23/01/2009 | Yazar: Kemal Ördek

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek


Kaos GL muhabiri Kemal Ördek, Obama’nın ilk röportajı verdiği LGBT yayın organı The Advocate dergisinin politika editörü Kerry Eleveld ile ABD'de LGBT tabanlı medya ve sorunları, LGBT politik gündemi, Obama, vb. konularda görüştü.

Öncelikle, okuyucularımıza kendinizi tanıtabilir misiniz?

Adım Kerry Eleveld ve The Advocate adlı derginin politika editörüyüm. On yıldan fazla bir süreden beri gazetecilik yapıyorum ve bunun son üç yılını eşcinsel yayım ve yayın organlarında LGBT konularıyla ilgili haberler yaparak geçirdim.

Bir süredir, LGBT medya organlarında çalıştığınızı belirttiniz. LGBT tabanlı medya içindeki kariyeriniz boyunca, ne gibi süreçleri (sürprizler, problemler, motivasyonlar, vs.) deneyimlediğinizi bize aktarabilir misiniz?

LGBT medya içerisindeki kariyerimin süresi aslında göreceli olarak kısa ve kendimi LGBT haber organları için çalışan yeni dalga gazeteciler içinde görüyorum. Bir dereceye kadar, birinci dalga gazeteciler daha sonradan gazetecilik yapmaya başlayan aktivistlerden oluşuyordu ve hiçbir ana akım medyanın ele almayacağı hikâyeleri haberleştirdiler, ele aldılar. ABD’de bugün, ana akım medya gey ve lezbiyen haberlerini isteyerek yayımlıyorlar; fakat bazen konuları çok iyi anlayamıyorlar ve kendisini eşcinsel hikâyelerini haberleştirmeye adamış muhabirleri de yok. Yani gördüğüm kadarıyla, eşcinsel tabanlı medya organları şimdi artık eskisi gibi öncelikle LGBT hikâyelerini haberleştirmek derdinde değil; yerine, diğer medya organları ile yarışarak ulusal düzeyde tartışmaya dâhil olan konuların çerçevesi içinde bu hikâyeleri ele alıyorlar.

Üzerinde yürüdüğüm çizgide en çok mücadele ettiğim konu ise aktivizm ile gazetecilik arasında kalmam oldu. Kendimi LGBT hakları için mücadele eden bir yazar/muhabir olarak görmektense, öncelikli olarak eşcinsel konularını ele alan ve bu konulardaki gerçekleri okuyucularıma ulaştırmaya çalışan bir gazeteci olarak düşünmek daha yararlı oluyor. LGBT bireyler bazen benden, çıkarlarımıza hizmet etmek amaçlı haberler yapıp eşcinsel dostu olmayan politikacıları gözler önüne sererek, daha çok bir aktivist gibi davranmamı bekliyorlar. Bu anlamda çok tepkisel olmamaya özen gösteriyorum ve 10-20 yıl önce bu tarz habercilik yaklaşımlarının önemli olduğunu düşünmeme rağmen, şu an politik düzlemde daha objektif bir tutum sergileyerek LGBT toplumuna daha çok hizmet ettiğimi düşünüyorum. Böylece, örneğin, kendileri hakkında kişisel eleştiriler yazmaktansa, politikacıların neden eşcinsel karşıtı politika yürüttüklerini ve bu tutumlarının kendi politik kariyerlerine zarar verip vermediğini aydınlatmanın çabası içindeyim.

Ama zamanında, başkan seçilen Obama’nın resmen göreve başlama töreninde Evanjelik bakan Rick Warren’i dua etmesi için seçtiğinde olduğu gibi, kendimi kişisel düşüncelerimi aktaran yazılar yazma mecburiyetinde de hissettim.

ABD’de LGBT gündemi ile ilgili habercilik yapan gazetecilerin karşılaştıkları temel sorunlar nelerdir?

Aslında, gerçekten sorumlu ve bilgili bir şekilde ele alabileceğimizden daha fazla haberin olması, bence en büyük problem. Bu, ABD’deki bütün haber kaynakları için geçerli olan bir durum çünkü haber endüstrisi bir geçiş döneminde. Sadece geçen yıl içerisinde, binlerce gazetecinin büyük gazete ve yayın kuruluşlarındaki işlerine son verildi. Bu, daha az kalifiye muhabirin daha fazla haberi ele almaya çalışması demek.

