27/04/2009 | Yazar: Kaos GL

Fotoğraf neye yarar?

Kaos GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kaos GL

Fotoğraf neye yarar?

Sontag, hümanist jargonun ‘fotoğrafın en yüce görevi insanı insana anlatmaktır’ savsözüne itiraz ediyordu: ‘Fotoğraflar hiçbir açıklama yapmazlar; sadece bildirirler.’ 

Yazar, fotoğrafın anlamayı kolaylaştırıyormuş yanılsaması yaratmasına rağmen duygusal mesafeyi artırması ve gerçekliği indirgemesinden söz ediyor.

Bu yılın Pulitzer ödüllerini kazanan haber fotoğraflarına bakarken özel harekâtçı tarafından kafası dipçiklenen Turan’ın fotoğrafları de devreye giriverdi.

Ödüllü fotoğrafların çoğu çocukları yakalamış. Haiti’de yaşanan kasırga felaketinden fotoğraflar bunlar. Besbelli şimdiden en sevilmiş olanında bir çocuğun bakışıyla yüz yüze kalıyoruz.
Çamur içinde bir siyah çocuk. 7-8 yaşlarında olsa gerek. Kamerayı tutanın arkasında bir yere dikmiş sanki gözlerini. Çoktan yaşlanmış. Hepimizin bildiğinden çoğunu biliyormuş gibi bakıyor, altları torbalı gözleriyle.

Çocuğun adını bilmiyoruz. Parmağını, çenesini dayamak için mi kaldırmış, yoksa özel bir işaret mi çakıyor, bilemiyoruz.

Empatiye çağırmıyor, ama merhamet duygumuzu uyandırmak için dolaşıma sokulduğunu tahmin etmek güç değil. Büyük bir acıyı, bir kayıbı yansıtıyor.
Ama bu fotoğrafta çok güçlü bir bilinmez yapışıyor yakamıza.
Bu fotoğraftaki yüz, Haiti kadar yoksul, acılı, eski ve yabancı bir yüz.
Ödüllendirilmesinin, Batı dünyasını sarsmasının ardında bir çocuk fotoğrafı olmasının ağırlığı yok mu sizce?

Popüler kültür ikonu haline gelen kimi fotoğrafları hatırlayalım.
Haitili çocuğun sureti, Vietnamlı napalmden kaçan çıplak kız çocuğunun, 17 yıl sonra bulunan su gözlü Afgan kızının, Irak’taki ölü çocukların, Afrikalı şiş karınlı bebeklerin suretleriyle birlikte aynı desteye karışacak.

Ölü çocukların, hepimizin gözünde çoktan ölümün ülkesine geçmiş, oradan bakan çocukların fotoğraflarının eviçlerine, dükkânlara asıldığı,  birer toplumsal bilinç, vicdan nişanesi gibi duvarları süslediği zamanları hatırlarım.

Farklı kültürel katmanlarda kendini şanlı ağlayan çocuk ilüstrasyonuyla gösteren  vicdanlara çocuk pulu ihtiyacını aşamadık.
Çocuklar dünyanın her köşesinde hâlâ öldürülüyor, açlıktan kırılıyor, alınıp satılıyor, felaketlerde kırılıp gidiyor.

Dünyanın gidişatına bakacak olursak hiçbir işe yaramadığını söyleyebileceğimiz bu fotoğraflar ödüllendirilirken gerçekten ödüllendirilen nedir pekiyi?
Sorunun cevabı bir dramı başarıyla yansıtmak olsa da aslında fotoğrafik estetik ve anı yakalama başarısının yanısıra uzun süre batılının belleğinden silinmeyerek onun bir ihtiyacına karşılık vermişliği olduğunu biliyoruz.

Turan’ın fotoğrafları sanatsal açıdan Haitili çocuğunki kadar başarılı değil elbet.
Ama yine de çok iyi bildiğimiz bir gerçeği görmeyi reddedenlerin kaçamayacakları bir mesafeye yerleştirdi.

