23/06/2009 | Yazar: Kemal Ördek

Kaos GL, uzun yıllardan beri insan hakları savunuculuğunu ve milletvekilliği görevini açık eşcinsel kimliğiyle yürüten Alman politikacı Volker Beck ile görüştü.

Kemal Ördek | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Kemal Ördek

Kaos GL, uzun yıllardan beri insan hakları savunuculuğunu ve milletvekilliği görevini açık eşcinsel kimliğiyle yürüten Alman politikacı Volker Beck ile görüştü.

Beck ile Almanya’daki eşcinsel hakları mücadelesinin geldiği nokta, homofobinin kamusal alandaki etkisi, Alman yasalarının cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık karşısındaki geçmişten bugüne olan tavrı, Alman Lezbiyen ve Gey Derneği’nin toplumsal ve devlet katındaki homofobinin dönüşmesindeki etkisi, Almanya’daki göçmen toplumlardaki yaygın homofobi gibi birçok önemli konu hakkında konuştuk.
 
Türkiye’deki LGBT bireylere yönelik gerçekleşen hak ihlalleri karşısında somut destek sunan Sayın Beck ile gerçekleştirdiğimiz röportajı, LGBT hareketi açısından önemli mesajlar içeridiğini düşünerek, sizlere sunuyoruz.
 
Sayın Beck, öncelikle okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?
1994 yılından beri Alman Parlamentosu üyesi ve 2002’den beri de Yeşiller’in parti denetçisiyim. Ayrıca, Yeşiller’in parlamento grubunun insan hakları temsilcisiyim. Parlamentoda temel olarak, medeni hakların güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğünün korunması, kanun önünde eşitliğin sağlanması ve azınlıklara yönelik ayrımcılığın bertaraf edilmesi yönünde çaba harcıyorum. Politik açıdan odaklandığım temel noktalardan biri de hukukun üstünlüğünü vurgulayan yurtiçi güvenlik politikasıdır.
 
Politik kariyerimin kökeni barış hareketi ve azınlık hakları mücadelesine dayanıyor. Politik faaliyetlerimdeki ana temalar, kısaca, medenî haklar ve insan hakları, güçlü bir anayasal devlet ve demokrasidir.
 
Açık kimliği ile ön planda olan, Sosyal Demokrat Parti’den Berlin Belediye Başkanı Klaus Wowereit, Liberal Hür Demokrat Parti Başkanı Guido Westerwelle, Hessen eyaleti Eğitim eski Bakanı Karin Wolff, Hristiyan Demokrat Birliği’nden Hamburg Belediye Başkanı Ole van Beust ve Yeşiller’den sizin gibi Alman politikacılar var. Sizce bu, resmi düzeyde homofobinin ortadan kalkmışlığına işaret mi ediyor? 
Bahsettiğiniz hiçbir isim, resmen göreve başlamadan önce kimliklerini açıklamamışlardı. Devlet katında hâlâ cinsel yönelimlerini açıklamaktan korkan eşcinseller var. Fakat diğer taraftan, önemli pozisyonlarda görev yapan ve kendi cinsel yönelimlerini açıklayan isimlerin olması, önceden politika ya da medya alanında kariyer yapmak isteyenlerimizin ciddi şekilde karşısına çıkan engellerin yavaş yavaş ortadan kalktığını gösteriyor.
 
Eşcinsel kimliklerini saklamayan devlet görevlilerinin resmî ilişkilerinde karşılaştıkları önemli engelleri kısaca belirtebilir misinin? 
Açık eşcinsel kimlikleriyle faaliyet yürüten devlet görevlilerinin karşılaştıkları en önemli sorun, kamuoyunun onları en temel şekilde cinsel yönelimlerini baz alarak düşünmesidir. Bu tek boyutlu imaj, eşcinsel politikacıların LGBT haklarının ötesinde konularla ilgilenebilecek politikacılar olarak düşünülmesini engelliyor.
 
Almanya, devlet destekli homofobinin en ağır şekliyle tecrübe edildiği Nazizm gibi bir rejime tanıklık etti. Nazizm’in yok edilmesinden sonra devlet katlarında homofobinin ortadan kalkmasını sağlayan temel dönüm noktalarından bahsedebilir misiniz? 
Bana göre, homofobiyle olan mücadeledeki en önemli dönüm noktaları 1960’lardaki toplumsal liberalizasyon sürecinde görülmüştür. Sonuç olarak, 1969’da, Alman Ceza Kanunu’nun meşhur 175. maddesi yenilenmiş ve yetişkin erkekler arasındaki eşcinsel ilişkiler, kanun maddesinin 1935’te Nazilerce genişletilmesinden 34 yıl sonra suç olmaktan çıkarılmıştır. Bu noktadan sonra, sivil toplumun aktif müdahalesi, gey, lezbiyen ve transgender bireylerin insan hakları konusunun siyasi bir sorun haline gelmesini sağlayarak, toplumsal tutumların liberalizasyonuyla sonuçlanmıştır.
 
