27/06/2013 | Yazar: Selçuk Candansayar

Gezi isyanı da tarihteki diğer iktidar karşıtı isyanlar gibi muktedirin gönüllü bekçiliğini yapan yancı bilimcilerin ‘psikolocik’ ve ‘sosyolocik’ tahlillerinin hücumuna uğradı kısa sürede.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar

Gezi isyanı stratejik analistinden siyasi yorumcusuna, köşe yazarından medya patronuna, liberalinden solcu eskisine çok sayıda ‘yapı’nın ipliğini pazara çıkardı. Dünyanın en ücra köşesinde olup bitenleri bile derinlikli çözümlemelere tabi tutabilen bu öngörü kumkumaları, parklardan yayılan isyanı ne bekliyorlardı ne de anlayabildiler.

İçinde olmadığımız ve fakat bir şekilde bizim ‘rahatımızı kaçıracağını’ sezdiğimiz durumlarda kendimizi korumak için başvurduğumuz ana savunma, ‘olay’ın ruhsal ya da toplumsal kaynağını bulma çabası olur. Anlamaya değil açıklamaya çabalarız.

Böylece psikoloji (psikiyatri) ve sosyoloji iktidarın kendi meşruiyetini koruyabilmek için devreye soktuğu yedek güç haline gelir. İki disiplinin iktidar yancısı uygulayıcıları da ellerindeki ‘bilimsel aracı’ isyanı bastırabilmek ve var olan düzeni yeniden tesis edebilmek için kullanmaktan çekinmezler. İktidarı korumaktan gayeleri temelde kendilerini de korumaktan öte değildir. Var olan iktidar ağından beslendikleri için bir çeşit ‘ekmek kavgası’ yürüttükleri bile söylenebilir.

Gezi isyanı da tarihteki diğer iktidar karşıtı isyanlar gibi muktedirin gönüllü bekçiliğini yapan yancı bilimcilerin ‘psikolocik’ ve ‘sosyolocik’ tahlillerinin hücumuna uğradı kısa sürede.

Adlarının önünde afili akademik unvanlarıyla yancı bilimciler, muktediri ayakta tutabilmek ve isyanı bastırabilmek için ellerindeki her türden teorinin gözünü çıkarma pahasına sallayıp duruyorlar.

En sakil sosyolocik çözümleme, ana akım medyanın, isyan sırasında penguen belgeseli yayınlayarak kitlenin sosyal medyaya yönelmesini sağladığı, abuklamasıydı. Daha içler acısı olan ise isyancılar TOMA’lardan sıkılan zehirli suyla boğuşurken, biber gazından boğulmamaya çalışırken ellerinde anket kâğıtlarıyla araştırma soruları yöneltmeye debelenen, ardından çıktığı televizyon ekranlarında Amazonda medeniyetten habersiz kabile bulmuş antropolog edalarında döktürenlerdi.

Ama en komikleri baba imgesiyle kafayı bozmuş ‘psikolociciler’. Yok bu kuşak ‘y’ kuşağıymış, aslında bu bir babaya isyanmış, baba biraz müşfik olsa bu haşarı çocukların söylediklerini dinlese hiçbir sorun kalmazmış. Ergenmiş bu isyancılar o yüzden azıcık bağırıp çağırarak dile getiriyorlarmış dertlerini. Bu çocuklar geleneksel baba disipliniyle büyümemişlermiş, aslında bu deli dolulukları AKP’nin on yıldır sağladığı demokratikleşme ve özgürleşme başarılarının bir meyvesinden öte değilmiş. Miş miş de mış mış, sallayıp duruyorlar.

Freud’u bile mezarında ters döndürecek bütün bu çözümlemeler, isyancılar bilinmez ama en azından bu psikolocicilerin RT Erdoğan’ı baba olarak gördüklerinin kanıtı. Kim ekmeklerini veriyorsa onu baba olarak gördükleri anlaşılıyor.

Taksim’de Beyoğlu’nun ara sokaklarında, Kuğulu’da Tunalı’da, Kızılay, Gündoğdu, Antalya, Antakya velhasıl ülkenin meydanları, parkları ve sokaklarında her yaştan isyancıyı, anne baba çocuk, ailecek elele biber gazına karşı duran halkı ne yapacak bu baba isyanı yorumcuları belli değil.

Türkiye’de 12 Eylül Darbesi’yle başlayan vahşi ekonomik düzenin toplumu ancak gerici, muhafazakâr ideolojilerin boyunduruğu altında tutarak sürdürülebilmesi, son on yıldır topluma pompalanan sanal ekonomik refahın artık sonunun gelmesi; eğitimde, sağlıkta, istihdamdaki tıkanmanın son kertesine varması, seçim barajının toplumun siyasal aktör olarak temsilinin önünü tıkaması, kentsel dönüşüm yağması, Suriye, Kürdistan ve daha onlarca ekonomik, toplumsal dinamiğin iç içe girmesiyle, yönetim biçiminde ortaya çıkan uzlaşmaz çelişkinin neden olduğu çatışmanın patlaması için sadece bir kıvılcıma gerek duyulması, o kıvılcımı da Gezi’deki çadırlara vahşice saldıranların çaktığı vs, bütün bu dinamikler yancı bilimcilerin umurunda bile değil.

Brezilya’ da benzer bir isyanın başlaması, sermayenin küreselleşmesine karşı isyanın da küreselleşmesi bile onları ahlaka çağıramıyor.

Sosyolociciler, büyük komplo teorileriyle ayakta kalmaya çabalarken, psikolociciler meseleyi babaya yıkarak sıyrılmaya debeleniyorlar. Haksız da değiller, iktidar yıkılırsa en azından umduğu iktidar koşullarını elinden kaçırırsa yancıların da iktidarı sallanacak. O yüzden isyanın bastırılıp babaların durumu kurtarması için duacılar. Umdukları olursa bizi diskoya götür diye tempo tutacaklar. Eh o da bir umut tabi.


Etiketler:
Nefret