olma ya da bu potansiyele sahip görünmeydi. Tıpkı sıkı bir Ateist olmanın, şu ya da bu dine sofu düzeyde bağlı olmanın Masonluğa davete engel olmaması gibi, soldan sağdan ortadan olmak da Cemaat’in bağlantıya geçmesine engel olmuyordu.
 
Şimdilerde ise Cemaat neredeyse kendisine başvuranları zorlu bir imtihan sürecine tabi tutmakla kalmıyor aynı zamanda sadece bağlı olanları değil, bir ilişkisi olmayanları bile denetim altında tutmaya çalışıyor. Üstelik bu denetimi kibirli bir kuşkuyla yapıyor.
Cemaat kendisiyle ilgili handiyse kutsal olana dokunulmaz tabusuna benzer bir dokunulmazlık, söz söylenmezlik kibriyle kurumlanıyor.
 
Bu algıyı güçlendiren sözü tutuklanırken Ahmet Şık söylemişti; dokunan yanar, diye. Toplumsal ağın geniş katmanlarında bu yanma hali iş ve aş bulamamak, ürünlerini satamamak, ihale alamamak vs gibi daha çok para ve iş konularında olurken politik katmanda ise ‘Ergenekoncu’ damgası ve ‘Silivri’ tehdidiyle biçimleniyor. Cemaat politik alan dışında ekmeği kesme tehdidiyle iş götürürken, politik alanda özgürlükten yoksun bırakma korkusunu salıyor.
 
Bu haliyle Cemaat toplumsal alanda bireye dayatılan totaliter olana boyun eğ çağrısının asli taşıyıcısı olmuş durumda. Tüm totaliter yapılar gibi de gücü arttıkça güçsüzlük korkularına kapılan ve korkusunu kibirle örtmeye çalışan, kendisinden olmayanları kendisinin varkalımına tehdit, dolayısıyla yok edilmesi gereken düşman olarak gören kibir. Ne diyelim Allah sonumuzu hayretsin!     

Etiketler:
Nefret