13/01/2012 | Yazar: Osman Bulugil

Futbol turistleri de, stadyumların istilacıları olarak var olmaya başladıklarından beri sahadaki oyun artık başka bir şeye karşılık geliyor: futbol turistinin fosil haline gelmiş yaşamlarında, oyuna -bir gerçeğe- katılmaktan öte, oyunun parayla satın alınmış sahte yaşamlarının bir parçası haline dönüşmesi…

Osman Bulugil | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Osman Bulugil
Sarı-yeşil atkılar… Öncelikle bu renklerin, bugünkü Manchester United’ın renkleriyle bir alakası yok. Sarı-yeşil, Manchester United’ın 1902’de, bu adı almadan önceki Newton Heath takımının renkleri… Bu kulübün var eden işçi sınıfının futboldan ötekileştirilmesiyle (özellikle M.Thatcher ve sonrasında) artık, o renkleri eden insanlar Old Trafford’a gidebilme imkanına sahip değil.
 
İngiltere’de neo-liberal dalganın M. Thatcher dönemiyle beraber daha da ağır görülmeye başlayan etkilerinden bağımsız değil bugünün Premier Ligi. M. Thatcher’in iktidarıyla beraber işçi sınıfına açtığı savaşı biliyoruz. Futbola karşı yaklaşımı da bundan bağımsız bir gelişim göstermedi. Holiganizme savaş adı altında başlatılan çalışan sınıfların stattan dışlanması süreci başladı. Bir tarafıyla endüstriyel futbolun temelleri atılıyordu.
 
1989 Hillsborough ve Hill statlarında yaşanan facia ve ölümler sonrası yayınlanan Taylor raporuyla beraber holiganizme karşı savaş yaftasıyla statların dönüşümü başlıyor ve bu aynı zamanda taraftar profilinin de dönüşümünü de içeriyordu. Sürecin başında daha çok yasaklamalarla başlayan iktidar pratikleri, özellikle 1990 sonrası (1992’de Premier Lig’in kurulmasını da içeriyor) futbol kulüplerinin, taraftarı üzerine stadyumların dönüşümüyle beraber daha farklı kılıflarla ortaya çıkıyordu.
 
Statlarda ayakta maç izlemenin minimize edildiği, hafta sonu maçların oynandığı bir mekandan öte, içinde tüketimi (alışveriş merkezleri, otoparklar, bar vb.) barındıran, aynı zamanda bilet fiyatlarındaki artışlarla (son on yılda yüzde iki yüze yakın bir artış oldu) beraber artık taraftarın statlardan kopuşu netleşiyordu (Ken Loach’ın Looking for Eric filmindeki ‘otoparklar yalan söylemez’ sahnesini hatırlayabiliriz). Tabi bu süreç aynı zamanda futbolun medya yoluyla paketlenip satılan bir iş alanına dönüşmesini de içeriyordu. Evde maçı izlemenin yolu artık küresel medya devlerine ne kadar ödeme yaptığımızla ilgili.  Artık İngiliz işçi sınıfı artık işe dönüşen futbolda ofsaytta kalmıştı ve oyuna katılamadan da kırmızı kartla oyundan atılmıştı.
 
Bugün, Old Trafford’taki “seyirci”ler bu yeşil-sarı atkılarla maça gelip, kendilerince “Glazer out” diyerek kendilerini üreten sistemi yeniden üretiyorlar. Yaptıklarındaki ironi de burada yatıyor: yeşil-sarı atkılar onları, statta seyirci olarak var eden sistemin dışladığı işçi sınıfının kulübünün simgesini oluşturuyor.
 
Bu da endüstriyel futbolda, kapitalizmle mücadele içerisinde olan sınıfın nasıl sistemi yeniden üreten bir cılız tepkinin (tepki futbolun sermayeleşmesini onaylıyor, sadece Glazer ailesini istemiyor) parçası olarak karşımıza çıkartıldığını gösteriyor. Kulübün tarihini (ya da Premier Lig’in) bugünden, yani yeşil sarı atkılardan yazmak çok kolay aslında. Fakat bugünkü durum kulübün tarihinden, yani endüstriyel futbolun tekelleşen küplerinden biri olduğu gerçeğinden bağımsız değil. İngiltere’deki Amerikan veya Arap sermayesine karşı verilen tepkileri (Liverpool vb.) aslında bir milliyetçilik sorunsalı içinde değerlendirebiliriz. Bu tepkiler, kulüplerinin sermaye sınıfına ait olmasıyla ilgili değil, İngiliz olup olmamasıyla ilgili. 
 
Bugün Premier Lig’de, modern taraftar olarak sundukları seyircileri de, bir tarafıyla, artık futbol turisti olarak nitelememiz çok doğal olsa gerek. Braudel’in bahsettiği kuzeyli turistin Akdeniz’i istilasını hatırlatıyor. Bugünün seyircileri de artık, işçi sınıfının elinden kayıp giden stadyumların istilacıları…
 
Kuzeylilerin koşa koşa geldikleri Akdeniz’de, turizmlerinin/tüketimlerinin nesnesi olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Akdeniz tarzı yaşama, bir gerçeğe katılır gibi katılmadıkları ve tatilleri biter bitmez düzenli bir biçimde döndükleri kuzeydeki (artık fosil haline gelmiş yaşamları ve parayla satın alınan yazların sahte yaşamı) yaşamları…
 
Futbol turistleri de, stadyumların istilacıları olarak var olmaya başladıklarından beri sahadaki oyun artık başka bir şeye karşılık geliyor: futbol turistinin fosil haline gelmiş yaşamlarında, oyuna -bir gerçeğe- katılmaktan öte, oyunun parayla satın alınmış sahte yaşamlarının bir parçası haline dönüşmesi…
 

Etiketler:
Nefret