04/06/2009 | Yazar: Murad Esin

Yazmak, yazılanlara yanıt vermek sorumluluğunu hissetmek ve bildiklerinizin nasıl aynı bilgiye sahip ötekiler tarafından anlaşıldığını görüp de bildiklerinizi yeniden gözden geçirmek, işte içinde b

Murad Esin | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Murad Esin

Yazmak, yazılanlara yanıt vermek sorumluluğunu hissetmek ve bildiklerinizin nasıl aynı bilgiye sahip ötekiler tarafından anlaşıldığını görüp de bildiklerinizi yeniden gözden geçirmek, işte içinde bulunduğum hal bu. Nefret konusunda o kadar çok yazdık ve konuştuk ki, halen yazıyoruz ve yazmaya da devam edeceğiz. Nefrete karşı olmasını beklediğimiz insanların nasıl nefret yanında yer aldıklarını görünce olumsuz etkileniyoruz. Nefret bir hastalık. Bir zamanlar ben de bu hastalığın etkisi altındaydım. Öyle kolay kolay kurtulunacak bir şey değil bu, kurtulmak için emek sarf etmek ve özverili olmak gerek. Yorucu bir iş yani. Ve nefretin karşısında durması gerekenler, doğal olarak, nefretin mağdurları olmalıdır, oysa nefret edilenlerin bir başkalarından nefret etmelerini anlamak zor. Bu bağlamda (Islamophobia) İslamafobi’nın mağdurlarının homofobik olmasını nasıl anlayacağız?

İslamafobi ne der? Bir cümle ile özetlenirse; İslam bir kılıç dinidir, getirdiği vahşet ve kandan başka bir şey değildir. Ve bu önyargının mağdurları olan Müslümanlar dinlerinin hoşgörülü ve barışçıl bir din olduğunu anlatmak için çırpınmaktadırlar, yazılar yazmakta ve konferanslar vermektedirler. Bu hoşgörü savunması bir gerçekken bir anda Türkiye merkezli İslamcı aydınlar, yazarlar Türkiye’deki eşcinsel harekete ve KAOS GL derneğine karşı, homofobileri ile yazılar yazmaktalar. Bu da öteki bir gerçek. Ortada bir paradoks var. Bu öyle bir paradoks ki anlamak zor, hemen hemen imkânsız. Bir yazısında ‘Cumhuriyetin mayasında şiddet var, din ve ahlak eğitimi yok’ diyen yazar, öteki yazısında eşcinseller için öngörülen cezaları ‘Kitap ve Sünnet'te zinanın cezası belirlenmekle beraber, sapıklık ve çirkinlik sayılarak yasaklanan eşcinselliğin cezası tayin edilmemiş; bu yüzden Müslüman âlimler bu suçun cezası hakkında taşlama (recm), yakma, üstüne duvar yıkma, yüksek bir yerden atmak suretiyle öldürme gibi farklı idam usulleri önermişlerdir. İmam Ebû Hanîfe ve diğer bazı âlimler ise ta'zîri (hâkimin uygun göreceği öldürme dışındaki bir ceza) yeterli bulmuşlardır.’ diyerek Cumhuriyetin mayasına karşı öngördüğü, alternatif olarak sunduğu din ve ahlak eğitiminin mayasının ne olduğunu bizlere anlatmakta. Bu paradoks nasıl aşılır?
 
Bedevi aşırılığı, kabile tutuculuğu ile özetlenebilecek vahşet içeren uygulamaların din adına 21.yy insanlarına sunulması ve sonra mağdur edilmek demiyle Cumhuriyet rejimin mayasında şiddet var, bizde yok diyerek çığlık atmanın ne inandırıcılığı var? Afganistan’da kız çocukları okumasın diye zehirlenirken susanlar, Taliban rejimini ehlisünnetin tek uygulaması diye savunanlar, Irak’taki intihar bombacılarının bile Amerikan-İngiliz güçleri tarafından organize edildiğini, Müslümanların böyle bir şey yapamayacağını, Hamas’ın fırlattığı füzelerin uydurma olduğunu, Müslümanların masumları öldürmeyeceğini söyleyenlerin, yukarıdaki eşcinseller için uygun görülen cezaları tekrar tekrar okumaları gerekir.
 
Evet, burada en azından eşcinseller için uygun görülen cezalar anlamında ‘Kral Çıplaktır’. Suçu hep Hıristiyan ve Yahudilerde gören anlayışın kendi kardeşleriyle hesaplaşması gerekmektedir. Yüce Tanrının esirgeyen ve bağışlayan olduğunu öncelikle bunların hatırlaması gereklidir. Gereklidir ki inandıkları ve tartışmasız kabul ettikleri Kitab’ın sözlerini bile anlamaktan uzak olduklarını bilsinler. Bakınız Kitapta olmayan bir ölüm cezasını bile nasıl sonradan eklemişlerdir. İşte bu aşırı gidenlere karşı Kuran diyor ki; ‘Maide 32. Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitapta) şunu yazdık: "Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.’  Sanırım öngörülen cehenneme bizlerden önce gidecek birileri var!


Etiketler: medya
Nefret