12/05/2009 | Yazar: Murad Esin

Medeniyetin ulaştığı son noktada nefretin yeri yok. Medeniyeti doğu ve batı medeniyeti olarak ayıramayız.

Murad Esin | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Murad Esin

Medeniyetin ulaştığı son noktada nefretin yeri yok. Medeniyeti doğu ve batı medeniyeti olarak ayıramayız. İnsanlık tarihiyle eşdeş, tüm milletlerin ve kültürlerin katkısıyla bugüne gelmiş olan bir yapı. Medeniyetin ulaştığı yerde artık karşılıklı anlayış var. Birlikte yaşamak için çareler üretiliyor ve nefrete karşı bir mücadele var. Nefret suçlarına karşı mücadele eden ve işlenen suçları ağır cezalara tabi tutan ülkeler, Türkiye’de öngörülen, muasırlık seviyesinde oluyorlar.

Amerika’dan Türkiye’deki tartışmalara bakıldığında nasıl çağın gerisinde kalındığı anlaşılıyor. Köylerin adı neden değiştirilir? Mahallelerin adları? Benim doğduğum ve büyüdüğüm mahallenin adı ve kentin öteki bir kaç mahalle hariç tüm mahallerinin adı Ermenice idi. 1980 sonrası doğanlar Ermenice olan ismi artık bilmiyorlar. Amerika’da ise yerleşim yerlerinin adı 1600’lü yıllara kadar dayanıyor. Amerika’nın yerli halkının yerleşik bir yaşamı olmadığından kurulan kentler kuruldukları zamandaki adları ile bugüne gelmiş. Bu kentleri kuranlar Avrupa’da yaşadıkları yerlerin isimlerini kullanmayı tercih etmişler. Sokak ve cadde isimleri ha keza. Aynı değiştirilmemiş. Dağ, ırmak ve göllerin adları da genelde yerli adları ile kalmış. Örneğin Poconos Dağları. Ayrıca bazı kentlerde Gay Street (Gey Caddesi) var. Böyle bir isimlendirmenin Türkiye’de olduğunu bir düşünün. Tabii bu konular hep medeniyetle alakalı. Türkiye bu medeniyetin gerisinde midir? Aslında tarihi verilere bakıldığında değil. Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi 1800’lü yılların ortalarında başlamış, Avrupa’dan bilim insanlarının Türkiye’ye gelmesi ise çok eskilere ta 15. yy’da Fatih’in Macar topçularından yararlanmasına kadar gidiyor. Avrupa’dan bu şekilde etkilenişin en önemlisi 1923 devrimi olarak bize yansımış, laik devlet yapısının 1927’de benimsenmesi ise yüzlerce yıla dayanan Avrupa ile olan ilişkilerin sonucu olmuş. Osmanlı ile aynı dönemde yaşayan ve bağımsızlığını koruyabilmiş İran ise Türkiye kadar batı ile ilişki içinde olamadığından, şanslı olmamıştır.
 
1923 devriminden sonra kurulan hükümetlerde de hep yurtdışında okumuş kişiler önemli makamlarda olmuşlardır. Almanya’dan kaçan bilim insanları uzun sure Türkiye’deki üniversitelerde hocalık yapmışlar ve bizzat Atatürk’ün teşvikiyle gençler Avrupa’da ve Amerika’da eğitim görmeye gönderilmiş. Bu husus devrimin önemli isimlerinin çocuklarını da kapsamış, örneğin İnönü ailesi. Yurtdışından (Amerika’dan) eğitimli ilk başbakanımız 10 Ekim 1965’deki genel seçimleri kazanan Demirel olmuş. Sonra Özal, Çiller, Yılmaz ve Gül. Tabii sorun; yaklaşık yarım asırdır doğrudan ve asırlardır dolaylı olarak Avrupa – Amerika kültürünü bizzat yaşayarak Türkiye’yi yönetenlerin bu ülkeyi bilinçli olarak batı standartlarından uzak tutmaları ve içimizde olan Asyalı, Ortadoğu etkisini, Arap taassubunu yok edecek, Atatürk hariç, ciddi çalışmalar yapmamalarıdır. Devrimin ilk yıllarında benimsenen ve şiddet içeren uygulamaların 1945 sonrası terk edilmek zorunda kalmasıyla özellikle ülkenin Arap coğrafyasına yakın olan kesimlerindeki feodal yapının yüzyıllardır olduğu gibi kabul edilmesi ve siyasi amaçlarla korunması sonucunda Mardin katliamı ortaya çıkmıştır. Tüm Türkiye’de yaşayan etnik halkları tek bir ulus şemsiyesi altında birleştirme politikasının başarısızlığa uğraması sonucu doğudaki ve güneydeki feodal yapının bir şekilde ayakta tutulması ile insanlar nefret kıskacında yaşamak zorunda kalmış durumdadır. Bu feodal ailelerin İstanbul gibi büyük kentlere göçü de sorunu çözmeye yetmemiş, oluşturdukları gettolarda yine eski düzenlerini devam ettiregelmişlerdir.
 
