18/02/2014 | Yazar: Karin Karakaşlı

Eşcinsel Roşin Çiçek, bir başına verdiği cinsel yönelim ve bizzat kimlik ile varlık mücadeleleri yetmiyormuşçasına, birilerinin ayıbı, utancı sayılabiliyor. O kadar ki bu insanı öldürmenin kendisi o ‘ayıp’tan daha namuslu bir şey.

Karin Karakaşlı | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Karin Karakaşlı
Bu namus nemenem bir şeyse, erkin temsiline soyunan erkek tarafından her nevi sahiplenişin ve katliamın meşru gerekçesi sayılabiliyor. O kadar ki, bu insanı öldürmenin kendisi o ’ayıp’tan daha namuslu bir şey.
 
Güzel gözlü gencecik ölüler diyarı ülkemizde bir davanın sonu, faillerin cezalandırılışıyla geldi. Gideni geri getirmeyecek bir düzende, nice cinayet işlendiğiyle kalmışken, verilen cezanın haber olmasında genelde nelerin aksadığı adına çok can yakıcı bir yan var. Öte yandan ceza alanlara bakıldığında, muhteşem aile klişelerimizin tarumar oluşu adına da çok sarsıcı bir gerçek var. Değişmeyen tek şey Diyarbakır’da eşcinsel olduğu için 17 yaşında aile kararıyla öldürülen Roşin Çiçek artık yok. Onun davasında babası ağırlaştırılmış müebbet, iki amcası ise müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Elimizde bunlar ve süregiden bir hayat var.
 
Bir ailenin karar alarak, planlayarak taammüden evladını öldürmesine elbette çok etkili, işlevli bir kılıf gerekiyor. Keza her ne hikmetse boşanmaya yeltenen ya da yeni ayrımış olduğu kocası, sevgilisi tarafından başlayacağı özgür, özerk hayatın arifesinde öldürülen ya da tecavüze uğradığı erkekten çocuk dünyaya getirmek durumunda kaldığı için yine yüce aile meclisi tarafından katli vacip sayılan kadınlar için de geçerli olan bir mekanizma bu. Biz kendisine kısaca namus diyoruz.
Öldürmek namuslu mu?
Bu namus nemene bir şeyse, erkin temsiline soyunan erkek tarafından her nevi sahiplenişin ve katliamın meşru gerekçesi sayılabiliyor. Eşcinsel Roşin Çiçek, bir başına verdiği cinsel yönelim ve bizzat kimlik ile varlık mücadeleleri yetmiyormuşçasına, birilerinin ayıbı, utancı sayılabiliyor. O kadar ki bu insanı öldürmenin kendisi o ‘ayıp’tan daha namuslu bir şey. Öldürmek namuslu bir şey. O yüzden namus denilen çok kanlı bir şey.
 
Roşin Çiçek, 2 Temmuz 2012’de darp edildi, kafasına kurşun sıkıldı ve yola bırakılarak ölüme terk edildi. Kaldırıldığı hastanede yaşamak için iki gün mücadele eden Roşin, öldüğünde 17 yaşındaydı. Roşin Çiçek’in ve namus/nefret saikiyle işlenen bütün davaların münferit, adi vakalar değil, doğrudan politik oldukları gibi bir gerçek var. Bu gerçeğin inkârı bizim hayatı yaşama şeklimiz ne olursa olsun, hepimiz için bir tehdit. Çünkü cinayetler üzerine yükselen, namus kisveli heteronormatif, muhafazakâr yapı gün gelir herkesin başına yıkılır.
 
Müdahil ya da suç ortağı
Tam da bu sebeple LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) örgütleri en başından itibaren Roşin Çiçek’in davasına müdahil olma talebinde bulunmuşlardı. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davaya Sosyal Politikalar, Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Çalışmaları Derneği (SPoD) müdahil sıfatıyla katılıyordu. Ancak, 5 Aralık 2013 tarihli duruşma öncesinde heyet değişikliği yapan mahkeme hiçbir gerekçe göstermeksizin, SPoD’un davaya müdahilliğini suçtan ‘doğrudan zarar görmediği’ gerekçesiyle kaldırdı. Bu duruşmada da SPoD LGBT, LAmbdaistanbul ve Ceren Kadın Derneği ile 15 kadar kişi müdahillik talebinde bulundu ancak talep reddedildi. Kararı portesto etmek üzere duruşmaya katılan farklı oluşumlardan LGBTİ aktivistleri ise sanık yakınları tarafından darp edildi. Avukat Fırat Söyle yaşananları şöyle anlatıyordu: “Duruşma sırasında izleyiciler arasında olan sanık yakınları LGBTİ aktivistlerine saldırdı. Polis araya girdi ve aile dışarı çıkartıldı. LGBTİ aktivistleri ise bir süre adliyede bekletildikten sonra BDP’nin gönderdiği otobüsle adliyenin arka kapısından çıkarıldı.”
 
Bu tablonun üzerine annenin “Eşcinsel olsaydı kendi ellerimle öldürürdüm. Siz bizi rezil ettiniz” haykırışlarını, “Babası öldürmese ben öldürürdüm” diyebilmesini ya da demek durumunda kalmasını, bahsi geçen babanın da “Ben onu tedavi ettirmek istiyordum. Bana saldırınca ruhsatsız silahımın dipçiği ile kafasına vurdum. O sırada silah ateş aldı. Kaza ile kendisini vurdum” beyanını ekleyin, davanın neden politik olduğunu ve neden müdahillik gerektiğini anlarsınız.
 
Ama mesele LGBTİ örgütlerinin müdahilliği değil. Toplumun bu tür namus/nefret cinayetlerinde suç ortağı olmaması için zaten toplu tepki şart. Nitekim dava öncesi Hêvi LGBTİ’nin hazırladığı çağrı videosunda Rakel Dink’ten İhsan Eliaçık’a, Antikapitalist Müslümanlar’dan Cumartesi Anneleri’ne birçok kişi “Roşin Çiçek’in sahipsiz olmadığını haykırmak için” herkesi duruşmayı takip etmeye davet etti. “Sen yoksan bir eksiğiz” denen videoda “Nefrete inat yaşasın hayat” sloganında birleşildi. Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Arapça yapılan çağrı, büyük oyunu her boyutuyla ifşa eder nitelikteydi: “Bizler biliyoruz ki toplumsal yaşamı cehenneme çeviren nefret kültürü dönüp dolaşıp hepimizi bulacak. 1915 Nisan’ında Ermeni halkını vuran, Ağrı’yı, Dersim’i, Amed’i yangın yerine çeviren, 6-7 Eylül 1955’te İzmir ve İstanbul ’u öksüz bırakan, Sivas’ta aydınlığı karanlığa boğan, Roboski’de Kürt gençlerinin ve katırların başına bomba yağdıran, İrem’i, Dora’yı, Baki’yi, Ahmet’i katleden aynı nefret kültürünün farklı yüzleridir.”
 
Toplum bunu kaldırmaz’
Hadi son bir örnek daha verelim hep birlikte. Denizli’de cinsel istismar mağduru 16 yaşındaki H. İ.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanan Ahmet Ç. hakkında mütalaasını açıklayan savcı, H. İ.’nin rıza sonucu ilişkiye girdiğini belirterek, Ahmet Ç.’ye daha hafif ceza verilmesini istedi. Savcı, ‘rıza’ya gerekçe olarak da, bira içmeleri, aralarında güç farkının olmaması, İ.’nin Ç.’nin mesajlarına cevap vermesi ve ‘vücuduna büyük zarar verilmemesini’ gösterdi. Her biri kendi içinde skandal sayılacak bu gerekçeleri üreten bu namuslu, muhafazakâr değerli, ataerkil zihniyetin ta kendisi.

O yüzden olur da eşcinsellik ve kadının özgürlüğüne dair temel haklar için “Toplum bunu kaldırmaz” ifadesi dillendirilecek olursa, bütün bu örnekleri bir ağızdan haykırmak icap eder. Vicdan, yürek bunları kaldırıyor mu? Namus değil insanlık haysiyeti, onuru hepimize yeter. Çünkü değer dediğin hayata dairdir; yaşatır, öldürmez. 


Etiketler:
Nefret