10/11/2011 | Yazar: Fırat Söyle

Hüküm kurarken ağırlıklı olarak sanıkların beyanını göz önünde bulunduran mahkemeler, eşcinsel erkeklerin uğradığı saldırılarda kararlarını hep sanık lehine vermekte.

Fırat Söyle | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Fırat Söyle
Hüküm kurarken ağırlıklı olarak sanıkların beyanını göz önünde bulunduran mahkemeler, eşcinsel erkeklerin uğradığı saldırılarda kararlarını hep sanık lehine vermekte.
 
Son zamanlarda öldürülen transseksüel kadınlar ve eşcinsel erkeklerin dava dosyaları teker teker sonuçlanmak üzere ancak kesin hüküm söz konusu değil.  
 
Dilan Pirinç Davası: “Canavarca hisle kasten öldürme sonucu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olmalıydı”
 
10 Mart 2009’da evinde öldürülmüş olarak bulunan Dilan Pirinç’in sadece ailesinin takip ettiği ve birçoğumuzun da unuttuğu dava, sonuçlandı.
 
Eski sevgili B. Can Korkmaz “kendini kaybetmesi” ile Dilan’ı pek çok defa bıçaklamış ve sonrasında da evine kaçıp, babasından kendisini polise teslim etmesini istemiş. Sanık Birol Can Korkmaz, 7’si öldürücü toplam 18 bıçak darbesi ile eski sevgiliyi evinde öldürüyor. Sanık, eski sevgili ile aralarında sorun olduğunu ve tartıştıklarını belirtmiştir savunmalarında.
 
Davanın görüldüğü İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi uzun bir süre sonra kararını veriyor. Mahkeme; sanığın haksız tahrik indirimi talebini şu cümle ile reddediyor. “Sanık lehine haksız tahrik oluşturacak söylem ve eylemin bulunup bulunmadığına gelince… haksız tutum ve davranışların başlangıçtan itibaren sanıktan kaynaklandığı olay günü de oluş bölümünde öldürüleni ayrılmama konusunda zorlayan sanığın, olumsuz cevap alması üzerine 7’si öldürücü 18 bıçak darbesi ile yaralayarak öldürdüğü kanaat ve sonucuna varıldığından, sanık lehine haksız tahrik hükümleri uygulanmamıştır.”
Sayın Mahkeme, 09.06.2011 tarihinde bir karara varmıştır. Mahkeme, hükmünde, “kasten öldürmekten dolayı müebbet hapis cezasına ancak sanığın duruşmalardaki hal ve tavrı ve pişman olması üzerine 25 yıl ile cezalandırılmasına” karar vermiştir.
Türk Ceza Yasası 81/1’den hüküm veren mahkeme olayı bir bütün olarak değerlendirmemiştir. Aynı yasanın 82. maddesi nitelikli öldürmeyi tanımlamakta ve cezasını belirtmektedir. TCK. 82/b bendinde kasten öldürmenin canavarca hisle işlenmesi halinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmektedir. Dilan Pirinç, 7’si öldürücü toplam 18 bıçak darbesi alarak hayatını kaybetmiştir. Acaba 18 bıçak darbesi sıradan vakalardan mıdır? 18 bıçak darbesi, kasten öldürmenin, “basit haline mi” yoksa “nitelikli haline mi” girmektedir? Sayın Mahkemenin, iddianamede iddia edilen suç ve talep edilen cezanın dışına çıkması gerekli idi. Dilan Pirinç cinayetinde olması gereken ceza canavarca hisle kasten öldürmenin sonucu olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır.
 
Müebbet: “Olması gereken kararlardan”
 
İstanbul Fatih ilçesinde iki transseksüelin evine giren 3 kişinin transseksüel kadın F.Y.’nin öldürülmesi, arkadaşı S.Ö’nün ise ağır yaralanması olayında İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği karar örnek niteliktedir.
 
İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi 17.02.2010 yılında meydana gelen olayı kısa bir süre içinde sonuçlandırmış ve 08.06.2011 tarihinde kararını vermiştir. Sanıklar Zafer Tunç, Fatih Kotan ve Mesut Acar’ın her bir olay için ayrı ayrı cezalandırılmasına dair verilen kararda tüm sanıklar için TCK. Madde 82/1’den ağırlaştırılmış hapis cezası ile cezalandırılmışlardır. Ancak Sayın Mahkeme takdir hakkını kullanarak sanıkların duruşmalardaki tavırlarından dolayı müebbet hapis cezası ile cezalandırmaya karar vermiştir. Olayda S.Ö’ye öldürmeye teşebbüs ile başkaca suçlardan da ceza verilmiştir.
Olayda haksız tahrik indirimi yapılmamıştır. Sadece sanıkların muhakeme süreci içindeki tavırlarından dolayı takdiri ceza indirimi yapılmıştır.
 
Mahkeme, sanıkların ifadeleri ile yetinilmeyip kapsamlı bir araştırma yapmıştır. Ancak bu iki dava dosyasının aksine son derece iç karartıcı bir karar da İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinden çıkmıştır.
 
Gey katillerine haksız tahrik indirimi var
 
Ağustos 2010 yılında Gültepe Şişli’de meydana gelen olayda Ahmet Öztürk, Tolgahan Gürsoy tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür. Savcılık iddianamesinde, nefret suçu olarak tanımlayacağımız cinayetin sanığı için “Haksız tahrik altında A.Ö.’yü kasten öldürdüğü suçundan dolayı müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasını” talep etmiş idi. Savcılığın bu iddianamesi mahkemenin kararı haline gelecektir.
 
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, maktul A.Ö. cinayetinde olaya dair sadece iki tanık ve esasen sanığın ifadelerine dayanarak karar vermiştir. Dava dosyasını incelediğimizde karşımıza çıkan bildik savunmaların olduğunu görmekteyiz. “Para karşılığında bir kadınla birlikte olacağım vaadi ile planlı bir şekilde kandırıldık” diyen sanık, devamla “korku ve tiksintiyi yaşadığım sapıkça ve iğrenç isteklerine boyun eğmem için namus ve canıma karşı saldırıda bulunmuştur” diyor mahkemeye verdiği savunmasında. Ayrıca sanığın vekili mahkemeye verdiği yazılı savunmalarında da maktul tarafından müvekkilinin “erkeklik gururunun ayaklar altına alındığını” belirtmiştir. Erkeklik gururunun incinmesinin sonu nedense 9 adet bıçak darbesi ile son bulmuştur.
Adli Tıp raporuna göre 9 adet kesici ve delici alet yarasının 5 adeti öldürücü niteliktedir.
 
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.10.2011 tarihinde verdiği kararında sanık lehine şu ifadelerde bulunmuştur. “Sanığın bildirdiği savunma, savunmanın tanığı Nevzat’ın beyanı ile doğrulanmış olmasına, aksini gösterir delil de bulunmamış olmasına göre maktulün, sanığı savunmada geçer biçimde cinsel fantezilerini gerçekleştirmek amacı ile zorladığı, bıçak çektiği, bazı cinsel davranışlarda bulunmasını istediği, aralarında çıkan boğuşma sırasında bıçağı ele geçirdiği ve bundan sonra maktulü öldürdüğü… Haksız hareketlerin vardığı boyut sanık üzerindeki etkiler göz önüne alındığından cezasında azami derece indirim yapılması gerektiği sonucuna varılmış olmakla 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına” karar verilmiştir.
 
Eşcinsel erkeklerin uğramış oldukları saldırılar neticesinde, mahkemelerin verdikleri kararlar hep sanık lehine olmaktadır. Benzer pek çok olayda sanıkların ifadeleri ve cinayete dair özellikler benzerlik taşımaktadır. Cinayetlerin ortak özellikleri bıçağın kullanılması,  onlarca bıçak darbesi, savunmaları aynı yönde olmasıdır. Mahkemeler hüküm kurarken ağırlıklı olarak sanıkların beyanını göz önünde bulundurmakta ve kararlar sanıklar lehine olmaktadır.
Bir darbe de Yargıtay’dan
 
2006 yılında evinde öldürülen Abdulbaki Koşar’ın dava dosyası uzun süredir Yargıtay’da idi. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava sonucunda sanığın ifadeleri baz alınarak ödül gibi ceza verilmişti. Mahkemenin sanık lehine yaptığı haksız tahrik indirimi ile LGBT bireylerin tepkisini çeken davalardan birisidir. Mahkeme, kararında sanığın kasten öldürme suçunun cezası olarak müebbet hapis cezası vermiş ancak haksız tahrik ve takdiri indirimler sonucunda sanığa 15 yıl hapis cezası verilmiş idi. Temyiz edilen dava dosyası 4 küsur yıldan sonra 18.07.2011 tarihinde karara çıkmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin “onama” kararı akla ziyan bir karar olmuştur.
 
Yargıtay, kararında “….cezayı azaltıcı takdire ve tahrike ilişkin sebeplerin niteliği ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde düzeltme sebebi dışında isabetsizlik görülmemiştir.” denilerek yerel mahkemenin öldürme cezasını onamıştır. Aynı dava dosyasında öldürmeden sonra işlenen hırsızlık suçuna dair ise “ hırsızlıkla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geriye bırakılması yönünde bozulmasına” karar verilmiştir. Abdulbaki Koşar’ı öldüren kişinin haksız tahrik neticesinde cinayeti işlediği kabul edilmektedir. Cinayetin işlenmesinden sonra geride delil bırakmak istemeyen hükümlüye hırsızlıktan dolayı verilen cezanın, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması müessesinin işletilmemesinden dolayı Yargıtay, kısmen “bozma” kararı vermiştir. Yani, sanığın hırsızlıktan aldığı cezanın, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması ile hırsızlık suçunun işlenmemiş olması kabul ediliyor. Yargıtay’ın N.Ç. kararından sonraki yakın zamanda verdiği hatalı kararlarından birisi ile karşı karşıyayız.
 
Sorunlu alanlardan birisi de, mahkemelerin “takdiri indirim” kullanımına dairdir. Mahkemelerin duruşmalarda sanıkların lehine kullandıkları ve “TCK 62/2”[1] de düzenlenen takdiri indirimler çoğu zaman sanıklar için can simidi olmaktadır. Sanığın, duruşmalarda iyi hal ve tavırları nedir? Pişman olmak yeterli midir? Sanığın söz alırken ayağa kalkması, takım ceket kravat giymesi mi, boynunu büküp yaptıklarından pişman olduğunu söylemesi mi hâkimlerin sanık lehine takdir hakkını kullandırtan?
 
Homofobi sınır tanımıyor
 
Yakın bir zamanda İstanbul Sulh Ceza Mahkemesinden çıkan bir kararda da TCK. 225. maddeyi ihlal ettikleri gerekçesi ile iki eşcinsel erkeğe ceza verilmiş ve aynı suçu işleyebileceklerine kanaat getirilerek “hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasını”[2] ve “cezanın ertelenmemesine” karar verilmiştir. Kamuya açık bir alanda birbirine oral seks yapıldığı iddiası ile açılan davada mahkeme, fiilin ne zaman ve nerde işlendiğini araştırmaksızın karar vermiştir. TCK 225. maddesinde düzenlenen hayâsızca hareketlerde bulunma suçunun mağduru kamuoyudur. Kamuoyunun suçtan zarar görmesi için, hayâsızca hareketlerin kamuoyunun huzurunda işlenmesi gereklidir. Olay, iki eşcinsel erkek, şubat ayının bir gece yarısında bir araçta oral seks yapmalarına dairdir. Olay tamamen ıssız bir yerde olmuş idi. Kimsenin tanıklık etmediği, edemeyeceği (devriye gezen polis memuru dışında) bir olaydan dolayı suçun unsurları gerçekleşmiştir diyebilir miyiz? Son derece tartışmalı bir durum olup Sayın Mahkeme hiçbir araştırma yapmaksızın kararını vermiştir. Tartışmalı bir kararın ötesinde, sanıkların sabıkasız oluşları, GBT’de aleyhlerinde bir kaydın olmaması göz önünde bulundurularak cezanın ertelenmesi gerekli iken ceza ertelenmemiştir. Mahkeme gerekçeli kararında “Sanıkların bir daha suç işlemeyeceği yönünde mahkememizce olumlu kanaat oluşmadığından ve yasal koşullarda bulunmadığından sanıkların cezasının ertelenmesine yer verilmemiştir” diyerek ayrımcılık yapmıştır. Eşcinsellerin yasaları sürekli ihlal edenler olarak görülmekte ve daha sorunlu olan konu ise eşcinsellerin cinsel hayatlarında dair mahkemenin sahip olduğu kanaattir. Eşcinsellik ve seks birbirinden ayrılmaz olduğunu düşünen mahkeme bu cinselliğin kamuya açık alanda olmasını hoş görmemekte, cezalandırmaktadır. TCK. 225 maddesini heteroseksüel bir çift ihlal etmiş ve mahkemeye yansıyan bir durum olsa idi, böyle bir karar çıkar mıydı? Elbette hayır. Olayımız itibari ile “hükmün açıklanmasının geriye bırakılmaması” müessesinin işletilmemesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Sayın Mahkemenin, sanıkların bir daha suç işleyeceklerine 3-4 dakikada kanaat getirmesi ise homofobidir sadece.
Nefret suçları tanınsın!
 
Son bir olay olarak da 31 Temmuz 2011’de evinde öldürülen transseksüel kadın Didem Soral’ın (A.Ç.) katili olay mahallinden kaçamadan yakalanmıştı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığında yürütülen soruşturma dosyasında katilin ifadeleri bizlere hiç yabancı değil. “Didem’le facebook üzerinden tanıştık, ciddi beylerle tanışmak istiyormuş, evine gittim. Yatak odasına gittik, kadın olmadığını fark ettim. Travesti olduğunu söyledi, ben de travestilerle birlikte olmam dedim. Suratıma tokat attı, sonrasında şuurumu kaybettim. Kendime geldiğimde elimde bıçak vardı” şeklinde ifade vermiştir. Didem, henüz 24 yaşında idi. Soruşturma dosyası henüz sonuçlanmamıştır. 07/11/2011   
 
Av. Fırat SÖYLE, Lambdaistanbul Hukuk Danışmanı                            
                                                                                    

Etiketler: insan hakları, nefret suçları
Nefret