12/01/2020 | Yazar: Baran Çağlar Çetinkaya

Gençler kimsenin geleceği değil, kendisinin bugünüdür.

Sosyal politika ve gençlik Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Baran Çağlar Çetinkaya | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Baran Çağlar Çetinkaya

Gençler kimsenin geleceği değil, kendisinin bugünüdür.   

Toplumun salt ekonomisi, rasyonel ekonomik bireylerinden ibaret değildir. Bireyin tek amacı kişisel çıkarları en üst düzeye çıkarmak olmakla beraber, toplumdaki her birey her türlü bilgiye, etnik kimliğe, cinsiyete ve aile olanaklarına erişemez ve bireyin kendi iradesi ile seçemediği alanlar/şartlar/koşullar bireyin hareket alanını sınırlandırır. Bu alanın bireyin kendisinin şekillendirmesi için sosyal politika ve gerekli diğer özel politikalara ihtiyaç vardır. 

Sosyal politikaların temelini oluşturan eğitim, sağlık, savunma, işgücü piyasası ve bayındırlık devlet tarafından yapılır ve kontrol edilir. Sosyal politikalar belirlenirken gözetilen faydalar kamu yararınadır. Sürekliliği olmayan, dini ve vicdani duygular ile yapılan yardımlar sosyal politikaları oluşturmaz. Buna örnek olarak fitre, zekât ve/veya diğer ayni yardımlar örnek gösterilebilir. 

Gençlik kavramı 

Gençlik kavramı her ülkenin kendi şartları içerisinde belirlenmekle beraber, gençlere yönelik politikalar dağınık ve bütünsellikten yoksun ilerlemektedir. Bu kavram ortaya konurken sosyo-ekonomik ve biyolojik yapı önemli etken olmuştur. (Çotuksöken, 2007) Türkiye’de gençlik döneminin kavramsallaşması ‘ideal’ olan üzerinden ilerlemektedir. İdeal tanımı: Türk, heteroseksüel, laik ve Sünni’dir. Lüküslü, ‘gençlik miti’ olarak belirttiği gençliği; dinamik, toplumu ileri götürecek olan ve ‘aydın’ olarak tanımlandığını aktarmaktadır. Heteroseksist ve militarist düzen içerisinde, dönemin şartlarına göre şekil alan gençlik tanımı, belirlenen temel düzlemden sapmadan kendisini var etmekte ve gençlik her dönemin kendi sermayesi olarak görülmektedir. Genç kimliği; üretilmiş ve üretilecek olan tüm politikalar içerisinde kendisini “gizli özne” olarak var etmeye devam edecektir. 

“Genç” kimliğinin kavramsallaşmasında temel alınan önemli bazı noktalar vardır. Gençlik, her dönemin kendi içerisinde oluşturduğu militarizm algısı üzerine inşa edilmiş ve Cumhuriyet döneminde, Jön Türkler algısı üzerinden tanımlanmıştır. Genç; dinamik, milliyetçi, kültürel ve ekonomik sermayenin devamlılığı ve ilerleticisi olarak görülmüştür. Kısaca ifade etmek gerekirse “Gençler bizim geleceğimizdir” sözü şekillendirilmiş ve konjonktürel olarak sözün içeriği tekrardan tanımlanmıştır. 

Anayasal düzeyde gençler var mı? 

Anayasa’da gençliğe dair sadece bir madde var.  

58. Madde “A. Gençliğin Korunması 

Devlet, İstiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır. Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” Detayları için TBMM sitesinden anayasa maddelerine ulaşılabilir. 

