17/12/2007 | Yazar: Kaos GL

Murathan Mungan, Deniz Durukan’a yeni şiir kitabı 'Dağ'ı anlattı: Bu kadar kısa sürede bu kadar farklı kesimlerden bu kadar çok ortak tepkiler almadım daha önceki kit

Kaos GL | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kaos GL
Murathan Mungan, Deniz Durukan’a yeni şiir kitabı 'Dağ'ı anlattı: Bu kadar kısa sürede bu kadar farklı kesimlerden bu kadar çok ortak tepkiler almadım daha önceki kitaplarımda. Hep kutupsal bir şeyler çıkardı. Demek ki dağ birleştiriyormuş, sadece ayırmıyormuş.

Murathan Mungan'ın yeni şiir kitabı 'Dağ', iki hafta önce çıktı. Mungan'ın şiirleri her zaman ilgi çekmiştir, bu kez de öyle oldu. Kendisiyle, şiiri ve yeni kitabının nasıl karşılandığı üzerine konuştuk.

Murathan Mungan ismi bana ilk olarak geleneği çağrıştırıyor. Bunu elbetteki sıkı sıkıya geleneğe bağlılık ya da muhafazakârlık anlamında kullanmıyorum. İlk şiir kitabınız 'Osmanlı'ya Dair Hikâyat'da içinde bulunduğunuz zaman dilimini kullanmak yerine, geçmişe bakmak, geçmişte bugünü yorumlamak ihtiyacını hissetmişsiniz. Bu hem kendinizle, hem de yaşadığımız coğrafyayla ilgili bir yüzleşme mi? Tüm kitaplarınızı düşündüğümüzde, 'kendi olabilme' telaşı diyebiliriz miyiz buna?

Birkaç katmanı var sorduklarınızın. Bir şairin ilk şiir kitabının adı 'Osmanlı'ya Dair Hikâyat'sa onun zaten Osmanlı'yla, 700 yıllık imparatorlukla ciddi bir derdi var demektir. Peki bu dert kitabın yayınlandığı 1981'den bu yana değişti mi? Hayır değişmedi. Aksine daha derinleşti. Bugün yaşadığımız coğrafyayı, toprağı, hâlâ Osmanlı sorunsalı içinden gördüğümü, bunun da asla geri kafalılık olmadığını düşünüyorum. Hatta bu kimyayı daha doğru tanımladığını düşünüyorum. Elimden gelse Anadolu Cumhuriyeti, Osmanlı Cumhuriyeti demeyi tercih ederdim. Bu, birçok sorunun da halli anlamına gelirdi. Öte yandan gelenekle aramdaki ilişki paradoksaldır. Gelenek dediğimiz şey folklorik bir tını değil, içinde ilişki, davranış modelleri barındıran bir şey. Tek başına bir coğrafyanın, kültürün taşıyıcılığını, mutaassıp biçimde yapmak değil, değindiğiniz gibi onun içyüzünü anlamak, işleyişini kavramak, o davranış modellerini çözümlemekle de ilgili. Gelenekle olduğu kadar modernizmle de ilgiliyim. Sadece geleneğe yaslanan mutaassıp kesim geleneğin sürekliliği esasından gelenekle ilişkilendirilir. Ben gelenekle modernlik arasındaki ilişkiyle ilgileniyorum. Elbette ki bugünün kökleriyle geleceğin tahayyülü arasında bir ilişki kurmak, tarihsellik duygusuna sahip olmakla mümkündür. Amacım tarihsel bir eğri izlemek değil, kitaplar yayınladıkları tarihin kitaplarıdır. İçinde bütün zamanlar ve tarihler geçiyor. Ancak temel sorunsalım değişmiyor. Belki şiirinizde bir durulma gözleniyor diyebilirsiniz...

Evet, bunu söyleyebilirim. Öfkeniz azalmış sanki. 'Dağ'da bir durulma, daha doğrusu sakinlik hissi var. Bilgelik ve olgunluk...

Gözüm dünyaya erken değdi. O değme iki şey öğretti: Kendi içine bakmayı ve göz önünden geçenleri görmeyi. Söylediklerinizde elbette doğruluk payı var. Bunca yıllık yaşanmışlıklar insanda hiçbir şey değiştirmiyorsa, öfkesi, kızgınlıkları aynı kalıyorsa, ne yaşadın derler. Bunu bir eksiklik ve yorgunluk belirtisi olarak almıyorum. Önemli olan bir miskinliğe, atıl bir pasifsizime dönüşmemesi. İçinizde olgunlaşmanız, berraklaşmanız, sizin gençlik pınarlarınızı kurutmamalı. Tehlikeli olan odur.

Şiir kitaplarınızın tamamını düşündüğümde ilgimi çeken iki şey oldu. Birincisi anne imgesinin çok az geçmesi. Sanki sizi bir kadın değil de, bir erkek doğurmuş gibi.

Üzerinde düşünmedim. Siz söyleyince düşünmeye çalışıyorum. Aksine kadın imgesi, anne imgesi düzyazılarımda ya da tiyatro oyunum 'Taziye'de var. Şiirlerde ne vardı, ne yoktu diye düşünüyorum, şu anda buna verecek cevabım yok.

Düzyazılarınız için söylemiyorum, yine şiir kitaplarınızdaki ev imgesi dikkatimi çekiyor. Evle, odayla ilgili şiirleriniz var. Ancak siz o evlerin, odaların içine girmiyorsunuz. Eşikte duruyorsunuz.

Bunu başka türlü okumak mümkün. Aidiyet duygum zayıftır. Kendimi bir yere ait hissetmek konusunda zayıf olduğumu biliyorum. Bütün o kimliklerin içerisinde üvey yaşadığımı ve üvey kaldığımı düşünüyorum. O kimliğe beni ait kılan şeylerle onun dışına süren şeyler arasındaki gerilimden de besleniyorum. O gerilim beni yaratıcı ve diri kılıyor. Kimliklerimden kendime bir hapishane yapmamı engelliyor da olabilir. Hiçbir kimliğin beni hapsetmesine müsaade etmiyorum. Eşikte olma durumu bununla ilgili olabilir. Aslında ben tam da bir ev insanıyımdır.

Kavram olarak, içeride olmakla ilgili bir sıkıntı diyelim. Belki 'Dağ'da içeride olmak meselesine daha yakın duruyorsunuz.

Doğru olabilir. Kendini yola vurma, macera, dağa çağrılma, dağa gitme, 'Omayra'daki çöller... belki hayatın büyük macerasını ev içine kıstırmak istemiyorum. Ancak her yazdığımızı, her satırımızı o kadar da bilerek yapmıyoruz. Çağırdığımız ruhlar var yazarken, elbette aklın biçimlediği, bilgi birikiminin, okumanın getirdiği şeyler de var. Öte yandan kendimize yaptığımız hileler, kaçak oyunlar da var. Sizin yaptığınız gibi iyi bir okumacı, farklı yaklaşımlarla bunları okur. Buna da ihtiyaç var. İlgiyle dinliyorum söylediklerinizi.

Dağ dik durmayı ifade ediyor. Sizde böyle bir duruş hep var. Ancak dağ metaforik anlamda benim için yukarı çıkmaktan çok, derinliği ifade ediyor. Dağın kendine has bir dili de var. Dağdan ve onun dilinden söz etsek...

Varolma mücadelesi bu. 'Dağ'da iki parametre var. Biri, dağı söyleyenin, konuşanın dikey çizgisi. Onun içinde ruhani olana aşkınlık; kendini aşma, kendini oldurma, aynı zamanda hakikatle ilişki kurma, varoluşun temel soruları, çekirdekleri üzerine söyleyebilecekleriniz var. İkincisi ise, yaşadığınız coğrafyanın tarihsel, sosyal dokusunda dağla kurduğunuz ilişkinin tarihi. Birçok şeyin tarihi dağla ilişkili. İsyanlar, dağa çıkan eşkıyalar, dağa çıkan peygamberler.. Dolayısıyla insan zihninin kuşatıcılığına seslenmek istiyorum. Bu, kendi içimdeki olgunlaşmanın da ifadesi. Tabiatı çok özlüyorum.

Ayağımızın toprağa basmamasının, yeşile dokunmamanın azabını hissediyorum. Sadece doğanın değil, toplumun da diyalektikle ilgili hatası var. Bir sürü hatası, günahı,
azabıyla 78 kuşağının sancılarını çok çektik ama o dönemin sol ahlakının bana kattığı hiçbir şeyi inkâr edemem. Tabiatla kurduğum ilişkide bu da var. Dilde, tabii ki bir durulma var; her zaman bilirdim az sözün daha kıymetli olduğunu ama bunu bilmek yapabilmek anlamı taşımıyor. Türkiye'deki öğrenmeler çok kirli Asilik sadece sisteme başkaldırmak, kronik muhalif olmak değildir. Ben Türkiye'de kimi zaman sanat ve kültür adına öğretilmeye çalışılan genel doğruların getirdiği o kirlilikten kendimi korudum. Ama şiirimi çok önemsedim. Yazınızı temiz tutmak kendinizi temiz tutmakla çok ilgili. Şiire, yazıya çok temiz davrandım, onlar da bana temiz davrandılar. Benim iyi kalmamı, iyi olmamı sağladılar.

*Dağ/Murathan Mungan/ Metis Yayınları/ 171 sayfa/ 12 YTL

*Konuyla ilgili haberler:

[["İnsan kaç karat olduğunu bilir"]]

[[Aşk sahibini bekliyor]]

[[Olgunluğumun saltanatını sürüyorum artık]]

[[Mungan gişe önünde]]

[['Melodram her an hayatımızın içinde']]

[[Murathan Mungan'ın yeni oyunları]]

[[Sivil itiraz adına suya atılan taş]]

[[Murathan Mungan Ankara’da!]]

[['Eşcinselliğe karşı olanlar, onlara hayran olmaktan korkuyor']]

[[Billur köşkün çizgi romanı]]

[[Mucize ve Buluşma: Mungan & Gürses]]

[[Mungan'dan site hediyesi!]]


Etiketler: kültür sanat
Nefret