LGBT haklarıyla ilgili diğer önemli an 2001’de, Alman parlamentosunun, gey ve lezbiyenlere eşit yasal hakların verilmesi noktasında büyük bir adım atarak aynı cinsiyetten bireylerin yasal kayıtlı birlikteliklerini onayladığı andır. Bu adım, gey ve lezbiyenlere sadece kendi yasal durumlarında yardım etmemiştir; ayrıca eşcinsellerin toplumsal kabulünü de artırmıştır. Bu yasa, Alman Lezbiyen ve Gey Derneği’nin 10 yıllık mücadelesinin sonucunda gerçekleştirilmiştir.
 
Alman Lezbiyen ve Gey Derneği’ne uzun süreden beridir üyesiniz ve derneğin uzun yıllar sözcülüğünü yaptınız. Bir eşcinsel hakları aktivisti olarak edindiğiniz değerli deneyimleri akılda tutarak, eşcinsel hakları mücadelesinin, sizce, devlet katındaki homofobinin yok edilmesinde ne gibi bir rolü olmuştur? Hangi şekillerde? 
Eşcinsel hakları mücadelesinin önemine gereğinden fazla vurgu yapmamak gerekir. Sadece ulusal medeni haklar kurumları şeklinde organize olan LGBT toplumu, kamu düşüncesini değiştirerek ve politikacılar ile medya temsilcileri üzerinde baskı kurarak başarılı bir şekilde kendi hakları için mücadele edebilirler. Şüphesiz, eşcinsel gündemi, kamuya güvenilir hikâyeler sunan Alman Lezbiyen ve Gey Derneği’nin sorumluluk almasıyla, farklı bir görüntü kazanmıştır.
 
Şu açık ki; Alman devleti, dünyanın çoğu bölgesinde görülemeyecek derecede, LGBT toplumunun hukuki ve politik çerçevedeki haklarını zamanla iyileştirdi. Sizce, LGBT konusunda, Alman devleti politikalarının hangi özellikleri hâlâ eleştirilebilir? Hâlâ açıkça homofobik olarak nitelendirilebilecek devlet/hükümet politikaları mevcut mudur?  
Almanya’daki LGBT toplumunun temel problemleri, bir taraftan homofobik şiddetin küçümsenmesi, diğer taraftan Alman hukukunun aynı cinsiyetten bireylerin beraberliklerine yönelik ayrımcılığıdır. Gey ve lezbiyenlere kendi ilişkilerini resmileştirme hakkını sunan medeni birliktelikler yasaları, eşcinsel çiftlere, hâlâ heteroseksüel çiftlere tanınan haklarla eşit haklar sunmamaktadır. Bu, yani devletin bu noktadaki ayrımcılığını bertaraf etmek, benim politik gündemimdeki en önemli konulardan bir tanesini oluşturmaktadır. Alman yönetimi basitçe, iki farklı milliyetten bireylerin medeni birlikteliklerindeki kişilerarası ilişkilerdeki sorunları görmezden geliyor, özellikle de Alman olmayan partnerin ülkesinde eşcinselliğin cezaya tabii olduğu durumlarda. Bu konular, Alman devletinde gözlenebilecek homofobik tavır ve ilgisizlikler olarak düşünülmelidir.
 
Rus eşcinsel hareketine desteğinizi göstermek için Rusya’ya gittiniz; fakat eşcinselliğin Rusya’da suç olmaktan çıkarılmasının 13. yıldönümü anması sırasında, sizleri saran düzinelerce muhafazakâr Ortodoks Hristiyan tarafından saldırıya uğradınız. Sizce, Alman devleti, Rusya yönetiminin sizleri yeterince korumaması ve eşcinsellere yönelik açık ayrımcılığına gerekli tepkiyi gösterdi mi? 
Hayır, bence Alman hükümeti Rus yönetiminin her bireyin barışçıl gösteri yapma haklarına olan saygısızlığını eleştirmek noktasında daha cesaretli ve açık şekilde tepki göstermeliydi. Ne yazık ki, bir kez daha, politik ve ekonomik çıkarlar dünyanın her yerinde demokrasiye olan inancımızdan çok daha önemli hale gelmiştir.
 
Alman hukukunda, istihdam, sağlık, eğitim ve benzeri alanlardaki cinsel yönelim ayrımcılığını engelleyen yasalar olmasına rağmen, Berlin eşcinsel hakları grubu Maneo geçenlerde Almanya’da homofobik şiddetin arttığını belgeleyen bir anket yayımladı. Size göre, homofobik suç ve ayrımcılığın yok edilmesi için devletin anti-homofobik kanunlar çıkarması yeterli midir? 
Bence, hükümet ve sivil toplum nefret suçlarına karşı mücadeleye daha ciddi şekilde katılmalıdır. Homofobik suç mağdurlarına yönelik dayanışma noktasında önemli bir eksiklik var. Bütün gücümüzü seferber etmeliyiz. Polis, yargı, politikacılar ve eğitim sektörü birbirlerini desteklemeli. Herkese toplumsal cinsiyet kimlikleri kaynaklı hiçbir tür şiddeti kabul etmediğimize dair önemli bir sinyal vermeliyiz.
 
