04/03/2009 | Yazar: Kemal Ördek

Mezar taşı olmayan derin yürekler ve ‘hayata inat’ annelerine...

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek

Mezar taşı olmayan derin yürekler ve ‘hayata inat’ annelerine...

Bu yazıyı okumadan önce, annenizi arayın ve kendisine şu soruyu sorun: ‘Anne, beni kaybetseydin ne hissederdin?’

Annenizin size vereceği cevap, evlatlarını faili meçhul (olmayan) cinayetlere kurban vermiş ya da gözaltında kaybetmiş annelerin Cumartesi günleri, İstanbul’da Galatasaray Lisesi önündeki sonsuz figanına denk düşecektir.

Onlarca yıldır süren bir kirli savaş ve bu savaşın yarattığı ‘kokuşmuş’ kadroların devleti yönettiği bir ülke... ‘Ülke bölünüyor!’ paranoyası içinde propagandasını yapan, bir halka herkesin alkışları içinde ‘zulmeden’, elleri kanlı paşalar, emniyet görevlileri ve ‘vatansever’ vatandaşlar... Perde arkasında kıs kıs gülen savaş baronları, ‘vatan-millet-Sakarya’ edebiyatının artık mide bulandıran ırkçı-faşist söylemleri... Çocukları sorgusuz sualsiz, ‘milli güvenlik’ adına ellerinden alınan anneler... 

Bu senaryoda olaylar zinciri, yargısız infazlar, devlet terörü, ağlayan anneler ve vicdanı yaralı bir toplum çerçevesinde gelişiyor. 

Anneliğin kutsal sayıldığı bir ülkede, en çok ağlayanın anneler olması ne hazin bir çelişkidir. Çocuk doğurmak, büyütmek, eve bakmak dışında bir de ‘ağlamak’ eklenmelidir, bu toprakların annelerinin görevleri arasına. 

Hele ki, ‘tehlikeli’ görülen bir etnik kimlik ya da ideolojik duruşa sahip evlatlarınız varsa, işte o zaman tek işiniz korkarak ağlamaktır. Ergenekon Devleti’nin muvazzaf ya da emekli ‘hakan’ları emrettiği ölçüde, ellerindeki kan herkesin eline bulaştığı sürece, anneler sadece ağlamalıdır.

Bir gün kapınız çalar, kapıdaki er, oğlunuzun karakola kadar gelmesi gerektiğini söyler. Oğlunuzu kendi ellerinizle ‘devlet’e teslim edersiniz; zira ‘devlet’ güvenliğimiz için çalışır. Aradan bir gün geçer, ikinci gün geçer; karakolu ararsınız. Oğlunuzu sorarsınız, yanıt olumsuzdur: ‘Oğlunuz, bu karakolda değil, nerede olduğunu da bilmiyoruz.’ Anlamaya çalışırsınız; ama artık cevapsızlıklar sürecinde, güvendiğiniz ‘devlet’e ‘kan’lar yağmıştır. Oğlunuzu bir daha göremezsiniz.

Ben ‘Cumartesi Anneleri’ yerine, ‘Barış Anneleri’ demeyi tercih ediyorum. Her Cumartesi bir araya gelenler, savaş kültürünün artık damarlarımıza enjekte edildiği bir toplumda, 205. defa ‘barış’ için seslerini yükseltiyorlar. Geçmişte çocukları öldürüldü, kendileri meydanlarda dövüldü, gözaltına alınıp işkence gördüler. Korkmuyorlar polisten ya da çocuklarının yaşadığı ölümleri tecrübe etmekten; zira artık kaybedecekleri bir şey yok. 

Herkes, ‘Ergenekon’ nedir, kimlerden oluşur, amacı nedir gibi safça sorular sorarken, kimse bu kadınların seslerini duymuyor. Halbuki, dinlemeleri gereken ilk ve en önemli grup ‘Barış Anneleri’. Başbakan, ‘derin devlet’ten samimi bir şekilde kurtulmak istiyorsa, yapması gereken tek şey, Cumartesi günleri saat 12.00’de, Galatasaray Lisesi’nin önünde olup bu kadınları dinlemektir. 

Darbelerin, Ergenekon’un, kirli siyasetin karşısında olan bütün gruplar, gazete köşelerinden ya da manşetlerden gündemi takip edeceklerine, bu kadınların yaşadıklarını onlardan dinleyerek, gerçekten bütün hukuksuzluklara karşı durabilirler.

Kışlalardan içeri giremeyen hukuk, hukuk değildir. Olsa olsa, yarım hukuktur. ‘Barış Anneleri’, herkesin yaşam hakkının garanti altında olduğu, failleri aslında çoktan belli olan cinayetlerin aydınlatılması için gereken mekanizmaları çalıştıran ve devleti/kışlayı değil, halkları koruyan bir ‘tam hukuk’ istiyorlar.

JİTEM, Özel Harp Dairesi, Ergenekon gibi yapılara dokunulmadıkça ve Fırat’ın doğusundaki toplu mezarlar ve Botaş kuyuları açılmadıkça, kimse bu ülkede hukukun üstünlüğünden ve yaşam hakkından bahsedemez. İşte bu sebeple, ‘Barış Anneleri’, ‘Failleri Belli, Kayıplar Bulunsun!’ diye isyan ediyorlar. 

Eşitsizliklere, adaletsizliğe, cinayetlere, kayıplara ve bütün bunların ‘devlet’ denilen aygıtın ‘aslında pek de temiz olmayan’ yöneticileri tarafından gerçekleştirilmesine karşı iseniz, her Cumartesi günü saat 12.00’de sizleri de, Galatasaray Lisesi önünde annelerimizle buluşmaya çağırıyorum.

Kemiğim, etim kapı önlerinde,

Can kayıp, can kayıp...

Allah'ım bu nasıl dünya,

Bu nasıl bir ayıp?

Ah, ben anayım!

Yanmaz canım dışardan, kora koysalar.

Ümidimi kaybedemezsiniz;

Ölsem de, ahım tarihi karalar...

Sezen Aksu – Cumartesi Türküsü


Etiketler: insan hakları
Nefret