Birçok LGBT haber organı zaten kemikleşmiş personele sahip – ana akım medyadakilerden çok daha azı – ve hâlâ bizlerin hakları bağlamında birçok olumlu adım (bazı güncel kötüleşmelerle beraber) atılıyor. Yani, bu ayrıca LGBT gazeteciler için de hâlâ devam ettirilmesi gereken bir mücadele çünkü çok azız.

Güzel haber ise şu: eşcinsel haber kaynaklarında çalışan gazeteciler, benim gibi, politikacı ve liderlere erişmede, önceden olmadığı kadar rahatız.

Ana akım medyada çalışanlar düşünüldüğünde, işi doğru ve ciddi yapmakta karşılaştıkları en büyük problemlerinden biri LGBT konuları hakkında yeterince bilgi sahibi olmamalarıdır. Şunu belirtmeliyim ki, ana akım gazete ve haber kanallarında çok fazla eşcinsel muhabir ve editör çalışmakta ve birçoğu çalışma arkadaşları tarafınan biliniyor, seslendikleri kitlenin pek haberi olmasa da. Mesela, The New York Times’ın Barack Obama ve Hillary Clinton’ı 2008 seçim kampanyası sürecinde izlemeleri için seçtiği iki önemli muhabir de eşcinsel erkeklerdi. Buna rağmen, ana akım medyada görev yapan eşcinsel muhabirler bile LGBT konularında düzgün iş çıkaramıyorlar, zira başka konulara daha çok odaklanıyorlar.

Biraz politika... Nisan 2008’de, başkan seçilen Obama ile ses getiren bir röportaj gerçekleştirdiniz. LGBT yayın organlarına seçim kampanyası sürecinden birçok defa röportaj veren rakibi Hillary Clinton’ın aksine Obama, sadece The Advocate’ı tercih etti. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Hillary Clinton’ın Obama’ya göre eşcinsel medyaya daha açık olduğu doğru; ancak bu tavrını Obama karşısında güçlü olduğu zemini kaybetmeye başladığında takındı. Bu politikacıların yaptığı bir şeydir, yarışı geriden takip ederken kendilerine soru sorma niyetinde olan herkese röportaj verirler çünkü kendilerini sergilemek isterler ve kaybedecek bir şeyleri yoktur. Diğer bir deyişle, kendini sergilemek sorulara beceriksizce cevap verme veya çelişkili bir şey söyleme riskini taşır. Clinton, yarışta hâlâ kazanma şansı varken The Advocate’a sadece bir adet röportaj verdi ve Obama’nın gerisine düştüğünde başka röportajlar vermeye başladı. Politika strateji demektir ve Hillary Clinton medyaya yaklaşımında gayet stratejik davrandı. Sonunda yarışı kaybetti.

Obama, LGBT medyaya verdiği röportaj sayısını sınırlı tuttu, bu doğru; ancak bu favori aday olması ile ilgili bir durum. Daha çok soru cevaplamanız demek, daha çok hata yapmanız demektir; böylece kendinizi daha az göstermeniz gerekir medyada. Obama The Advocate’a toplamda iki defa röportaj verdi – herhangi bir oylamanın yapılmadığı 2007 senesi Ekim’inde ve 2008 Nisan’ında, kampanyayı kazanması kesin iken ve LGBT camiasından kendisine ulaşılamadığı iddiası geldiğinde. Daha sonra, adaylığı kesinleştiğinde, Kuzey Karolina’dan The Washington Blade ve Philedelphia Gay News gibi daha küçük birçok haftalık dergiye röportaj verdi. Sanırım, eşcinsel hakları aktivistlerinden gelen yoğun baskı, başka röportajlar vermesiyle sonuçlandı.

Peki, neden ilk röportajı bize verdi? Bir açıdan, kendisinin basın ekibiyle iyi ilişkiler kurmam sebep oldu. Benim kim olduğumu biliyorlardı; dürüst ve adil bir muhabir olduğumu düşündüler. İkinci olarak ise, The Advocate, ulusa eşcinsel haberleri ile ilgili ulaşan en eski haber organı ve en çok okuyucuya ulaşan LGBT haber aracı. Yani, tek bir defada, en fazla LGBT okuyucuya ulaşmak gibi bir niyetleri olduğunu bilmek, sizin sorunuzu cevaplamaya yardımcı olacaktır.

Sizce, Obama’nın size verdiği röportajda açıkladığı, LGBT gündemiyle ilgili planları yeterli miydi? Obama’nın LGBT sorunlarını ortadan kaldırmaya yönelik önerilerine inanıyor musunuz? Samimi buldunuz mu kendisini?

Bunlar bir oturuşta cevaplanması zor olan sorular. Gerçekte, bugüne kadar sorduğunuz sorularla ilgili birçok haber yaptım.

Öncelikle, politikacılar önceden hesap yapan akıllı insanlardır – bu kendilerinin kariyerleri boyunca yükselmeleri için gerekli olan bir özelliktir. Şimdi, bazı politikacılar diğerlerine göre daha az samimi insanlardır ve seçilebilmek adına her türlü şeyi söyleyebilirler; fakat bazıları da vardır ki yalan söylememek ve ellerinden geldiğince dürüst bilgi vermek adına çaba harcarlar. Diğer taraftan, gerçekten doğru fikirlerini aktaran ve yapabilecekleri konusunda gerçekçi olan çok çok az politikacı vardır.

LGBT toplumu adına Obama ile 25 dakika karşılıklı oturup söyleşerek ciddi bir iş başardık. Birçok ana akım medya muhabiri – The Associated Press’te çalışanlar bile – Obama ile seçim sürecinde böylesi özel bir röportaj yapamadı.

Obama’nın verdiği cevaplar, bence, LGBT konuları ile ilgili ciddi bir bilgi birikimine sahip olduğunu gösterir nitelikteydi. LGBT toplumunun talepleri ve öncelikleri noktasında ciddi bir entelektüel anlayışa sahip idi ve anladığım kadarıyla diyebilirim ki ülkedeki eşcinsel hakları mücadelesini siyahların hak mücadeleleri ile ciddi şekilde kıyaslayıp karşılaştırarark belli bir donanıma sahip olduğunu gösterdi.

Bugüne değin, Obama’nın eşcinsel hakları karşıtı bir söylem geliştirdiğini söyleyebilir miyim emin değilim. Eşcinsel evliliklerine karşı olduğu doğru; fakat bu LGBT aktivistlerinin taleplerine uygun düşmeyen tek konu.

Samimiyet konusunda – bir politikacının samimiyetinin sorgulanmasının zor ve aslında gereksiz olduğunu düşünüyorum. Asıl ilgilendiğim konu, bundan sonra Obama’nın seçim sürecinde söylediği gibi pro-LGBT politikaları izleyip izlemeyeceğidir. Sadece zaman bunu gösterecek. Tahminimce, yeterince toplumsal desteğe hâlihazırda sahip olan konularla ilgili politikalarını gerçekleştireceğidir; mesela LGBT Amerikalıları da kapsayacak şekilde kadınların, farklı renkte vatandaşların ve dini cemaatlerin zaten dâhil olduğu nefret suçları yasasının kapsamının genişletilmesi gibi.

Diğer tasarılar, mesela ‘sorma-söyleme’ yasasının kaldırılması gibi, daha uzun süre alabilir ve hatta Obama’nın ilk görev döneminde gerçekleştirilmeyebilir bile. Bu kendisinin eşcinseller lehine ne kadar politik sermaye harcayacağı ile sonuca bağlanacak bir konudur.

Diğer bir değinilmesi gereken nokta ise, Obama’nın bugüne dek LGBT haklarını geliştirmek noktasında ABD tarihinin tecrübe ettiği diğer bütün liderlerden daha dengeli bir isim ve zamanın uygunluğu ve Amerikan halkının artan hassasiyetleri sebebiyle de bu şekilde davranacak gibi görünüyor. Şu da doğru bir tespit olur: Obama görevini bitirdiğinde bazı LGBT bireyler kendisinin LGBT konusundaki politikaları sebebiyle mutlu olacaklardır; diğer taraftan bazıları da kendisinin daha fazla şey başarabileceğini söyleyeceklerdir hayalkırıklığı içinde. Hiçbir zaman LGBT toplumunun bütününü tatmin edemezsiniz; zira biz inatçı ve sözünü sakınmaz bir topluluğuz.

Kariyeriniz boyunca tanıklığını ettiğiniz, LGBT bireylerin haklarını iyileştirmek adına adım atan hangi hükümet ya da lider sizce daha hırslıydı bu konuda? Hangi açıdan?

Bill Clinton, açıkça söyleyebilirim ki bugüne kadar karşımıza çıkan en LGBT-dostu başkan idi ve ayrıca konuşmalarında eşcinsel haklarından bahsedip açıkça eşcinsel fon sağlayıcı derneklerin toplantılarına katılan ilk başkan adayı idi. Ulusal anlamda görünürlüğümüzü artıran ve kapsayan, önemli ve büyük bir adımdı bu. Bence yüreği doğru yerdeydi fakat politika yürütmeye geldiğinde duraksamaya başladı. En alt noktada, politik kariyerini devam ettirebilmek adına eşcinsel hakları konusunda uzlaşmaya yönelmek niyetindeydi, işte bu sebeple daha önce de söylediğim gibi, bir politikacının samimiyetinden çok beni başarıları ilgilendiriyor. Bill Clinton, seçim kampanyası sürecinde eşcinsellerin askerlik yapabilmelerini engelleyen yasağı kaldırma yönünde adım atma politikasını savundu ve ‘sorma-söyleme’ şeklinde tanımladığımız eşcinsellerin orduda kimliklerini söylemedikleri sürece görev yapabilmelerini sağladı. Ayrıca, eşcinsel evlilikleri yasaklayan ve eyalet hükümetlerine bu evlilikleri reddetme hakkını tanıyan Evliliğin Korunması Yasası’nı onayladı. Başka eyaletlerde yasal olarak gerçekleştirilebilen eşcinsel evliliklerinin, diğer eyaletlerde reddedilebilmesinin yolu açıldı böylece.

Kısaca, Bill Clinton eşcinsel haklarını savunmak konusunda isteğini daha seçim sürecinden itibaren dile getirmişti ve bu tavrı, LGBT toplumunun görünürlük ve açıklığını sağlayan en önemli dönüm noktası oldu. Fakat pratik açıdan, çoğu LGBT birey kendisinin LGBT’leri önemsemediği noktasında birleşiyor

LGBT gündemini uzun sürelerden beri takip eden biri olarak, sizce, ABD’de çözüm bekleyen en önemli LGBT sorunları hangileridir?

En önemli sorun, diğer vatandaşların bizlerin aynı yasa tarafından ayrımcılığa uğradığımızı bilmemeleridir. Herkes gibi vergimizi ödüyoruz; fakat bütün eyaletlerden 2 tanesi haricinde, diğer hiçbirinde evlenme hakkı olan heteroseksüel çiftlere tanınan 1000+ hakları ve ayrıcalıklarından yararlanamıyoruz. Ölümümüzden sonra elde ettiğimiz emeklilik haklarından partnerlerimiz yararlanamıyor. Bütün ömrümüz boyunca federal sosyal güvenlik için ödeme yapıyoruz fakat öldüğümüzde partnerlerimiz bu ödemeleri elde edemiyorlar. Acil durumlarda getirildiğimiz hastanelerde partnerlerimizi görme hakkımız garanti altına alınmış değil. Bu listeyi uzatabildiğiniz kadar uzatabilirsiniz.

Obama’yı bekleyen yasal değişiklik önerileri tam görünürlük ve eşitlik açısından küçük adımlar. Nefret suçlarına yönelik korumanın LGBT bireyler lehine genişletilmesi, bizim hayatımızın da diğer baskılanan sosyal gruplarınki (kadınlar, siyahlar, Yahudiler, vs.) gibi önemli olduğunu gösteren sembolik bir önem taşıyor. İstihdamda Ayrımcılığın Önlenmesi Kanunu’nun geçirilmesiyle beraber, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği dolayısıyla işten kovulamayacağımızın garantisi elde edilmiş olacaktır.

