17/07/2014 | Yazar: Samet Atasoy

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ne kadar tatlı başladı.

Samet Atasoy | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Samet Atasoy
Cumhurbaşkanlığı seçimleri ne kadar tatlı başladı. Tayyip Erdoğan ve sınıf arkadaşları sayesinde ortaya çıkmıştı bu seçimler, yanlış mı hatırlıyorum? Onlar bir oyun başlattı, diğerleri de bu oyunda "seni yenecez" diye çıktılar meydana. Recep Bey, seçimle gelmesi gerekiyor derken aslında, "Ben Cumhurbaşkanı olacağım" dedi ama yine de diğer canım fukaralar, "ay, madem seçim olacak biz de katılalım bari" dediler. Adaylar kim mi?
 
Erdoğan’ı hepimiz tanıyoruz. Tanıdık ve hatta artık demode olabilecekken hâlâ yeni açılmış bir turşu kavanozu gibi  tuzlu ve kıtır kıtır bir aday. Bir klasik oldu Hz. Başbakanımız. Aslında özünde çok değişmedi, hatta eski ve ters tavırları daha da yoğunlaştı gibi. Ama normal bir insan gibi yaşama hakkı olan adamcağızın etrafında dönen öyle bir reklam ve medya kasırgası var ki, şu an tam olarak nerede olduğunu kendisi de bilmiyordur. Yaşlıca bir adamın naçiz vücudu salonlardan salonlara, hologramlardan fotoğraf çekimlerine, hitaplara sürüklenirken popülerliğini şişkin tutmak için binlerce insan çalışıyor. Erdoğan, Osmanlı konseptli bir restoranda iftar yemeğinde hurma ısırıklarken, onlarca genç profesyonel binlerce liraya son model Apple bilgisayarlar üzerinde logo tasarımları, fotoşop işleri ve reklam koşuşturması içerisinde Dorian Gray’i hatırlatan bir biçimde Erdoğan’ı ayakta tutuyor. Cumhurbaşkanlığı için oluşturulan logosu da mavi kırmızı beyaz detaylarıyla, buram buram Amerika reklam piyasası gibi kokuyor. Amerika’nın sihirli reklam asasıyla dokunuyorlar ama kimse doğanın güçlerine karşı koyamayacağı gerçeğini hatırlayıp, balkabağı tarihini tespit edemiyor. AKP logosuyla alt mertebeden bir ampul tanrısı olarak başlayan RTE, artık güneş boyutlarına ulaşıp teknolojik kelepçelerinden kurtulmuş, sonsuza kadar parlayacak, Ra’ya rakip bir logoya da dönüşmüş bu vesileyle. Klasik Erdoğan bu lezzetli popülerliğiyle bir "Koka Kola", bir sütlü Nestlé mertebesine de ulaşmış sayılır.
 
Ekmeleddin İhsanoğlu ise bambaşka bir âlem. "Ekmek" Bey’in hamurlu hali aklıma çok absürt sahneler getiriyor. CHP ve MHP buhranlı ve beceriksiz bir aday gösterme sürecinden sonra orta çağ cadıları gibi bir mahzene koşuyor. Kukuletalarıyla Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’yi hayal edin. Mum ışıklarıyla aydınlatılmış bir zindanda satanist semboller çizip bir kazanda Cumhurbaşkanı hamuru hazırlıyorlar. Ellerinde siyah kaplı eski bir kitap, Anti-Erdoğan Golemi yazıyor açık olan sayfanın başlığında. Karıştırıyorlar, içine biraz cumhuriyet, biraz milliyetçilik, mütevazılık, din kültürü, ahlak bilgisi... Hamur hazır olunca, veriyorlar fırına bir buçuk saat sonra ortaya Ekmeleddin İhsanoğlu çıkıyor. Ama Anti-Erdoğan malzemelerini biraz fazla kaçırdıkları için geriye çok bir şey kalmıyor. Zaten Ekmel amca bir Golem olduğu için ve Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin yarım yamalak büyüleriyle ayakta durduğu için yaşama sevinci biraz düşük görünüyor. Yeşil, tatlı, serin bir emekliliği daha çok istediği açık olan bu Ekmekenstein’ın Cumhurbaşkanlığında çok canlı bir süreç yaşama ihtimali düşük. Mutaassıp ve minik bıyıklı sevimli bir amca olarak CHP’nin zeytinyağlı misketler gibi kucağında tutmaya çalıştığı oylara yenilerini ekleme çabasının resmidir aynı zamanda. 
 
Demirtaş’a gelelim. Ah şu çılgın Kürtler... Selahattin Demirtaş da tanıdık geliyor ama bir garip demokrasi şampiyonu bir güzel insan hakları küheylanı, nasıl tatlı, nasıl seksi. Ama yine de "Ay, şu çocuk PKK’lı olmasaydı" muhabbetinde kaybolup giden sağduyular. Bu üç aday arasında kaybedecek şeyi en az olan kişi gibi görünüyor. O yüzden en göbekten, en prensipli demokrasiyi, STK kokulu duygusallıklarla harmanlayıp, barış güvercinlerinin sırtında "So long, Turks, thanks for all the fish" naralarıyla halkların üstünden gülümseyerek uçuyor. Çünkü yaşlı amcalar ıkına sıkına zombileşmiş, karabüyülerle ölümsüzleşmiş, ekşi mücadelelerini sürdürürken, bu genç adam aralarında en organik, en GDO’suz aday olarak duruyor. Ama sonuçta onun da sırtında bir sürü et beni var, belki onlar da zamanla çıkar ortaya. Ya da çıkmaz, ben nereden biliyim? 

Etiketler:
Nefret