26/07/2014 | Yazar: Zeynep Direk

Psikanalizin bu itirazı haklı bularak kendisini heteronormatifliğin sınırlarının ötesindeki bir cinsel farklılığa açmaya çalışması, kendi kendisine, Freudcu Lacancı geleneğine karşı çıkmasını gerektirir.

Zeynep Direk | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Zeynep Direk
Psikanalizin bu itirazı haklı bularak kendisini heteronormatifliğin sınırlarının ötesindeki bir cinsel farklılığa açmaya çalışması, kendi kendisine, Freudcu Lacancı geleneğine karşı çıkmasını gerektirir.
 
Kaos GL Dergisi, “Queer ve Psikanaliz”, 136. sayı, Mayıs-Haziran 2014
 
Psikanaliz heteroseksüel olmayan varoluş biçimlerini açıklamaya çalıştığında, normal heteroseksüel gelişim modelini referans olarak almıştır.  Doğrusu, libido eril olduğu için, aslında tek bir cinsel gelişim modeli vardır. Bu da erkek çocuğun heteroseksüel erkek olma süreci ve bu sürecin Oedipus ve hadım edilme gibi karmaşalarını içerir.  Dişi cinsel gelişimi de bundan türemiş, buna göre bir eksiklik olarak ele alınmıştır. Dişi cinsiyette eksiklik Freud’da organisist bir tarzda penis’in eksikliği bakımından temsil edilirken dilbilimsel yapısalcı bir paradigma içinde Freud’u okuyan Lacan’da sembolik sistemde dişiye özgü bir konuşan özne konumunun bulunmaması olarak yorumlanmıştır. Lacan’ın önemi arzuyu dile dayanarak anlamasıdır. Bilinçli düşünceler göstergeler ise bilinç dışı da gösterenlerin mekanıdır. Arzunun yapısı da gösterenlerin ilişkisine dayanır. Bu yapı içersinde diğer gösterenlerle arasındaki farklılıklara bağlı bir biçimde onlara özgül anlamlarını veren örtülü gösterene Lacan “fallus” adını verir. Her arzunun arzulayanının da arzulananının da bilmediği bir anlamı, anlamını kuran bir gizli anahtarı vardır. Eksikliği arzudaki harekete geçirici ve biçimlendirici sebep olarak ele alırsak, fallus da bunun dildeki adıdır. Aşıklar birbirindeki eksikliği doldurabilecek gibi konumlanırlar veya bunu varsayarlar. Sembolik sistemde heteroseksüel ilişki “fallus’a sahip olan” erkek ile “fallus olan” kadın arasındaki bir arzu ilişkisi olarak tanımlanmıştır. Konuşan özne konumu da bir iktidar semboli olan fallus göstereni ile işaretlendiği için, erkek de kadın da eril özne olarak konuşabilir sadece. O halde kadın, dilde kendini kadın olarak temsil etme imkanı elinden alınmış bir erkekten başka bir şey değildir. Kendisine özgü bir cinsel keyif alışı olsa bile bunu dile getiremez. Luce Irigaray’ın vurguladığı gibi, psikanaliz, dişi cinsiyet farklılığını dahi temsil edemez; kadın bedenine özgü bir toplumsal, psişik bir morfoloji olmadığı gibi, kadınlara erkeklerden bağımsız bir biçimde, kendi kararlarını verebilen özerk özneler olarak da bir yer verememektedir.
 