Belki de en önemlisi, eşcinsellerin orduda açık kimlikleri ile görev yapabilmeleri olacaktır. Eşcinsellerin kendi ülke vatandaşlarını korumaları ve hatta bazen ölmelerine rağmen kendi iç gerçekliklerini reddetmek zorunda bırakılmaları ikiyüzlülüğün zirvesidir. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak şüphesiz, LGBT bireylerin eşitlik ve saygı özlemlerini gerçekleştirmekte önemli bir adım olacaktır.

Çok uzun zamandan beri eşcinsel evlilikler ile ilgili bir tartışma LGBT gündemini meşgul ediyor. Sizce çözüm nedir? Evliliğin Korunması Kanunu’nun tümden veya bazı bölümlerinin ortadan kaldırılması mı? Demokrat Kabine’nin Evliliğin Korunması Kanunu’yla ilgili tutumu sizce ne olacak?

Evlilik konusundaki eşitliği sağlayabilmek adına gümüş bir kurşuna sahip değilim. Federal seviyede, çok az insan bu kanunun gelecek dört yıl içerisinde kaldırılabileceğini düşünüyor. Bunun yerine, çoğu analist, evlilik noktasındaki eşitsizliklerin yavaşça ve zamanla, üzerinde ufak değişiklikler yapılarak – eşcinsel çalışanların partnerlerine sağlık güvencesi verilmesi, gibi – giderilebileceğini belirtiyorlar.

Bundan sonraki yıllar içerisinde, eşcinsel evlilik meselesinin gündemi yoğun biçimde meşgul edeceğini düşünüyorum.

Bazıları, LGBT bireylerin ABD’nin yeni siyahları olduğunu düşünüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konu kesinlikle çok provokatif ve dergimiz bu tartışmaya aslında ciddi şekilde katıldı. Benim kişisel düşüncem, her iki toplumsal hareket birbirinden farklı; paralel noktalara sahip olmalarına ve LGBT bireylerin Afro-Amerikan mücadelesinden öğreneceği çok şey olsa da, hangi grubun daha çok ezildiğini tartışmak her iki harekete de ciddi zararlar verecektir.

Dünya insan hakları aktivistleri ABD’nin de Aralık 2008’de, diğer 66 ülkenin imzaladığı BM’nin Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılığa Karşı Bildirisine imza atmasını beklediler; fakat bu gerçekleşmedi. ABD’nin eşitlik ve herkese saygı temel prensibi üzerine kurulmasına rağmen, bu bildiriye imza atmamasını nasıl değelendiriyorsunuz?

ABD’nin temel insan hakları noktasında 66 ülkenin imzacı olduğu bir bildiriyi savunmamasını savunmayacağım. Açıkçası, ABD’nin LGBT bireylerin hakları noktasında ilerlediği bir gerçek ve umarım bundan sonraki dört yıl içerisinde daha olumlu adımlar da atacağız. İnanıyorum ki yeni yönetim ABD’nin, uluslararası topluluğa olan yaklaşımını birçok noktada değiştirecektir, buna LGBT bireylerin hakları da dâhil.

Son olarak, LGBT gündemiyle ilgili haber yapan bizlere ne gibi önerilerde bulunursunuz? Ana akım medyada çalışan diğer bireylere göre daha çok ve ciddi problemlerle karşılaştığımız gözönünde bulundurulursa, bu sorunlara yönelik mücadelemizde işimize yarayacak ne gibi ipuçları verebilirsiniz?

Diğer ülkelerde çalışan, çabalayan LGBT muhabirlerin yaşadıkları problemleri tam anlamıyla bilmekten çok sadece tahmin edebiliyorum, bu sebeple öğüt vermekte tereddüt ediyorum. Ama yine de, şunları söyleyebilirim: kendinize dürüst olun, ülkenizdeki acil gelişmeler konusunda içgüdülerinize güvenin ve olaylara yönelik kendi duygusal ya da kişisel durumunuzu gözardı etmeye çalışarak okuyucularınıza yararlı ve alakalı olduğunu düşündüğünüz bilgileri sunun. İnsan olarak, gazeteci ve muhabirlerin kendi toplumsal sorumlulukları ve kişisel güvenlikleri noktasına eşit önem verme gibi bir zorunlulukları var. Bu ikisi arasındaki dengeyi bulmak bir zorunluluk ve her LGBT medya çalışanından beklenecek şeydir.


Etiketler: yaşam, dünyadan
Nefret