Bu madde bize gösteriyor ki gençlik; muhtaç, korunması gereken ve merkez siyasetin sınırları içerisinde hareket etmesi gereken bireylerdir. Gençlik kimliği evlat, kardeş gibi duygusal bağlar ile yine yeniden kurulmakta ve öznenin kendisini yok sayılmaktadır. 1989 yılında Devlet bakanlığı bünyesinde oluşturulan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, ismi ve yapısı bize gösteriyor ki gençlik sadece spor ile özdeşleştiriliyor. Gençlik kimliğinin kendi başına var olamayacağı ve sadece spor ile özdeşleştirilmesi yine “makul” görülen gençlik tanımını temel alınmaktadır. Böylece, 2011 yılında müdürlük statüsünden bakanlık statüsüne geçen gençlik kavramı; temel tanımından sapmadan, yeni ve kapsayıcı politika üretmeden, var olan kimliği yeniden üretmekte ve dönemin siyasal şartlarına göre kendisini var etmeye devam etmektedir. ?90’lar sonrası doğduysanız ve “şanslıysanız,” doğum öncesi kendinizi var ettiğiniz beden üzerine dökülen yapışkan bir krem ile cinsel yöneliminiz ve cinsiyet kimliğiniz atanmaktadır. İlk ağlamanıza, ciğerlerinizin nefes almasına izin verilmeden sizin için bir düzen kurulmaya başlanmaktadır. Kendi adınızı bilmeden heteroseksizm ile tanışıyor ve üzerine giydirilen tulum ile ne olmanız gerektiği size söylenmektedir. 

Ana rahmine düştüğünüz andan itibaren organik bağ kurduğunuz aile kurumu, kendisini var ettiği yerden sizi büyütmeye başlamaktadır. Her durumda aile ile kurulan bağ sadece duygusal bir bağ değil, aynı zamanda ekonomik bağ olarak da ortaya çıkmaktadır. Ebeveynler bizleri yetiştirirken sadece bizim geleceğimizi değil kendi geleceklerini de kurgulamaktadır. Kapitalist-heteroseksist düzen sürekliliği ve doğurganlığı desteklerken, yatırımlarının da karşılığını almayı beklemekte ve kurulan ilişki görünmeyen bir çıkar ilişkisine dönüşmektedir. Beklentilerin karşılanmadığı, sistemin “makulü” olmadığınız sürece istenmeyen bir evlat olarak toplumsallaşıyorsunuz. 

Peki, bu sınırları kim belirliyor? Sosyal politikaların sınırlarını belirleyen ekonomi politikaları; devletin harcamalarını şekillendirirken bizlerin de hayatını şekillendirmektedir. Sözde sosyal devlet anlayışının hâkim olduğu sistem, temel insan haklarından olan eğitim, sağlık gibi haklara erişimi ya kısıtlamakta ya da engellemektedir. Feodal yapı içerisinden sosyal devlete oradan da kapital ekonomiye geçen sistem, bilinen burjuvaziyi değil, kendi esnaf burjuvazisini yaratmıştır. Bu esnaf burjuvazisi demokrasi, özgürlük gibi kavramlara uzaktır. Asker-sivil bürokrasi ikilemi içerisinde kurulan Cumhuriyetin, hayatın her alanını kontrol etmesi, ahbap- çavuş ilişkisinden öteye gidemeyen ekonomi sistemi bireyselleşmeye ket vurmuştur. Meselenin sadece sınıfsal olarak ele alınması (sınıfsal olmadığını inkâr etmiyorum) kimlikleri eritmeye ve üstünü örtmeye çalışmaktadır. Genç kimliği de bunlardan bir tanesi olarak ortaya çıkmıştır. Genç kimliğinin bağımlı ve ihtiyaç sahibi olarak kurgulanması, sistemin ürettiği aile kurumuna bağlı hale getirmektedir. Tam olarak hissedilemeyen sosyal devlet, gençleri kendileri ve bir kurum olan aileleri ile birlikte yalnız ve çaresiz bırakmaktadır. Kurum olarak tanımlıyorum çünkü yaşamınız boyunca ihtiyaçlar-beklentiler kıskacı içerisinde hareket etmeniz beklenmektedir. Eğitim, sağlık, savunma, işgücü piyasası yani sosyal politikanın temelini oluşturan her parametrede kendimiz olarak değil, bizim için oluşturulmuş aile kimliğine bağlı olarak karar vermekte ve hareket etmekteyiz. Bugüne kadar gençlik politikalarına dair her ne kadar önemli adımlar atılmamış olsa da her dönem kendi içerisinde gençliğe dair söz söylemiştir. Genç kimliği araçsallaştırılıp konjonktüre uygun birer sermaye olmuştur. Ekoloji, feminizm ve LGBTI+ hareketi gibi yeni toplumsal hareketlere bakıldığında genç kimlik kavramının dönüştüğünü ve meselenin öznesi haline geldiği çok açık bir şekilde görülmektedir. 

Heteroseksüel, militarist, işgücü piyasasına uygun olacak şekilde tasarlanmış gençlik kavramı içerisinde LGBTİ+ gençler nerede?

20. yüzyılın ilk yarısına denk gelen ve farklı ekoller içeren sosyal politika kavramı sömürü düzeni içerisinde gelir adaletsizliğinden doğan sınıf çatışmalarını aza indirmek için belirlenmiş devlet politikasını içerir. Farklı dezavantajlı grupları içerisine alan sosyal politika, Türkiye’de LGBTİ+’ları içermemektedir. Sosyal adaletsizlik mücadelesi verilen tüm alanlarda; eğitim, sağlık, barınma, LGBTİ+’ların yok sayılması sosyal refah problemidir. LGBTI+’ların toplumsal hareketler içerisinde var olmaması (siyasi partiler, sendikalar) ve LGBTİ+ gençlerin kendi var olma süreçlerinde maruz bırakıldıkları toplum baskısı, akran zorbalığı ve ayrımcılık daha güçlü ve kapsayıcı bir politikanın gerekliliğini göstermiştir. 1995 yılında toplumsal manada görünürlük kazanan LGBTI+ hareketi gençler tarafından örgütlenmiş ve bugünkü şeklini almıştır. “Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir” şiarı ile başlayan hareket, heteroseksizmin ablukasına aldığı herkesi dayanışmaya ve örgütlenmeye çağırmıştır. Heteronormatif sistemin dayatmalarına karşı “gizlenmek” zorunda kalan LGBTİ+ gençler; eğitim, sağlık, barınma gibi temel bireysel haklarına erişmekte zorluk yaşamakta ve/veya erişememektedir. 1980 cunta düzeninin tasarladığı militarist ve hapishanevari olan okullar ayrımcılığın, homofobi/transfobinin, akran zorbalığının “yasallaştığı” kamusal alanların başında gelmektedir. Yazılı-sözel olarak kendimizi ifade etmeye başladığımız yıllarda tanıştığımız ayrımcılık bireysel gelişimin önüne ket vurmaktadır. Eşit erişimle sahip olamadığımız temel eğitim sürecimizi tamamladıktan sonra tercihlerimiz doğrultusunda gittiğimiz üniversiteler de bildiğimiz pratiklerin dışına çıkamamaktadır. Görece daha bireyselleştiğimiz ve aile kurumundan uzaklaştığımız alanlarda bize tekrar aynı pratikler gösterilmektedir.   

Eğitim hayatı içerisinde eşitlik sağlanmadığı gibi barınma konusunda da sağlanmamaktadır. Ev ve/veya yurt ararken yaşanan ayrımcılık ve çözümsüzlük sosyal politikaların LGBTI+ gençleri içermediğinin göstergesidir. İşgücü piyasası (kamu- özel sektör) içerisinde bakıldığında LGBTI+ gençler gizlenmek zorunda bırakılmaktadır (Kaos GL, 2019). Sağlık politikalarında yapılan neo-liberal değişimler LGBTİ+ gençleri hem sosyal hem de ekonomik anlamda etkilemektedir. İşgücü piyasasına dâhil edilmeyen LGBTI+ gençler, Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamına girmedikleri durumda temel sağlık hakkından faydalanamamaktadır. Gençlik tanımının görünür olan ama kimse tarafından görülmek istenmeyen “gizli militarizm” genç eşcinsel, biseksüel erkekleri ve trans kadınları zorunlu askerliğe maruz bırakmaktadır. Askerlik konusunda da bir sosyal politikanın olmaması genç GBT+ bireyleri psikolojik ve fiziksel zorluklarla karşılaşmalarına neden olmaktadır. 

Sonuç olarak; değişime hız kazandıracak uzun vadeli gençlik politikalarının olmaması, Türkiye’de yaşayan milyonlarca genç nüfus için hem kişisel gelişimin hem de toplumsal ilerlemenin önünde bir engel olmaya devam etmektedir. Sorun değil çözüm odaklı, ayni değil bütünsel, katılımcı, toplumsal cinsiyet odaklı, farklılıkları çeşitlilik olarak gören, hak temelli gençlik politikasına ihtiyacımız var.

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin “Gençlik” dosya konulu 168. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene Yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.

**KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, sosyal hizmet
Nefret