Turan’ın sıska vücudu giysilerinden adeta boşalmıştı. Küçük ergen bedeni aldığı darbelerle sanki uçup gitmişti. Başının arkasında dipçiğin açtığı derin yara insanın içini kaldırıyordu. Kafası arkadan göçmüş gibi görünüyordu.

Kırların Kürt çocuklarından birinin daha kafasının patlatılması, o sırada fotoğrafı çekilmemiş olsa, tuzukuru Batılılar için bir tevatür, bir PKK oyunu olarak kalabilirdi. Oysa bu kirli fotoromanda polisin çocuğu tekmelediğini, dipçiklediğini açıkca görebiliyorduk.

Bu fotoğrafları görmek, mutlu bir birlik ve beraberlik umudu içinde yaşayan insanların memleket algısında bir değişiklik yaratacak mı acaba?

Yüzlerce çocuk taş attıkları için yıllarca hüküm giyerken, daha birkaç yıl önce 12 yaşındaki Uğur ayağındaki terliklerle vurulmuşken, küçük çoban çocuklar mayınlarla sakat kalır ya da yanlışlıkla vurulurken kılı kıpırdamamış olanlar Turan’ın fotoğraflarından sonra bu ülkenin geleceği üzerine vicdanları ve adalet duygularıyla yepyeni bir söz üretebilecekler mi?

Ödülü bizden olsun
Daha geçen gün en çok satılan Posta gazetesinde bir manşet okuduk. ‘Rasım Paşa, DTP’liyi tekmeledi.’ Ne kışkırtıcı manşet ama!

Meğer Diyarbakır’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları çerçevesinde Atatürk Anıtı’na çelenk konulması töreni sırasında 2’nci Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Rasim Arslan, DTP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in törene katılmamasına sert tepki göstermiş, protokole konulan ‘Belediye Başkanı’ plakasını ayağıyla itmiş, Vali’ye dönerek, ‘Bunlar çocukların bayramına bile gelmiyorlar’ demiş.

Rasim Paşa, tanıdığımız, yakınımız, paşamız, Posta’ya kalırsa. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı; büyük bir oy çoğunluğuyla halkın seçmiş olduğu Baydemir de ‘tekmelenen DTP’li.’
Basının Kürt yangınına nasıl körükle gittiğinin güzel bir örneği.

Bu gürültüde, bu düşmanlık pompalamasında hapse atılan, kafası patlatılan Kürt çocukları için askere ve polise kim dur diyebilecek?

Bir çocuğu postallarıyla ezip, tekmeleyip, kafasını dipçikle parçalayacak kini, bu hastalıklı nefreti o özel harekâtçıya kim aşılıyor? Askerler, polisler nasıl bir eğitimden geçip kadın, çocuk demeyip hunharca muamele edebiliyorlar? Onlara bu özgüveni veren kim?

Elbette Posta gazetesi ve benzerlerinden tutun askeriyeye, emniyetin üst düzey yöneticilerine, mecliste oturanlara kadar geniş bir kitle.

Turan’ın fotoğrafları unutulup gidecek. Sadece savaşmayı bilenler, bütün kazançlarını savaştan sağlayanlar, buz gibi bir ayrımcılıkla ırkçılığı körükleyenler Kürt sorununun çözülmesini istemiyor.
Onların yüzünden Kürt çocukları koğuşlarında titreşiyor, kafaları patlatılıyor, kimvurduya gidiyor, sakat bırakılıyorlar.

Turan’ın fotoğraflarını çeken muhabire en büyük ödülü biz verebiliriz. Çocuklara adalet, çocuklara hayat, çocuklara şefkat, çocuklara şeker talep ederek.
Turan, incitilen, yaralanan, işkence
gören, hapislere tıkılan son çocuk
olsun diye.

Turan, hepimizin çocuğu. Çocuklarımızı koruyamazsak her şey boş.


Etiketler: medya
Nefret