30/01/2012 | Yazar: Mehmet Atakan Foça

12 Eylül 1980, Türkiye’de toplumun muhtelif yerlerine derin yarıklar açtı ve bir buldozer gibi tüm hafızaların, birikimlerin üzerinden acımasızca geçti. Darbe öncesi belleklerden geriye, darbe sonrasında bu ülkede yaşayanların acıları, hüzünleri, sesleri, sözleri ve şiirleri kaldı.

Mehmet Atakan Foça | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Mehmet Atakan Foça
12 Eylül 1980, Türkiye’de toplumun muhtelif yerlerine derin yarıklar açtı ve bir buldozer gibi tüm hafızaların, birikimlerin üzerinden acımasızca geçti. Darbe öncesi belleklerden geriye, darbe sonrasında bu ülkede yaşayanların acıları, hüzünleri, sesleri, sözleri ve şiirleri kaldı.
 
1959’da Ece Ayhan Çağlar, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin İdari Şubesi’nden mezun olduğu sırada; SBF’nin komşu fakültesi Ankara Hukuk’u 81 yılında bitirecek ve 80’lerin önemli şairleri arasına girecek Akif Kurtuluş henüz doğmuştu. Akif Kurtuluş ve Ece Ayhan’ın yakınlaşması için yalnız şiir birlikteliği değil, bu küçük Ankara tesadüfleri de farkında olmadan şairleri mektuplaşmayla uzayıp giden dostluğa sürükleyecekti.
 
Ece Ayhan’ın 82-84 yılları arasında Bodrum-Gümüşlük’ten Ankara’daki Akif Kurtuluş’a yazdığı 19 mektup, Ece üzerine daha önce “Poelitika: Ece Ayhan” (Ortadünya Yayıncılık, 2007) çalışmasını yapan Eren Barış tarafından derlendi ve Akif Kurtuluş söyleşisiyle birlikte kitap haline getirildi. Kardeşim Akif’in önsözünde de değinildiği gibi, 1980 darbesinden iki yıl sonra yazılmaya başlanmış bu mektuplar, edebiyat ortamını, toplumu ve siyasi atmosferi anlamlandırmak açısından da mütevazı bir belge niteliği taşıyor.
 
Kardeşim Akif, Ece Ayhan’ın edebiyat çevreleri içerisindeki yalnızlığını, birçok ünlü şair ve yayınevi tarafından görmezden gelinmesini, edebiyat camiasında 29 yıllık tanınmışlığına rağmen hor görülüşünü, yaşadığı maddi ve manevi bunalımları 30 yıl sonra okuruna taşıyabilmesi bakımından önemli bir kaynak.
 
“Havada asılı nesnellik yoktur.”
1982 Anayasası’nın hazırlandığı günlerde yazılan mektuplar sayesinde, Ece Ayhan’ın -üstünden sıyırıp hemen çöpe atmaya hazır olduğu- şairlik ünvanının yanında gözlemci yanıyla da karşılaşıyoruz kitapta. Mektuplarda geçen unutmak bile unutulursözü, Ece Ayhan’ın şiirlerine sinen iktidar eleştirisinin yanında, toplum düşmanlığına varan bir Ece Ayhan portresini de tekrar ortaya çıkarıyor. 80 kuşağı insanlarının, edebiyat çevrelerinin, bencillik ve popülarite kokan hareketlerinden toplumsal bir yargıya ulaşıyor Ece Ayhan: “Ben bu toplumun kesinlikle bir insan toplumu olduğu düşüncesinde değilim (…) hafıza-yı beşerin nisyan ile malul olduğu üzre; bu toplumun temel bir niteliği de evet unutmaktır, belleksiz bir toplumdur hem de her alanda da. Biliyorum ben bir başıma bellek yaratamam, ama sergilemeyi sürdüreceğim içyüzleri.”
 
