14/01/2014 | Yazar: Selçuk Candansayar

Unutursak kalbimiz kurusun demek kolay, hele twitter’da…

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
En can yakıcı olandan başlayalım; Kürt siyaseti KCK tutuklamalarının kimin emriyle başlatıldığını, Roboski katliamında vur emrini verme sorumluluğunun asıl olarak kimde olduğunu bilmiyor olabilir mi?
 
Bunca yıl bedel ödemiş, ödetmiş, işkenceyi ölümü ve öldürmeyi göze alarak yalnızca Türkiye’deki değil tüm coğrafyadaki Kürtlerin asli sözcüsü haline gelmiş bir askeri siyasi hareket bu açık gerçek karşısında neden kaçak güreşen bir tutum sergilemek ‘zorunda hissediyor’?
 
Neden asli sorumluyla hesaplaşmak ve onun karşısında olmak yerine onunla bir tür pazarlığa oturuyor, dahası yıkılmak üzere olmasından tedirgin oluyor?
 
İki temel neden var gibi. İlkin bu iktidarın çözülmesi durumunda yerine gelecek olanın Kürtlere yönelik olarak doksanlı yılların vahşet politikasını üstelik katmerlenmiş intikam duygularıyla işleme koyacağına dair endişeler. İkincileyin de zafiyete uğramış iktidardan ona vurmamanın, ayakta kalmasını sağlamanın bedeli olarak alınabilecek olanların umudu!
 
Peki endişe ve umutlar da haklılık payı var mı? Yok demek mümkün değil. Tutuklu milletvekillerinin pazar günü evden internet üzerinden atılan hâkim imzalarıyla serbest bırakılabilmeleri ve AKP siyasetçilerinin, medyasının biz gidersek Ergenekon gelir vaveylası boşuna değil gibi değil mi?
 
Ama bu iki etkenden daha önemli bir endişe kaynağı var; CHP!
 
Zaten ikinci can yakıcı olan sorun da CHP. Bu güne dek herkesin bildiği ama dillendir(e)mediği yolsuzluk ve rüşvet batağının üstü örtülemez hale gelmesiyle çatırdayan AKP Cemaat iktidarını alaşağı edecek temel strateji ne olabilir?
 
Yüzünü sola dönen, özgürlük alanını genişletecek bir toplumsal muhalefeti bütünleştirmenin AKP- Cemaat iktidarını yıkabilecek olduğunu CHP yönetiminin bilmemesi mümkün mü?
 
İyi ama ülkenin iliğini sömüren AKP- Cemaat koalisyonu ortasından çatlamışken, sanki olup bitenlerden bu ikiliden sadece biri sorumluymuş gibi MHP tabanı ve Cemaate yaklaşmayı seçmenin mantığı ne olabilir?
 
AKP Cemaat cephesine karşı özgürlük, eşitlik ve adaleti temel alabilecek üç ana toplumsal muhalefet alanı var. İlki Kürt siyaseti, ikincileyin Gezi isyanında billurlaşan, kendisine örgütlenme arayarak sosyalistlere yönelen halk isyanı ve üçüncüleyin de CHP’de kendisini ifade eden laiklik cumhuriyet ekseni.
 
Tam da bu iktidar krizinin göbeğinde CHP gezi isyanıyla Kürt siyasetini birleştirebilecek bir hat çizme olanağı bu kadar açıkken neden bundan öcü gibi kaçıyor?
CHP soldan, Gezi’den ve Kürtlerden korkuyor mu, onlara karşı mı? Yoksa onun da sola ve özgürlüğe yaslanırsam iktidar olamam, sağa ve Cemaate yanaşırsam iktidarı alabilirim, hele bir iktidar olayım özgürlüğü nasılsa getiririm hesabı mı var?
 
Bu iki siyasi sorunla yüzleşmek kolay değil tabi! O yüzden oturmuş liberallerin ve AKP Cemaat yazarlarının pespayeliklerini didikleyip duruyoruz. Yok Murat Belge ne kadar zavallılaşmışmış, yok Oya Baydar ne yediklerini itiraf etmişmiş, yok Nazlı Nagehan’a amma da laf sokmuşmuş, yok dün şöyle diyorlarmış da bu gün de tam tersini söylemeye başlamışlarmış. Mış mış da mış mış…
 
Özgürlük ütopyası strateji değil önce bir ahlak meselesidir. Amaç için, ahlaktan vazgeçildiğinde kazanan her zaman RT Erdoğan’da sembolleşen zihniyet olur ve o zihniyetin ete kemiğe büründüğü kişinin adının değişmesinin bir değeri yoktur.
 
Unutursak kalbimiz kurusun demek kolay, hele twitter’da…

Etiketler:
Nefret