Tabii bu feodal yapının ayakta kalması sadece devletin sorunu değil, bölgede egemen olan siyasi güçler de feodal yapıyı kıracak adımlar atmamışlardır. Türklerin, uluslaşma süreci ile kabile yaşamından millet haline gelip yerleşik yaşama geçmeyi başarabilmeleri ile kabile taassubundan, bazı ayrık örnekler olsa da genelde, uzaklaşmaları yanında Kürtlerin halen kabile hayatını sürdürmeleri ve modern anlamda bir millet haline gelememelerinden dolayı kabile/aşiret taassubunu yıkamamaları ve boyunduruk altındaki gelecekleri, kaderleri şıhların, ağaların iki dudağı arasında olmaya devam etmektedir. Bu var olan sosyal yapının bir resmidir. Bir kabile, aşiret toplumu nasıl millet olur? Bu oluşumun örnekleri vardır ve Kürtler de nihayetinde millet olarak kabile taassubundan uzak bir devreye girmek zorundadırlar.
 
Amerika’da herhangi bir sorunla karşılaşıldığında bunun hemen bir bilimsel analizi yapılır ve çözüm yolları aranır. Şikâyet etmek, suçu birilerinin üzerine yıkmak yerine sorunla baş etme yolu seçilir. Yüksek lisans tezimi hazırlarken önemli bir olay dikkatimi çekmişti. 1995’lerde West Philadelphia’da % 40’ların üzerine çıkan AİDS oranına karşı hemen geliştirilen projelerle bu oran 2000’lerde makul bir seviyeye indirilmişti. Philadelphia bölgesinde yüzlerce proje/program var. Her bir sorun için çoğunluğu federal ya da federe devlet destekli bu projelerle sorunlara çözüm yolları aranmakta. Türkiye’de böyle bir yol denenebilir. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı, bünyesinde nefret ile mücadele bilimsel boyutlarda yapılabilir. Kurtlar Vadisi gibi nefreti körükleyen diziler yerine hoşgörü içerikli diziler, filimler çekilebilir. Örneğin ailede çocuklardan biri gey olan bir dizi ile insanlar anlayış ortamına çekilebilir ya da geleneksel bir ailede erkek arkadaşı olan bir kız çocuğu ve bu ailelerde Anadolunun ücra köşelerinde yaşıyor olabilir. Cuma vaazlarında hoşgörü işlenebilir, okullarda ve üniversitelerde hoşgörü ve anlayışın geliştirilmesi için konferanslar seminerler olabilir, şiddetin yaygın olduğu kenar mahallelerde oluşturulacak merkezlerle ev kadınları ve kız çocuklarına psikolojik destek verilebilir. Bu bir program çerçevesinde gerçekleştirilebilir. İnanıyorum ki orta ve uzun vadede ciddi sonuçlar alınabilir. Bir an önce nefreti içimizden söküp atmak gerekir. Her alana sirayet eden bu nefret ki düşünün ‘Akraba Akreptir’ ile atasözlerine kadar uzanan bir olgunun bir an önce toplum yaşamından çıkarılması gerekmektedir. Daha fazla ölümler olmadan bu bir an önce gerçekleştirilmelidir. 


Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret