10/02/2012 | Yazar: Andaç Yazlı

Fırat Yücel ’Shame’i hayli ilginç biçimde Nuri Bilge’nin ’Uzak’ filmiyle akraba kılıyor. Akraba derken bunu, iki filmin ’kültürel ya da estetik’ açıdan tamamıyla farklı olan ayrışımlarının bilhassa farkında olarak.

Andaç Yazlı | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Andaç Yazlı
Fırat Yücel ’Shame’i hayli ilginç biçimde Nuri Bilge’nin ’Uzak’ filmiyle akraba kılıyor. Akraba derken bunu, iki filmin ”kültürel ya da estetik” açıdan tamamıyla farklı olan ayrışımlarının bilhassa farkında olarak. Bu görüş sanatın evrensel doğasına yönelik bakışı gerekli kıldığı gibi, birbirine temas etmiyor görünen farklı yaşamların üstündeki görünmezlik pelerinini kaldıran bir yüzleşimi de beraberinde getiriyor. Herhangi bir sanat yapıtının içinde bulunduğu toplumun ürünü olduğu gerçeği; yapıtın bizzat o toplumun değer ve yaşayışlarıyla sınırlı bir alanın içinde mekik dokuyacağı gibi kısır bir hareket alanın varlığına işaret etmez. Ama ondan tamamıyla soyut bir yalıtılmışlıkla da geniş hareket alanı sağlayamaz. Bu ancak ’distopik’ bir evrende kurulan fantastik hayal dünyasının vaatleriyle bir nebze mümkün olabilir ki bu bile oldukça münferit bir yalıtma biçimidir. Sonuçta söylemek istediğim, bir sanat ürünü hem içinde bulunduğu toplumun gerçeklerine ve gerekliliklerine göre sınırları belli bir mekânın içerisinde dolaşır, hem de özünde dert edindiği yaşamların sürekliliğini evrensel çerçevede işlevsel kılar yani, genişletir. Aslında iyi bir sanat yapıtının olmazsa olmaz özelliğidir bahsettiğim. Yücel’in söz ettiği bağdaşımlık azımsanmayacak boyutta iki yapıtı birbirinin ışığında değerlendirmeyi elzem kılıyor. Öyleyse şu soruyu sorabiliriz: Söz konusu iki filmi; Shame’in Brandon ve Sissy’ini ’Uzak’ın Mahmut ve Yusuf’unu çapraz bir okuma eşliğinde ele alarak evrensel bir temanın genişliğine varabilir miyiz?
 
Brandon’unu New York’un cam-mekân gökdelenlerinde yalnız ve zengin bir yaşam süren ’seks bağımlısı’ bir üst düzey yöneticisi olarak tanıyoruz. Önce açılış sekansında mavi çarşafın üstünde kıpırtısız bir bedenin yatışına tanık oluyoruz. Hemen ardından çeşitli şekillerde Brandon’un ’kıpırtısız’ bedeninin canlandığına işaret eden seks dünyasına ilişkin görüntüler birbiri ardına akmaya başlıyor. Bu canlanış; bir ’izleyici’ olarak Brando’nun hayat kadınlarına para sayışının, sık aralıklarla mastürbasyon yapışının, porno filmlerinden dışarı sızan bağırışların diri tuttuğu bir yaşamın gıdaları olarak kendini gösteriyor. Brandon’un gündelik yaşamını ayakta tutan, ona güç veren, direnç sağlayan eylemler bütünü olarak da görebiliriz tüm bunları. Dolayısıyla bir ’bağımlı’ daha özelde de ’seks bağımlısı’ olarak karakterize edilmiş bir yaşam var karşımızda. Genel olarak Mcqueen’in üstün kavrayışıyla biçimlendirdiği tikel bir ’bağımlılığı’, tüketim dünyasının çığırtılı ’arzu fetişizmi’ne göndermelerde bulunarak kapitalizme ve liberal bireyciliğe yönelik bir eleştiri getirdiğini iddia edebiliriz.
 
Çeşitli şekillerle Brandon’un özel yaşamına ’seks’ ile dahil olduğumuz bu kapalı kutu, kızkardeşi Sissy’nin görünür olmasıyla birlikte giderek açılmaya başlıyor Etrafa dağılan bilyeler gibi toparlanamaz bir hal alan Brandon’un günlük yaşamı, neticede derin bir ’utanç’ duyumsalını beraberinde getiriyor. Brandon’un Sissy’e karşı çoğalan ve bir yerde patlak verecek şiddetli öfkesi, açığa çıkan ’utanç’ duygusuyla birebir ilişkili. Şimdi gelelim Nuri Bilge’nin Uzak’ına. Shame’in Brandon’u ile Uzak’ın Mahmut’unu aynı zeminde buluşturan ortak özellik daha çok ’dışarıdan’a karşı ’içeriden’ bir tepkinin benzerliği. Mahmut’un yalnız ve cansız şehir yaşamı tıpkı Brandon’un mekanik kapalılığıyla örtüşebiliyor, doğrudur; ama asıl benzerliği bu kapalılığı yani, bu ’içerdenliği’ bozan bir ’dışarıdan’ın varlığı. Ben daha çok bu ’dışarıdan’lığı (Sissy ve Yusuf) ’öteki’ olarak adlandırma niyetindeyim. Öyleyse ’öteki’nin görünürlüğüyle birlikte eşdeğer ortaklaşan bir tavırdan söz edebilir miyiz? Yani, Brandon’un Sissy’e, Mahmut’un Yusuf’a olan tavrından… Uzak’ın Mahmut’uda evine ’öteki’ olanı, taşradan gelen Yusuf’u, kabul ettiğinde ortaya çıkan ’utanç’ı eşdeğer kılma olarak da düşünebiliriz belki bu ortak tavrı? Biraz genelleme yapma cesareti göstererek şunu sormalıyım: ’Utanç’, ’öteki’nin görünür olmasıyla mı açığa çıkan bir duygudur? Tersten sormak da mümkün: ’Öteki’yi saklayan/yok(muş) gibi gösteren gökdelenler-cam mekânlar aynı zamanda ’utanç’ıda kapatan birer sığınak işlevi görebilir mi? ’Öteki’ye olan ’utanç aynı anda ’öteki’ye dönük ’öfke’nin başlangıcı mıdır?
 
Şimdi gelelim ’öteki’nin konumuna. Tabii öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Shame’nin Sissy’si ile Uzak’ın Yusuf’u arasında uzamsal bütünlük olduğu kadar, kendilerini temsil etme biçimlerinin de hayli farkı olduğu bir gerçek. Konudan fazla dağılmadan sadece şunu söylemekle yetineyim: temsiliyet farklılıkları her iki karakterin ’tutunma’/’sığınma’ çabalarının ayrışımı ile alakalı. Yusuf daha çok ’tutunmaya’ gayretkar bir karakter. Şehrin yabancılığında, onu içine almayan genişliğinde bir yer kapma&edinme çabasında. Fakat Sissy’nin böyle bir derdi yok. Şehrin atmosferine, karakteri ve uyumuna açık biri o.Yusuf gibi yabancılık çektiği söylenemez. Onun durumu ’sığınma’ telaşı aslında. Brandon’a sık sık ”gidecek bir yerim yok” demesi veya ”sen benim ağabeyimsin, biz kardeşiz” gibi hatırlatmaları Sissy’i Brandon’un yaşamında bir sığınak haline getiriyor. Yusuf şehrin gölgesinde bir uyum arar-beklerken, Sissy’i ağabeyinin evinin içinde bir uyumun takipçisi olduğunu söyleyebiliriz.
 
Brandon’un ’utanç’ı Sissy’e karşı amansız bir öfkenin ürünü ve onu evden kovmaya kadar götüren bir ruh halinin hezeyanı olduğunu belirtmiştim. Bu durum Brandon’un ’seks bağımlılığı’nın patolojikliği ile açıklanabilecek bir ’utanç’ değil. Olsa olsa Bradon’un yaşamını sürdürebilmesini engelleyen bir ’dış etmen’ denebilir. Çünkü Brandon tükettiği ve satın aldığı takdirde hayatta kalabilen biri. Sissy’nin ise, bu kapitalist bireyciliği kolektif bağlar, sevgi ve sorumluluk gibi ideallerle bozguna uğratan bir yanı var. Kuşkusuz, Brando’nun kendisiyle yüzleşme olanağını getirebilen bir artı değerin de taşıyıcısı aynı zamanda Sissy. Brandon ise bu fırsatı belki farkında olmadan bir kere kullanıyor.Oda Sissy’nin bir gece kulübünde sahneye çıktığı an.Sissy bu sahnede oldukça hüzünlü bir şarkı söylüyor.New York’un panoramasını kapitalist yükselişin güzellemesinde sunan bu şarkıya, Brandon’un tepkisi sessiz bir göz yaşı dökmek oluyor.Şenem Aytaç’ın dediği gibi: ”en tepeye doğru ilerlerken kaybedilenlerin hüznüne bürülü” bu şarkıya, Bradon’un verdiği sessiz tepki yüzleşme fırsatını açıklar gibi.Ama Brandon’u bu yüzleşmeden alıkoyan aynı zamanda bir kırılma anına tekabül eden olayın,Sissy’nin Brandon’un patronuyla yatışına bağlayabiliriz.Brandon için ’farklı bir ilişki’ biçiminin hatırlatıcı olan bu olay onda derin bir öfkeyi tetiklemekten başka bir işe yaramıyor.Gerçi işyerinden bir kadınla yakınlaştığı ve akabinde ’iktidarsızlık’la sonuçlanan ’farkı türden bir ilişki’yide denemiyor değil..Kısaca,Brandon için beliren iki fırsat onu kendisiyle yüzleştirmede itici güç konumunda olabilecekken,etkisiz bir alanın boşluğunda kaybediliyor.Eski yaşamında onu tatmin eden,tükettiği ölçüde ’iktidar’laşan yüzüne geri çeviren bir ayna olmaktan öteye geçemiyor.Sissy’i sorumsuzluk ve her şeye bağımlılığı ile suçladığı ’çizgi film’ sahnesi,bu ’yüzleşememe’ halinin ’öfkeyi’ doruklaştırdığı an olarak belleğimize kazınıyor.Öfke kabardıkça ve dışlamaya yönelik kapitalist ben-merkezciliğie büründükçe Sissy’nin ’öteki’liği su yüzüne çıkmış oluyor. Uzak’daki Mahmut için de benzer tespiti yapabiliriz. Porno izlerken Yusuf’un ’mahrem’ alanı işgal etmesine yönelik savunmayı, Tarkosvky’nin ”Stalker”ında buluyor Mahmut. Bu ironik sahne onu Brandon’dan Fırat Yücel’in deyişiyle ”entelektüel hazla içgüdüsel hazzı”nın birlikte yaşanmışlığı ile ayırıyor. Yusuf’un odaya girişi hem entelektüel hem de içgüdüsel hazzı yaşatmayan ’öteki’nin kaba saba davranışı olarak algılanıyor ve Mahmut’un yaşamında ”öteki” konumunu iyice pekişiriyor Yusuf.‘Öteki’; utanç ve öfkenin eşzamanlı kabarışında bir araç olmaktan çıkıp, bizatihi kapitalist bireyciliğin ’utanç’ını sergileyen bir etmene dönüşüyor.
 
Özetle Mcqueen’in ’Shame’ini ve Nuri Bilge Ceylan’ın ”Uzak’ını aynı ölçüde önemli kılan şey; tüketim dünyasının ve ancak onunla işlevselleşen yaşamların ’utanç’ tablosunun, ancak ’öteki’nin varlığıyla gün yüzüne çıkıyor olması. Burada karakterlerin ve onların temsiliyetinin kabaca yargılanması gerektiğini söylemiyorum. Ötekinin bir kurtuluş/özgürleşme potansiyeli sağladığını ise hiç ima etmiyorum.’Öteki’nin konumunu ifşa edici, gösterici (ama göze batırmadan) ve nihayetinde bir yüzleşme fırsatının hem sağlayıcısı hem de kurbanı olarak düşünmek gerektiğine dikkat çekiyorum.

Etiketler: kültür sanat
Nefret