Nedir peki psikanaliz? Heteroseksüel erkeğin kendini bedeninden ayırmak ve kendine bir mesafe almak suretiyle kendisini yansıttığı ve kendi kendisinden söz ettiği bir bilgi sistemi. Ne heteroseksüel kadına ne de başka cinsiyetli olma biçimlerine bu sistem içinde yer yoktur. Onlar, bu tek-cinsiyetçi modelden bağımsız olarak, heteroseksüel erkekten ayrı, göreli olmayan, kendileriyle ilişkili başkalıklar olarak konumlandırılmazlar. Örneğin Lacan ihtiyaçtan talebe, talepten arzuya varan diyalektiğinin içersinde heteroseksüel arzu ilişkisini açıklarken erkek eşcinselliğini ve lezbiyenliği de bu diyalektiğin içine yerleştirmiş; erkek eşcinselliğine arzu statüsü tanırken lezbiyen arzu diye bir şey olabileceğini reddetmiş, lezbiyen ilişkiyi bir talep ilişkisi olarak konumlandırmıştır. Çocuk annesinden ihtiyaçlarını karşılamasını talep eder ama dile gelen ve aslında sonsuz olan talep için ihtiyaç nesnesi sadece bir bahanedir. Çocuk aslında annenin varlığını, orada bulunmasını, yakınlığını talep eder. Arzu Lacan’a göre talepten ihtiyacın çıkartılmış halidir. Freud’un da lezbiyenliği kız çocuğunun hadım edilmişliğini reddetmesi olarak gördüğünü hatırlayabiliriz. Lezbiyenlik ya bir hadım edilmişliğin inkarı ya da bir yakınlık talebidir. Freud’a göre normal cinsel gelişimin Lacan’a göre de özneleşme diyalektik sürecinin bir uğrakta takılıp kalmış, sekteye uğramış, içkin ereğine ulaşamamış bir aşamasıdır.
 
Öyleyse Lacancı psikanaliz queer kuram için neden yine de önemlidir? Bunun birinci sebebi, Lacan’ın cinsiyetten imgesel ve simgesel olmayan bir varlık, gerçeklik, doğa olarak bahsetmeyi reddetmiş olmasıdır. Cinsiyetli doğamız ne olursa olsun onu pre-oedipal bir ayna evresinde başkasıyla ilişkide bir imagoyu üstlenmek suretiyle kendi kendimizle özdeşleşmek sayesinde ve sembolik düzende kendimizi ve arzuladığımız kişiyle ilişkimizi ifade ederek yaşarız. Dahası bu ifade sembolik sistemin yasalarından kaçamaz. Her ötekiyle ilişki aynı zamanda kaçınılmaz bir biçimde Öteki’yle ilişkidir. Yaşayan bir bedenle ilişkim de, yaşantılarım da imgesel ve simgesel öncesi yaşantılar değildirler. Queer kuram bu Lacancı saptamaları ciddiye almıştır ve Lacancı psikanalizi ataerkil kültürün sembolik düzeninin yapısına ilişkin bir ifşaat olarak değerli bulur. Ancak psikanalizin fallus merkezciliği yeniden üretmesine karşı da feminizminkinden daha radikal bir itiraz geliştirir. Zira sistemin sorunu sadece dişi cinsiyet farklılığının dışlaması ve bunun toplumsal ve ekonomik sonuçları değildir; zorunlu heteroseksüelliktir.
 
Psikanalizin bu itirazı haklı bularak kendisini heteronormatifliğin sınırlarının ötesindeki bir cinsel farklılığa açmaya çalışması, kendi kendisine, Freudcu Lacancı geleneğine karşı çıkmasını gerektirir. Psikanaliz bunu çağdaş felsefeden yardım alarak yapabilir. Psikanalizin önemi psişik yaşamı bir dil ilişkisi içinde ele almasıdır. Nörolojik bağlantıları bu dil ilişkisi içinde değiştirip yeniden kurmasıdır. Psikanalitik  dinleyişten, yüz yüze ilişkiden, soru sorma biçiminden ve çözümlemeden asla vazgeçmemek gerek. Fakat lbgt bireylerle psikoterapi heteroseksüel olmayanı tedavi edilecek hasta olarak tanımlamadan, farklı cinsel varoluş biçimlerini heteroseksüelliğe zorlamadan yapılmalıdır. Amaç, bu bireylerin kendi kendilerini kabul etmelerini, arzularını keşfetmelerini, tekil insanlar olarak yaşadıkları psişik acının sebebini anlamalarını ve hangi imkanları üstlenerek kendileri olabileceklerini görebilecekleri güvenli, düşünen bir konuşma ilişkisi kurmaktır. Kişinin hakikati bu dil ilişkisi içinde dile gelir, kişi bu ilişki içinde dağılmış parçalarını toplar, bedensel ve ruhsal birliğini yeniden kazanır. Psikanaliz kimseyi bir kimliğe sıkıştırmadan, herkesin kendisi için iyi yaşamı bulmasına yardımcı olabildiğinde queer olacaktır. 

Etiketler:
Nefret