08/12/2013 | Yazar: Selçuk Candansayar

Eleştirmeye ya da hiç değilse sitem etmeye kalktığınızda, biz senin ne mal olduğunu biliriz, babalanmasıyla başlayan ve eleştirinize yanıt vermek yerine sizi değersizleştirmeye debelenenler yok mu çevrenizde?

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
Sevenin canını verecek denli bağlandığı, sevmeyenin ise elinden gelse bir kaşık suda boğacak kadar nefret ettiği bir ‘lider’ oldu Tayyip Erdoğan.
 
Bir insan figürü olarak partisinin, hükümetinin, ideolojisinin üzerine çıktı. Neredeyse kimsenin örneğin AKP, şöyle bir partidir, şu yapıdadır diye bir fikri yok; Erdoğan’ın partisi olarak biliniyor artık. Aynı hal hükümet için de geçerli; Erdoğan hükümeti. Kendisi de aynı anlayışta; benim bakanım, benim vekilimle başlıyor, benim bacım, benim Alevim, benim Kürdüm, benim milletimle devam ediyor. Duracağa da benzemiyor.
 
Kızdırmaya da gelmiyor; ‘ananı da al git’le başlıyor, ‘one minute’le girişiyor, sille tokat dayak yediği söylenen bakanlar, küfür banyosundan nasiplenen vekiller, en hafif atlatanlar ‘ulan’la kurtuluyor.
 
Kimsenin kayıtsız kalamadığı bu ‘karakter’ giderek toplumu sarıp sarmaladı ve karşı olanlar bile O’na öykünmekten kendilerini alamıyor. Sağcısından solcusuna, sosyalistine, dincisinden faşistine liberaline; ayakkabı boyacısından üniversite rektörüne, kadınlı erkekli ‘tayyiperdoğanlaşma’ salgını söz konusu.
 
İlkin fütursuz özgüvenleriyle örülü soğuk kibirleri dikkatinizi çekecek bu insanların. Herkese tepeden bakan, herkesten farklı bakan, duruşu, oturuşu, konuşmasıyla biteviye ben farklıyım, sizden farklıyım, değişiğim sizlerle aynı değilim diyen bir kurumlanma hali. Çok uzağa gitmeyin, hiç ummayacağınız kadar yakınınızdalar; örneğin Gezi Forumlarından birinde konuşmacı olarak dinliyor olabilirsiniz; üstelik acayip sıkı özgürlük, haklar, sosyalizm vs vs üzerine ahkam kesiyordur o sıra.
 
İkincileyin gerekçesini sadece kendilerinin bildikleri çifte standartlarına maruz kaldıklarınız mı var? Çok ilkeli gibi görünürken size dayattıkları ilkeleri yine kendilerinin bozmaları karşısında şaşırıp kalmış olmanız muhtemel. Sevdiklerine, uçucu ve güvenilmez bir sevgidir bu; en umulmadık payeleri şıpın işi veriverenlere bir de bu gözle bakın. Üstelik bu davranışlarıyla ilgili bir açıklama beklemek gafletinde bulunanları yok sayma becerileri de sıra dışıdır. Öyle istemiştir, vardır bir bildiği, ona böyle yapmak doğru gelmiştir; lütfederse ancak bu gerekçeleri duyabilirsiniz.
 
Her şey benimle başladı, benden öncekilerin hatalarını temizlemekten başımı kaşıyacak zamanım yok, sizin ne yaptığınızı da gördük, diye başlıyorsa kızdırmış olma riskinizin çok yüksek olduğunu artık öğrendiklerinizin, aslında size kimi çağrıştırdığını bulmaya çalışın. Size kızdıktan sonra sizi yok sayan, varlığınızı inkâr eden hatta çekip gitseniz rahat edeceğini bazen açıkça dile getirenleri düşünün, ne dersiniz?
 
Sözüyle eylemi arasında bir tutarlılık olmasına gerek duymayanlar yok mu çevrenizde? Yüzünüze seni seviyorum derken gözünüzün içine baka baka canınızı çıkaran; gününü göstereceğim senin diye efelendiğiyle can ciğer kuzu sarması alışverişi sürdüren; sürekli uzak geçmişin ‘hatalarını’ hatırlatıp başınıza kakarken, bir dediği bir dediğini tutmazlığının hatırlatılmasına öfkeden kuduran çok insan tanımıyor musunuz?
 
Eleştirmeye ya da hiç değilse sitem etmeye kalktığınızda, biz senin ne mal olduğunu biliriz, babalanmasıyla başlayan ve eleştirinize yanıt vermek yerine sizi değersizleştirmeye debelenenler yok mu çevrenizde?
 
Erdoğan’da cisimleşen ‘güç arzusuna’ karşı koymak toplum için giderek zorlaşıyor. Öyle ki sağcısından solcusuna, sosyalistine çoğu insan bu güç ve gücün getirilerinin büyüsüne kapılmış durumda. Başarıya ancak ‘güç’ sahibi olanların erişebileceği, güç sahibi olanın da hayata kendi kuralını dayatma hakkını kazanacağı anlayışı.
 
Bu gücün örtük özelliği kırılganlığı; hem sahibinde hem de ona tabi olanda aslında ‘kof’ olduğuna dair derinlerde bir kuşkuyla örülü. Zalimliği, kuşkusundan.
 
Bu bir karakter dönüşümü ve yapısal, üretim ilişkileri ve hayatın örgütlenme biçimindeki değişimin bir tezahürü. İnsan karakter örgütlenmesi hayatın koşullarıyla birlikte değişir ve Erdoğan bu haliyle o dillerden düşmeyen ‘yeni’nin öncül örneği. Bu yüzden toplumun yeni özdeşim figürü. Yeni kapitalizmin has bireyi olarak hızla toplumu ele geçiriyor.
 
Bir şey yapılabilir mi? Ancak Erdoğan kadar güçlü biri gelip onu alaşağı edip, paramparça ederse bu dönüşümü durdurabilir mi, dediniz? Ne dediğinizin farkında mısınız?

Etiketler:
Nefret