Eşcinselliğin hâlâ tabu olduğu Türkiye ve Rusya gibi ülkelerden Almanya’ya göçün, homofobik şiddeti artırdığı gibi bir iddia var. Almanya’da yaşayan Rusya ve Türkiye kökenli yurttaşların açıkça homofobik görüşler taşıdığını gösteren anketler var. Sizce, bahsettiğimiz toplumların Almanya’daki LGBT toplumuna yönelik muhafazakâr tutumlarını engellemek ve onları dönüştürmek amacıyla hangi politikalar uygulanabilir? 
Bu noktada, eğitimin öneminin altını çizmek istiyorum. Her tür stereotip ile en etkin şekilde mücadele edebileceğimiz yerler okullardır; böylece genç kuşak olumsuz klişelere maruz kalmayacaktır. Ayrıca, bu soruna çözüm olabilir düşüncesiyle, Alman Lezbiyen ve Gey Derneği ve Türk ya da Rus sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile düzenlenen ortak kampanyalar öneriyorum.
 
Evli, heteroseksüel çiftlere tanınan birçok hakkı eşcinsel çiftlere de tanıyan ‘Kayıtlı Birliktelikler Kanunu (2001)’nun Babası’ olarak biliniyorsunuz. 2004’te, eşcinsel çiftlere evlat edinme hakkını veren yeni bir yasa onaylandı. 2006’da Angus-Reid Global Monitor tarafından yapılan bir anket, Alman halkının %52’sinin eşcinsel evlilikleri desteklediğini gösterdi. Bütün bu iyi işaretler ışığında, eşcinsel evlilikleriyle ilgili konunun geleceği konusunda ne düşünüyorsunuz? 
Açıkçası, aile kurumunun eşcinsel bireylere de açılmasına karşı duran önemli orandaki muhalefet ile mücadele etmek zorundayız. Sadece Hristiyan Demokratlar değil, aynı zamanda Sosyal Demokratlar da bizim eşcinsel evlilikler konusundaki politik inancımızı desteklemiyor. Yani görünüyor ki, böylesine bir reform çabası noktasında çok ciddi ve kapsamlı bir tartışma tecrübe edeceğiz ve daha fazla azimli olmak zorunda kalacağız.
 
Ama nihayetinde, eşit haklar düşüncesinin kazanacağına olan inancım tamdır.
 
Hangi parti ya da partilerin, yasama noktasında, eşcinsel hakları lehine görüş bildirdiklerini ve hangilerinin resmi ve toplumsal alanlarda homofobinin ortadan kalkması için tutarlı politikalar önerdiklerini belirtebilir misiniz? 
Üyesi olmaktan gurur duyduğum Yeşiller, en başından itibaren LGBT hakları için mücadele etmektedir. Hem politik hem de toplumsal seviyelerde eşcinsel toplumunun dileklerini destekledik.
 
Hristiyan Demokratlar, aile politikası konusundaki yeni yaklaşımlarına rağmen, hâlâ Alman parlamentosundaki en homofobik partidir. Eşcinsellere yönelik devam eden ayrımcılığı desteklemekte ve eşcinsel çiftlerin evlilikte heteroseksüel çiftelere sunulan haklardan yararlanmasına yönelik çabalara karşı çıkmaktadır. 
 
Kaos GL tarafından düzenlenen Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’yı ve Türkiye’deki LGBT hakları hareketini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Son gelişmeler ışığında, Lamdaistanbul olayı gibi, bu buluşma daha da önem kazanıyor. Diğer bir deyişle, lezbiyenlerin, geylerin, biseksüellerin ve transların varlığını reddetmeye çalışanlara önemli ve güçlü bir mesaj gönderiyor buluşma. Biz her yerdeyiz ve eşit haklara sahip olmalıyız. Olduğumuz gibi var olmak bizim hakkımız. Dernek kurmak ve sivil topluma katılmak bizlerin hakkı. Kendimizi istediğimiz gibi tanımlamak bizim hakkımız. Eşcinseller, Hristiyanlar, Kürtler ve Alevilerin azınlık haklarına saygı olmadan, Türkiye’ye AB kapısı açılmayacaktır.
 
Son olarak Sayın Beck, Türkiye’deki LGBT hakları kuruluşlarına, LGBT haklarının resmî ve toplumsal alanlardaki gelişmesine yönelik mücadelelerinde neler önerirsiniz? 
Güçlü politik desteğimi Türkiyeli LGBT toplumu kendi arkasında hissedebilir; ancak temel işi yine kendileri yapacak. Sadece siz kendi amaçlarınıza ulaşabilirsiniz ve bizim Avrupalı ülkeler olarak desteğimiz ancak bunu tamamlayabilir. Fakat bize ihtiyacınızın olduğu her an bize başvurabilirsiniz, ihtiyacını duyduğunuz her konuda uluslararası dikkati çekmeye hazırım. 


Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret