16/01/2009 | Yazar: Kemal Ördek

''Zaman, ip ya da kırbaçla ölçülmüştür. Mekan, duvar ya da kafesle ölçülmüştür.

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek


''Zaman, ip ya da kırbaçla ölçülmüştür.

Mekan, duvar ya da kafesle ölçülmüştür.

Dünyayı kuran düzen, kardeş katliyle başlayan düzendir.

Ay ve yıldızlar, sultanın sandalyesi altında iki dirhemdir.''(1)

1945 İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında, batılı emperyalistlerin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmesi sürecinde karşımıza İsrail devletinin kuruluşu çıkar. Özellikle 1946’dan itibaren, tohumları atılan devletin inşaası, Filistinli Arapların yerlerinden edilmeleri ile sonuçlanır. Toprakları ellerinden alınan Araplar da, bu tarihlerden bugüne dek, direnişteler. İntifadalar tarihine dönüşen Filistin-İsrail ilişkileri tarihi, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel eşitsizliklerin Filistinliler aleyhine gerçekleştiği bir tarihtir. Bu sebepledir ki, Arafat’ın liderliğinde üne kavuşan El-Fetih ile Hamas gibi değişik oluşumlar, İsrail devletine yönelik mücadelelerini, sömürüldükleri ve işgal edildikleri yönündeki meşruiyet kazanma gerekçeleriyle beraber yürütmekteler.

Son günlerde Filistin topraklarında Hamas yönetimindeki Gazze’ye yönelik gerçekleştirilen, uluslararası hukuk ve insan hakları rejimlerini dikkate almayan ve yüzlerce Filistinlinin öldüğü saldırı, İsrail tarafından kendi topraklarına yönelik gerçekleşen Hamas tacizlerine yönelik meşru müdafaa olarak tanımlanıyor. Hamas’ı terörist bir örgüt olarak niteleyen İsrail ve Batılı emperyalistler, Hamas’ın beşeri ve maddi kaynaklarının kurutulması yolunda önlemler almak adına Filistinlileri öldürüyor, Gazze’ye yönelik her türlü ilaç, gıda, altyapı arzını yıllardır engelliyor. Bu adaletsiz politikalar ile beraber Hamas’ın pes edeceği, Gazze halkının da Hamas politikalarına olan desteğini çekeceği tahayyül ediliyor. Uluslararası ilişkiler terimleri ile konuşursak, Gazze’nin stratejik derinliğinin olmadığı ve Hamas yönetiminin politik desteğinin kıt olduğu, Gazze’ye saldırılarak realpolitik sebepler dolayısıyla önceden savunma mekanizmasının işletildiği, uluslararası terörizmin aktörlerinden birine darbe vurulduğu ve ülke savunması için gereken her türlü askeri-politik tedbirin alındığı iddia ediliyor.

Milli güvenliği askeri ve teritoryal güvenliğe endeksleyen realist uluslararası güvenlik politikaları, uzun zamandır ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Güvenliğin yeniden tanımlanması ile beraber, artık güvenliğin birey temelli düşünülmesi gerektiği eleştirel güvenlik bakış açıları tarafından savunuluyor. Örneklemek gerekirse güvenlik, Türkiye’nin satın aldığı silahlara harcadığı paranın fazlalığı ile değil, aksine Türkiye’de yaşayan bireylerin cebinden çıkan bu paraların kendi eğitim, sağlık, iş imkanları gibi alanlarda karşılaştıkları sorunlara harcanması halinde gerçekleşebilir.

Bu noktada düşündüğümüzde, İsrail’in bölgesel politikalarının, arzu ettiği (!?) gibi Filistin’de Hamas’ı, Lübnan’da Hizbullah’ı yok etme gibi bir şansı yoktur; aksine güçlendirici etkisi vardır. Zaten kendi varlık sebeplerini İsrail’in bölgesel emperyalizmi üzerinden meşrulaştıran bu gibi örgütler, İsrail’in her yayılmacı/saldırgan hamlesiyle kendi tabanlarını genişletmekte, ciddi eleştiriler alan İslamcı ideolojilerinin haklılığına olan toplumsal inancı pekiştirmekteler. Bununla birlikte, İsrail’in bütün bu hukuksuz/orantısız saldırıları, kendisinin her daim eleştirdiği İran gibi bölgesel güçlerin ekmeğine de yağ sürmektedir. Bölgesel güç dengeleri gözetildiğinde İran, Irak’ta Şiiler, Lübnan’da Hizbullah ile beraber bölgesel Şii hilalini oluşturmakta, Hamas ile olan tarihsel ilişkilerini daha da geliştirmektedir. İsrail saldırılarına cevap verebilmek adına Hamas İran’dan her türlü yardımı alırken İran Ortadoğu coğrafyasında daha da egemen hale gelmektedir. Görüleceği üzere, İsrail aslında kendi tarihsel ‘yok edilme paranoyası’ sebebiyle, askeri çözümlere başvururken, Ortadoğu halkları nezdinde kendisine olan nefreti ve dolayısıyla anti-semitist söylemlerini yüksek sesle telaffuz eden İran gibi bölgesel iktidarlara olan inancı güçlendirmektedir. Diğer bir deyişle İsrail, oraya buraya halkını korumak bahanesiyle saldırırken, uluslararası toplumun kendi halkına olan düşmanlığını daha görünür kılmaktadır. Bütün bölge coğrafyasında , daha fazla İsrail bayrağının yakılması anlamına gelmektedir bu.

Uluslararası silah ve petrol lobilerinin açıkça işine gelen ve dünya egemenlerinin yüzyıllardır uyguladığı sinsi politikaların son günlerdeki tezahürlerinden yalnızca bir tanesi olan bu senaryo ile beraber yaşanan sivil ölümlerine yönelik resmi tepkiler ise son derece ikiyüzlü. Yıllardır Filistin davasına gönül verdiklerini belirten Arap devletlerinin sesi soluğu kesilmiş, bölgede gerçekleşen katliamı umursamazlık içinde izlemekteler. İran’ın bölgesel hegemonyasını güçlendirmesinin araçlarından biri olan Hamas’tan kurtulmak derdinde olduklarını daha güzel ifade edemezlerdi herhalde. Mısır, batılı emperyalistlerle kolkola sözde ‘barış’ görüşmeleri yürütürken, Gazzeli Filistinlilere sınırları kapatarak onları ölüme terketmekte, yıllardır El-Fetih’e maddi manevi desteğini sunan Suudi Arabistan, El-Fetih düşmanı Hamas’ın yok edilişini keyifle takip etmekte. Türkiye ise, ikiyüzlü politikalarını devam ettirmekle yetinmekte. Yıllardır İsrail ile güvenlik anlaşmaları imzalayan devlet, silah ihalelerini devam ettirmekte, İsrailli savaş pilotlarını kendi topraklarında eğitmekte ve sadece populist söylemlerle İsrail’i kınadığını belirtmektedir. Diğer yandan Filistin gündemini fırsat bilip her zamanki gibi Kuzey Irak’ı bombalamaktadır. Bir halka yapılan zulmü kınarken, diğer bir halka karşı saldırı gerçekleştirmektedir.

Uluslararası camianın lokomotif güçleri ABD, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin gibi emperyalist devletler ise, yıllardır önerdikleri çözüm önerilerinin benzerlerini tartışmakta,
sorunun kökeni ile ilgili tek bir laf etmemektedirler. Sorunun kökeni olan İsrail’in tehditkar/militarist/emperyalist politikaları ile Filistin halkının sosyo-ekonomik, politik ve kültürel varlığını inkar, bu güçler tarafından hiçbir zaman konuşulmamaktadır. Çözüm için, İsrail’in meşru müdafaa safsatası ile her canı istediğinde bölgesel saldırılarını gerçekleştirmesinin, Hamas’a ya da diğer örgütlere kendilerini savunma hakkını verdiğini unutmadan politika üretilmesi gerektiği üzerinde durulmalı. Eğer halkının ciddi bir bölümü tarafından destekleniyorsa, Hamas’ın terörist bir örgüt olmadığının altının uluslararası toplum tarafından çizilmesi ve Hamas’a yönelik her türlü saldırının aslında Filistin halkına yönelik gerçekleştirildiğinin bilinciyle hareket edilmeli. Tüm bu politik ve toplumsal gerçekler konuşulmadan, bölgesel çıkarlarının motivasyonuyla konuşan bölgesel ve global egemenlerin kapalı kapılar ardında sundukları ‘çözüm’lerin, bölge halkıyla dalga geçme amacı dışında bir niyeti olamaz.

Amerikan kızılderilisinin ve Nazi soykırımını tecrübe eden Avrupalı Yahudilerin kendisinde dirildiğini gören Filistin halkı da, bu kanlı tarihin içinden sesleniyorlar ölümlerine seyirci kalanlara: ‘Ölüyoruz, anlasanıza!..’

1-Ali Ahmad Said (Adonis). New York’a Mezar. İstanbul: Varlık Yayınevi, 1989.


Etiketler: insan hakları, askerlik
Nefret