20/02/2013 | Yazar: Selçuk Candansayar

İnsan yığın içinde olmaya eğilimlidir hele de tedirginleştiğinde. Panik durumlarında ezilmeler biraz da herkesin çoğunluğun gittiği yöne seyirtmesinden kaynaklanır.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
İnsan yığın içinde olmaya eğilimlidir hele de tedirginleştiğinde. Panik durumlarında ezilmeler biraz da herkesin çoğunluğun gittiği yöne seyirtmesinden kaynaklanır.
 
Şimdiki zamanın Türkiye’sinde benzer bir ruh hali giderek yaygınlaşıyor. Hizaya girenler her geçen gün çoğalırken hizayı sorgulayanların sayısı azalıyor gibi görünüyor.
 
Seksenlerin sonu doksanların başı boyunca kibirli bir küçümseme deyimi vardı; ‘O da hidayete ermiş!...’ Kamusal tanınırlığı olan bazı kişilerin hayat tarzlarını bir anda bırakıp, daha ‘dindar’ bir tarza yöneldikleriyle ilgili haberler önce magazin sayfalarında yer bulmaya başlamıştı.
 
Küçümseme, bu kişilerin popülerliklerini yitirdikçe kimi zaman ünlerini korumak kimi zaman da ekmek parası için bu yola başvurdukları düşüncesine dayanıyordu. Doksanların sonuna doğru ‘dinci’ medyada özellikle de televizyon kanallarında boy gösterenlere yönelikti bu kibir. ‘Canım ne olacak başka dizilerde, filmlerde rol bulabilecek kadar çaplı değil, o da işte ancak buralarda oynayabilir’ den, ‘yazılarını, romanlarını yayımlatabilecek yer bulma olanağı yok ki, o yüzden bu kesime seslenmeye başladı’ya kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyordu, tepkiler.
 
O medya da bu durumun ayırtındaydı. ‘Hidayete erenler’ kamusal alanda kendilerini meşrulaştırmalarının bir aracı olurken, aynı zamanda da kendi kesimlerine yönelik ‘bakın bu kişiyi de kazandık’ böbürlenmesine olanak sağlıyordu.
 
Bu gün çok farklı. Artık iktidarda temerküz eden ideoloji, kendisine yandaş kazanma uğraşısını bir yana bırakmış, tersine içine almayı bir lütuf olarak göstermeye başlamış durumda.
 
Dur bakalım, öyle ha deyince seni kabul etmeyiz artık. Önce seni içimize almamızı hak etmelisin. Bunun için sınavlardan geçmelisin. Ne malum sadece yaranmak ve çıkar elde etmek için bize yanaşmadığın! Önce inandırmalısın bizi. Senin bize sadık bir bende olduğuna inanmamız için de ‘nedamet’ getirmelisin! Nasıl mı? Bu güne kadar savunduğun her şeyin yanlış olduğunu söylemen yetmez, savunduklarına küfür de etmelisin. Bu güne kadar ki hayatının, düşüncelerinin, yaptıklarının ne denli rezil şeyler olduğunu ‘itiraf etmen’ de yetmez, ayrılmak istediğini, geride bıraktıklarını kötülemelisin de. Gerekirse bire bin katarak onların küçük düşmeleri için elinden, dilinden, kaleminden gelen ne varsa yapmalısın.
 
Bir de bizi yere göğe koyamadığını da kanıtlamalısın; kapımızda it olmaya hazır olduğunu göstermelisin. Öyle övmelisin öyle yağ yakmalısın ki herkes bunun yağcılık olduğunu anlamalı, kendini rezil edecek denli yağ yakmalısın ki sana da elimizdeki güçten ve zenginlikten pay verelim.
 
Geride bıraktıkların kendini bu kadar rezil etmene rağmen elde ettiklerini görünce şaşıp kalsınlar. Bizim sana inandığımızı düşünsünler. O kadar rezil ol ve fakat biz seni yine de el üstünde tutalım ki, peşinden gelenler rezil olmanın aşağılayıcı bir durum olmayabileceğini, hatta ne kadar rezil olurlarsa o kadar kazanabileceklerini sansınlar.
 
İktidara yöneldikçe ne kadar pespayeleşse de rahata erenlerin karşısında, muhalif kaldıkça iş bulamayan, rol verilmeyen, eserlerini yayımlatamayan, ihale alamayan, doçentlik sınavını kazanamayan, kadro bulamayan, hazine arazisi kapatamayan, öğrenci yurduna yerleştirilmeyip açıkta kalan, tiyatro oyununa sahne bulamayan, memuriyete atanmayan, projesine onay alamayan, ana akım medyada boy gösteremeyen hele biraz daha politikleşirse evinin kapısını kıran polisle burun buruna gelip, sorgusuz sualsiz içeri atılacağını görmeye başlayanın yalnızlığı.
 
Böyle zamanlarda insan kalmaya çalışmak zor. Ama ne kalanları romantize etmenin, ne de gidenleri kötülemenin değeri yok. Yalnızlaşıp, küskünleşip kendini yalıtmanın da. Panik içinde ezilenlerin kalabalığına doğru koşmak yerine en yakınındakinin elini kavrayıp, ‘ıssızlığa’ yönelebilir insan. Ürkütücüdür evet ama ölümcül değildir. Sadece bir eli tuttuğunda, onun da başka bir eli tutabileceğini bilmek yeterli. ‘derken karanfil elden ele…’ 

Etiketler:
Nefret