20/01/2017 | Yazar: Michelle Demishevich

Trans gazeteci olmak birçok açıdan ayrımcılık yaşamak demektir. Kimlik mücadelesi gazeteciliği engelliyor.

Michelle Demishevich | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Michelle Demishevich

Trans gazeteci olmak birçok açıdan ayrımcılık yaşamak demektir. Kimlik mücadelesi gazeteciliği engelliyor.

Ben İstanbul’da yaşayan bir gazeteciyim. Dışarıdan çok havalı görünse de işin aslı öyle değil. İşsiz, parasız ve evsiz bir gazeteciyim çünkü ben bir trans kadınım!

Yıllardır ataerkil sistem karşısında kadın ve LGBTT kimlikleri için mücadele ediyorum. Buralarda insan hakları tam olarak oturmadığından dolayı meslek örgütleri tarafından henüz kabul görmemiş olsam da, ben bir gazeteciyim.

Dünya, bu ülkede yaşanan basın özgürlüğü sorununu başka açılardan ele alsa da, görünmeyen bir sorun olan transfobi/homofobi buralarda hala var olmaya devam ediyor. En yakın arkadaşım Hatıra, “Zorlama Michelle, almıyolar işte seni,“ deyip duruyor. Neymiş, Türkiye henüz buna hazır değilmiş.

Aslında doğru söylüyor, gerçekten de müsaade etmiyorlar çalışmama. Geçtiğimiz yıl bu konuda Twitter üzerinden ne kadar paylaşım yapmış olsam da, meslektaşlarım maalesef bu konuya hiç ilgi göstermediler. Tek cevap veren yönetmen arkadaşım Kutluğ Ataman oldu. “Türkiye seni kabul ediyor, etmeyen gazetecilik sektörü“ dedi. Doğru. Ama ben yine de mücadeleye devam ediyorum. Entelektüel muhalif meslektaşlarımsa “şimdi sırası değil“ deyip duruyorlar. Ayol şimdi değilse, ne zaman?

“Birader burada çalışamazsın, hadi Taksim’e!’’

1980 darbesinden 2000 yılına uzanan süreçte, İstanbul başta olmak üzere pek çok şehirde trans kadın katliamları yaşandı. Meslektaşlarım, bugünün usta gazetecileri bütün bu katliamlar karşısında hep sessiz kaldılar. Ne tek satır haber yazdılar, ne de tek kare fotoğraf çektiler.

Meslek örgütü demişken size trajikomik bir olay anlatayım. Üç yıl önce bir basın toplantısından çıkmış, Tğrkiye Gazeteciler Cemiyeti binasının önünde şirket aracını beklerken binadan bir adam çıktı ve bana nefretle baktı. Ben oralı olmadım. Sonra bir polis aracı geldi ve araçtan inen iki polis bana yönelip, “Birader burada çalışamazsın, hadi Taksim’e!’’ dediler.

“Sen ne diyosun ayol” diyemeden polislerden biri bana, '’Abla, sen su şu Ayşe Arman’ın köşesinde çıkan travesti gazeteci değil misin?” diye sorunca konuşmaya başladık. Oraya neden geldiklerini sorduğumdaysa, cemiyetten aradıklarını, kapının önünde bir travestinin fuhuş yaptığını söylediklerini anlattılar.

Daha sonra bu konuyu konuşmak üzere cemiyete gittiğimdeyse ne beni dinleyen oldu, ne de benimle görüşen. Danışmada oturan yaşlıca bir erkek iletmek üzere numaramı aldı ama nakka tabii. Düşünsenize o günden bu yana, cemiyet için hala bir travestiyim, layık olduğum yer de Taksim sokakları…

Ayrımcılık sebebiyle bugün parasız, işsiz ve evsizim

Güya gazetecilik, toplumların entelektüel seviyesini belirleyen dört önemli meslek grubundan biri ama sene 2017 olmasına rağmen ben hala bu ülkede trans kimliğimin kabul görmesi için devamlı bir mücadele içerisindeyim. Bu yüzden de üretemiyorum. Kitap yazmıyorum, belgesel çekmiyorum, araştırma yapmıyorum…

Kimlik mücadelesi verirken üretmeye zaman kalmıyor. Uluslar arası meslek örgütleri temsilcileri Cumhuriyet gazetesiyle dayanışmak için Türkiye’ye geldiklerinde benimle görüşmeyi kabul etmediler. Sebebi, bizim yerli örgütlerin bu konuda bir rapor sunmamış oluşuydu.

Bir başka garip durum daha var. İletişim fakülteleri beni panellere davet ettiklerinde, konuşmalarımda bolca cinsiyetçilikten bahsediyorum ama yılsonlarında düzenlenen törenlerde ödülü hep “erkek-kadın“ meslektaşlarım alıyor. Her ne kadar trans dostu görünseler de, trans bir gazeteciye ödül verecek kadar modern değiller.

Sonuç olarak, sektör içinde maruz kaldığım ayrımcılık sebebiyle bugün parasız, işsiz ve evsizim. Geçenlerde yatmamış birkaç faturam için bizim kızlardan para istediğimde, “Akşam çarka gel, bir şeyler kazanırsın, dediler. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. İşte görüyorsunuz, sistem seks işçiliğine zorluyor insanı.

Feminist ve trans bir gazeteci olarak erkek medya ve erkek şiddetine karşı her zaman örgütlü bir halde mücadeleye devam edeceğim. Tek amacım, benden sonra gelecek nesil için cinsiyetsiz bir zemin hazırlamak. Bir gazeteci olarak bana yazma imkânı veren taz.gazete’ye teşekkürler. Bundan böyle yazı, haber ve söyleşilerimle burada olacağım. Bana Twitter üzerinden de ulaşabilirsiniz.

Bu ilk yazımı da dünya genelinde katledilen ve tutuklu olan meslektaşlarıma adıyorum. Journalism is not a crime!

Bu yazı ilk olarak taz.gazete’de yayınlanmıştır.


Etiketler:
Nefret