08/12/2013 | Yazar: Selçuk Candansayar

Kürt’e akıl verip hele de bunu paranın ucunu gösterirken, diğer elinde de çivili sopa tutarak yapmaya kalkanların, Kürtleri hiç anlamadıklarının ortaya çıkması için çok zaman gerekmeyecek gibi.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
Kürt’e akıl verip hele de bunu paranın ucunu gösterirken, diğer elinde de çivili sopa tutarak yapmaya kalkanların, Kürtleri hiç anlamadıklarının ortaya çıkması için çok zaman gerekmeyecek gibi.
 
Cumartesi günü Diyarbakır’da olup biten ya da henüz ‘yeni’ başlayan, görmezden gelmenin mümkün olmadığı bir olaydı. Gün ve gecesi boyunca televizyonlarda ‘patlatılan’, ‘attırılan’ yorumlar, derin çözümlemeler, pazar günü hele de iktidar yancısı köşecilerin salya sümük his fırtınaları içinde döktürdükleri yazılamaların ortak bileşkesi ise Kürt’e akıl verme yarışıydı.
 
Neden Kürde değil de Kürt’e? Çünkü yapıp edilenler dahi tam tersi bir durum olduğunun bizatihi tanıtı olsa da iktidar, Kürtleri yekpare bir bütün, tek bir yapı olarak göreceğini; kendisiyle işbirliğine girene Kürt, girmeyene ise ‘terörist’ diyeceğini de ilan etmiş oldu aynı gösteride. Barzani’nin de bu ilana neşe içinde imza attığı görüldü. Medeni Yıldırım’ın annesi Kürt olarak kabul edilmedi örneğin. Ne Erdoğan, Barzani ne Şiwan ne İbo ne de medya Kürt olarak saymadı Fehriye Yıldırım’ı; onu düğün halayına da bu yüzden çağırmadılar.
 
Rojava’dakiler Kürt değil, örneğin ve dağdakiler, Kandil ve İmralı’da Kürt değil, hem iktidar hem de Barzani için. En çok da Rojava Kürt değil! Erdoğan ve Barzani Habur’a 5 kapı daha açıyorlarmış. Aynı ikili, Rojava’nın Türkiye sınırına duvar örerken, Irak sınırını da kapatmakta anlaşmış durumdalar.
 
Böylece Erdoğan, Barzani ve bilumum yancıları Kürtlere Diyarbakır’dan şöyle seslendiler; Akıllı olun!
 
Akıllı olursanız para oluk gibi akacak, Kürdistan diyebileceksiniz, Şiwan’ınız türkü çığırırken siz halay çekebileceksiniz; olmadı Diyarbakır’ı da Amed yapıveririz, kim tutar elimizi; yetmedi en kocamanından bir Ahmet Kaya heykeli de kondururuz, artık İstasyon meydanı mı olur nereye isterseniz; bak bir akıllı olun siz de Barzani’nin heyeti gibi silme Lexus’larla tur atabileceksiniz Kürdistan’ınızda!...
 
Tabu, iktidarın kendisini var etmesi ve yeniden üretmesi için kurulur. Cumartesi günü Erdoğan’ın az biraz kekeleyerek de olsa Kürdistan demesinden hislenenlerin hali içler acısı. Tabuyu iktidarlar kurar ve iktidar için gözünü kırpmadan (Erdoğan azıcık kırptı) yine kendisi yıkar. Bin yıldır coğrafyanın bu bölümüne Kürdistan dendiğini bilmezlermiş gibi, Kürdistanı kendi kendine yasaklayanın yine kendi kendine yasaktan vazgeçmesine alkış tutanlar için ne denir, siz düşünün! Ha, şunu bileydin mi?
 
Tarihte özgürlük mücadelelerini, savaşlarını her daim ezilenler, solcular verir ama tam da devrim zamanlarında sağcılar, iktidarlar, ezenler barışı çalarlar. Cumartesi günü Diyarbakır’da, barış için onlarca yıldır mücadele eden, kan döküp, kanını döktürenler kurmaya çalıştıkları barışı çalmak isteyen iki iktidarla yüz yüze geldiler.
 
Kürdistan, sözcüğünü kullandığı için belki de yıllardır cezaevinde mahpus olanlar, Kürtçe konuştuğu için en ağır işkencelere maruz kalanlar cumartesi günü ne hissetmişlerdir acaba? Peki, türkülerini gizli gizli dinledikleri, dağın karanlık soğuğunda dizelerini mırıldandıkları, adının etrafında bir sihir halesi ördükleri Şiwan’larını, İboyla el ele göbek attırırken gördüklerinde?
 
Kürt’e akıl verip hele de bunu paranın ucunu gösterirken, diğer elinde de çivili sopa tutarak yapmaya kalkanların, Kürtleri hiç anlamadıklarının ortaya çıkması için çok zaman gerekmeyecek gibi. Cumartesi gününün en hayırlı sonucu Türkiye ve Ortadoğu halklarına bir tek ‘Kürt’ olmadığını göstermesi olacak. Kürtler de çeşit çeşit, tıpkı Türkler, Rumlar, Yunanlar, Yahudiler, Araplar gibi. Sağcısı var solcusu var, işbirlikçisi haini var, özgürlük savaşçısı, sosyalisti var kapitalisti, dincisi, faşisti.
 
Sosyalistler, solcular, özgürlükçüler cumartesi günü, barışlarını ancak birleşerek çaldırtmayabileceklerini görmüşlerdir, belki…

Etiketler:
Nefret