Şairliğiyle olduğu kadar sosyal bilimci kimliğiyle de dokunuyor hayata Ece Ayhan. Kâh toplum ve okur üzerine geliştirdiği eleştirilerinden, kâh Akif Kurtuluş’tan istediği tarih kitaplarından seziliyor bu yönü. Gerçekten de mektupların çoğunda şiir dergisinden çok tarih kitabı istiyor Ece Ayhan; Osmanlı devleti yapısı ve İttihat Terakki zihniyeti üzerine, Şerif Mardin’den, önemli tarihçilerden kitaplar… Ece Ayhan için bir olguda bir dolu hayat var. “Bir adam için anayasa çıkarılıyor çatır çutur” demesini de biliyor 82 Anayasa referandumu sırasında yazdığı mektubunda. Bir toplumun tarihine vurulan hançeri en derininde hissediyor Ece Ayhan; bir etikçi olarak yadırgıyor, bir şair olarak acı çekiyor: “Bizde hiçbir zaman ‘düşünce’ adına bir şey olmamıştır, her şey ‘memurlar kavgası’ olarak geçer tarihte.”
 
“Kötülük neden uzaklarda aranıyor anlamıyorum.”
Akif Kurtuluş’un söylediklerine göre Ece Ayhan, şiirlerini gördükten sonra Akif Kurtuluş’a ulaşıyor ve dostlukları gelişiyor. 80 sonrasında, şairlerin şiirlerini beğendikleri amatör şairlere ulaşma çabalarının da mazi olarak kaldığını hatırlatıyor Akif Kurtuluş söyleşide ve Ece Ayhan, Hüseyin Cöntürk gibi eleştirmenlerin bu maziyi hatırlanır kılan isimlerden olduğunu ekliyor. Kurtuluş, röportajda Eren Barış’ın sorusuna verdiği yanıtla aralarındaki usta-çırak ilişkisinin imkânsızlığına ise “Ne ben çırak olacak biriydim ne de Ayhan Ağabey usta olma heveslisi biriydi.” diyerek değiniyor.
Kaç kitabının satıldığını yarım ağız söyleyen yayıncılarla, 80 darbesi sonrası ekonomik ve psikolojik olarak çökmüş bir toplum arasında sıkışıp kalmış bir şairin feryadını dinliyoruz mektuplarda. Tüm sıkıntılarına rağmen, yaşadıklarından ders almayı bilip bir şekilde ayakta kalmayı da beceren inatçı bir tutumla asılıyor şiir yazmaya, günlük tutmaya, satmayacağını bile bile. “Ki bizim Cumhuriyet tarihimizde bir insana böyle arka arkaya haksızlıklar dizisi olayı yoktur.
 
Ece Ayhan’ın Akif Kurtuluş’a mektup yazdığı sırada Gümüşlük’te maddi bakımdan pek iyi olmadığı da açıkça görülüyor. Her şeyden evvel kendi kanatlarıyla uçmak istiyor ve tek gelir kaynağı yazdığı şiirler, kitaplar olan bir adamın hayatta kalma çabasıyla Akif Kurtuluş’tan kitaplarının reklamını edebiyat dergilerine vermesini rica ediyor birçok kez.
 
“Gerçek tehlike hep en yakınımızdakidir, en yakınımızdakilerdir.” derken Ece Ayhan, Akif Kurtuluş’a edebiyat çevrelerinin kendisine sırt çevirmesinden duyduğu hüznü de atlatamadığını hissettiriyor aslında. Komşusu, şair dostu İlhan Berk’in söyleşisini Cumhuriyet gazetesinde yarım yamalak yayımlatmasına kırgınlığını da bu isyanına bağlamak mümkün.
 
Kitabın son sayfalarında yer alan Akif Kurtuluş söyleşisi ise, Akif Kurtuluş’un kendisindeki Ece Ayhan imgesini anlatışı ve Ece Ayhan’ın siyasi-toplumsal itirazlarının 80 sonrası bellek kaybıyla kurulan bağlantısı bakımından değerli. Yazıyı, tarihçi, etikçi, şair Ece Ayhan’ı Akif Kurtuluş’un anlatımıyla bitirelim; “Unutmayarak var olmanın peşinde koşmuş bir Ayhan Ağabey imgesi var bende. Onun geçmişe yaptığı her yolculuk, bir bakıma kazı çalışmasıdır. Kötülüğü bulmak, deşifre etmek için yaptığı çalışma… ‘Kötülük’ diye bellediği -doğal olarak- tartışılabilir de olsa, inatla ve ısrarla kötülüğün üstüne gitti.”
 
Kardeşim Akif -Akif Kurtuluş’a Mektuplar-, Ece Ayhan
Hazırlayan: Eren Barış, Dipnot Yayınları, 2011.
 
Bu yazı Kaos GL Dergisi'nin 120. sayısında yayınlanmıştır.

Etiketler:
Nefret