24/12/2019 | Yazar: Can Yaman

…Çünkü o, yaşamı tecrübe ettiğim bu dünyada, göremediklerime ışık, anlam veremediklerime tat olan kılavuzdu.

Ustaya Ağıt Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Can  Yaman | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Can Yaman

Çocukluğumdan beri astrolojiye merakım var. Sanırım yeryüzünde bulamadığım huzuru, gökyüzünde aramamda saklı bu. Mesela geçenlerde, ülkece deneyimleyemediğimiz ama Amerika’da görülen Yengeç Güneş Tutulması’nı yaşadık. Tutulmanın en önemli öğesi, bir krala yol verirken, diğerini tahta geçirmesiydi. Son İstanbul seçimlerinde o krallardan biriyle tanıştık. Diğer kralın gidişine de tutulma sonrası öğrendiğimiz bir haberle tanık olduk. Mitolojinin izlerinde bizi kendisine büyüleyen kralın, böyle bir gök mucizesinde can vermesine şaşmamak lazım. Ne de olsa o Küçük İskender!

Rumuzuyla hem sanatçı hem insanlık mütevazılığına gönderme yapan İskender, büyüklüğüyle nam salmış adaşına, aynı cinsel yönelim paydasında olmasına karşın rest çekmiş ve kendini günümüz dünyasına ışınlamıştır. İşte bu tarihsel minvalde onu tanımış olmam, 90’ların sonunda genç bir kadın arkadaşıma açılmam sayesinde oldu. Madem öylesin, al bu kitabı, belki yalnızlığına çare olur diyerek beni ustayla yalnız bıraktı. Adı gibi “kalp krizi” geçirmeme neden olan şiir kitabı, kendi cinsel devinimimde çığır açacaktı. Alp’in Defteri, belki yerli edebiyat tarihimizin en açık eşcinsel deneyimiydi:

“bir organ nakli gibi sevmiştim seni
  çürük gözlerine bağışlanan ellerim
  yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim
  darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi
  çok tehlikeli bir sırrı saklar gibi sevmiştim seni!

  çok eskimiş bir aşkın hatırlanması
  sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması
  aslında işin açıkçası
  rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi
  fırtınanın camı çerçeveyi indirmesi gibi
  hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
  geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni!”

Onu tanımama vesile olan bu kitabın arka kapağındaki bir gözü mavi, diğer gözü yeşil olan beyaz tüylü kedinin hikâyesini, yıllar sonra kendisinden dinleyecek ve bana Alp’i hatırlattığını söyleyecekti. Bugün nüshalarını sahaflarda dahi bulamadığım o kitabı, İskender’in basımı tekrarlanmayan tek kitabıdır.  

Rimbaud’dan çokça etkilenen İskender, dönemin toplumsal yapısına aykırı denecek düzeyde sert ve bir o kadar estetikle kavrulmuş dizelerini kendine yoldaş etmeyi bilecekti. Biz o güne kadar cinselliği, aynada başka güzelsin/yatakta başka diye devam eden Orhan Veli yalınlığında anarken, İskender’de bunu hard core tadında yaşayacaktık. Ona bu kapıyı aralayan Rimbaud ise Paul Verlaine ile yaşadığı ilişki sayesinde eşcinsel kültürünün öncülerinden biri görülecek, pek çok anarşist hareket onu, sürrealizmin ilham kaynağı olarak bilecekti. Pop kültüründe Rimbaud, Bob Dylan ve Jim Morrison gibi isimlerin enerjisini taşıyan bir figür olurken hem kişiliği, hem yaşadıkları, hem de eserlerindeki muammayla şeytani bir melek olarak edebiyat tarihinde efsaneleşecekti. Tıpkı İskender gibi!

“Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
Bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
Akşamları, çürük iplerimden akın akın
Ölüler inerdi uykuya gerisin geri.
 
İşte ben, o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanza kadırgaları takamazken peşine.”

Rimbaud’nun Sarhoş Gemisi’nden alıntı bu dizelerde yolculuk eden, belirsiz bir yola çıkan özne gibi İskender de aynı belirsizliğin izinde kendine sığınaklı bir ada yaratmak ister ve imdadına, her daim referans aldığı Edip Cansever yetişir, “her yalnızlık bir ihtilaldir” der.

İskender, yaşadığı dönem ve coğrafyanın etkisiyle hem siyasi hem popüler kültürün kırılma noktalarına şahitlik etmiştir. Onun bu serüveni hem Türk LGBTİ yazınının, hem hareketinin fitillenmesine sebep olacaktı. 2003 yılında Berlin’de düzenlenen İlk Türk Eşcinseller Kongresi bu kilometre taşlarından biriydi. Kongre boyunca pekişen dostluğumuz, İstanbul’a dönüşte devam edecekti. Daha sonra Lambdaistanbul’da çalıştığım süre boyunca bizi kırmayarak, çağırdığımız her söyleşiye katılacaktı. Hatta kendisinin de rol aldığı Ağır Roman filminin Lambda’da gösterimi sonrası yapacağımız söyleşiye kimsenin “tenezzül” etmemesi üzerine, büyük bir olgunluk göstererek, sonraki etkinliklerimize katılmaya devam edecekti.  

Doğma büyüme Beşiktaşlı olmama rağmen, son on yılımı Büyükçekmece’de geçirmem, beni doğal yaşam alanımdan uzaklaştırmış olsa da Tüyap Kitap Fuarı gibi etkinliklere katılmama hız kazandırmıştı. Nerdeyse 2010’dan beri düzenli katıldığım fuarda başta İskender olmak üzere, birçok yazar ve şairi tekrar görme şansı bulacaktım. Eskiye nazaran buluşmalar heyecanını yitirse de eski bir dostu görmenin sevinci hep sabit kaldı. Daha sonraki karşılaşmalar ise geçmişe ve LGBT hareketine dair özlem ve beklentilerin kısa temennilerinde son bulan imza günlerine dönüştü.

Rahatsızlığını bilmeme rağmen geçen seneki buluşmaya katılamaması beni tedirgin etmişti. İlginçtir, fuardan aldığım son iki şiir kitabı uzun zamandan beri çantamdaydı. Ve imzalanmayı bekliyordu, ta ki acı haberi alana kadar. Sanırım onu kaybetmek sadece bir dostu ya da sanatçıyı kaybetme hüznünden çok daha acı. Çünkü o, yaşamı tecrübe ettiğim bu dünyada, göremediklerime ışık, anlam veremediklerime tat olan kılavuzdu.

Yaklaşık 10 küsur senedir panik atak tedavisi görürken hep şunu düşündüm. Ölüm ve yok oluş beni neden bu kadar tehdit ediyor? Hâlbuki şimdi anlıyorum ki beni tehdit eden ölüm değil, yaşamın ta kendisi. Yaşamdan ve yaşamaktan o kadar korkmuşum ve sinmişim ki, ölüm benim tek sığınağım olmuş. Fakat İskender, Rimboud ve Wilde gibi şairler, geleneğe ve ötekileşmeye karşı duruşlarıyla yaşama inat yaşam için var olmuşlar. Yaşamdan beslenmiş, doğayla ve toplumla bir olmuşlardı. Bize pervasız gelen yönleri, onları bizden daha insan kılmıştı. LGBTİ varoluşunu hâlâ tehdit gören zihniyetin baskısı altındayken, İskender’in dâhice kullandığı dili, geçmişin ve geleceğin ufkunda bir fener misali bize yol gösterecektir. Ve Azrail gelip çattığında, Cemal Süreyya’nın dediği gibi ölümü, siyah bir kâkül gibi alnına düşürmeyi de bilecektir hiç şüphesiz. Şimdiyse cennette Rimbaud’un metresi olması gerekir.

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin “Gençlik” dosya konulu 168. sayısında yayınlanmıştır. Dergiye; online aboneler dergi websitesinden ulaşabilir. Dergiyi internetten satın almak için ise Notabene Yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.

**KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: kültür sanat
Nefret