01/04/2009 | Yazar: Kemal Ördek

Kendimi bildim bileli, bu topraklarda yaşanan adaletsizliklerin farkındayım. Ama son bir haftadır yaşanan iki olay, ‘artık yeter!’ deyip isyan edeceğim türden. 

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek

Kendimi bildim bileli, bu topraklarda yaşanan adaletsizliklerin farkındayım. Ama son bir haftadır yaşanan iki olay, ‘artık yeter!’ deyip isyan edeceğim türden. 

Muhsin Yazıcıoğlu’nun, seçim gezisi sırasında geçirdiği kazada öldüğü haberini aldık. Bugün, Kocatepe’deki cenaze namazına, devlet erkânı da dâhil olmak üzere onbinler katıldı. ‘Derin’lerden bir yerlerden, Yazıcıoğlu’na selam verdiler.
 
Diğer taraftan, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin, Pınar Selek için daha önceden 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararını bozarak, Selek’e 36 yıl ceza verilmesi gerektiğine hükmettiği haberini aldık.
 
Pınar’ın haberini aldığımda, birileri komplolarının açığa çıkmasından korktu galiba dedim kendi kendime. Şaşkın ve kızgındım. Hâlâ öyleyim. Pınar’ın ‘Mısır Çarşısı Bombacısı’ olarak lanse edilmesi ve üzerinden 8-9 yıl geçtikten sonra bu kâbusun yeniden ortaya çıkması, kolay kabul edebileceğim durumlar değil.
 
Aynı şekilde, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘kahraman’ ilan edilip, kendisi için resmi cenaze töreni düzenlenmesini kabullenemiyorum. Bu kadar mı ikiyüzlüyüz, bu kadar mı farkında değiliz geçmişte yaşanan ‘karanlık’ların diye sormak istiyorum, daha düne kadar insan hakları diye tutturan siyasetçilerimize, devletimize.
 
Pınar’ı şahsen tanımadan önce de, sonra da yaptıklarını takdir ettim, savundum. Hatırımda her zaman, feminist kadın mücadelesinin önemli figürlerinden biri olarak kalacak. Bir antimilitarist olarak, barış adına yaptığı konuşmalar, diğer herkes gibi benim için de yol gösterici oldu, bundan sonra da olacak.
 
Muhsin Yazıcıoğlu’nu ise, Maraş Katliamı’yla başlayan bir ‘katliamlar zinciri’ni yaratan ideolojinin aktörlerinden olarak bildim, öyle de kalacak aklımda. Çatlılar, Kırcılar, Tunceller; hepsinin Yazıcıoğlu şebekesinden olduğunu bilmeyen kaldı mı ki sanki? Hrant’ın katlinden, Sivas’a, Bahçelievler katliamına dek her yerde Yazıcıoğlu kokusu var. Türk-İslamcı, daha doğru ifadesiyle faşist ideolojinin baş aktörlerindendi kendisi.
 
Öyle bir ülke ki Türkiye, Pınar gibi barış-eşitlik-adalet söylemiyle faaliyet yürütenler ‘bombacı’, Yazıcıoğlu gibi eli kanlı ‘kara prens’ler ‘kahraman’ olabiliyor. Üstelik buna pek kimse de itiraz etmiyor. Hatta Yazıcıoğlu’nun karanlık geçmişini deşmeye çalışanlar, hemen ‘vatan haini’ suçlamasıyla karşılaşıyor.
 
Birkaç şeyi çok merak ediyorum: Ergenekon çetesinin peşini bırakmamaya yemin etmiş, devleti bu ‘kirli’ geçmişinden temizlemeye söz vermiş biri olarak Sayın Başbakan’ın, Yazıcıoğlu’nun görkemli cenaze törenine katılırken içi rahat mıydı? Yazıcıoğlu’nun ardından, ‘Adam gibi adamdı,’ diyen devletimin bakanları, hangi insan haklarından, hangi temiz siyasetten bahsediyorlar?
 
Merak ediyorum: Pınar’ı mahkeme salonlarıyla tanıştıran adalet, acaba hangi temiz devletin ya da kimlerin adaleti? Acaba, ‘yüce’ adalet, komplolardan medet umarak ‘barış’ insanlarını hapse tıkma derdine neden düşmektedir?
 
İşte böyle... Ölüm emri verenler omuzlarda, insan hakları savunucuları mahkeme salonları ya da hapislerde!
 
Sevgili Pınar, için rahat olsun, biz her zaman yanındayız. Kimin temiz, kimin kirli olduğunu herkes çok iyi biliyor ve korkuları da zaten bunun ortaya çıkması. Yaşadığın zorlu süreçleri atlatmış biri olarak, sen de biliyorsun, bunu da atlatacaksın. Varsın, köhnemiş vicdanları ile birileri ‘ilah’laştırılsın; gel biz, bir avuç insan, şen barış şarkılarımızı söylemeye devam edelim.

Biliyorsun, ‘geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar.’
 

Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret