18/10/2014 | Yazar: Mert Öz

Roboski’yi dobroski zannedenlerden, Hrant’ın katili ile fotoğraf çektirenlerden, nefret cinayetlerinin savunuculuğunu yapanlardan, işçi ölümlerine göz yumanlardan, Kobane için yardım beklemek boşunadır.

Mert Öz | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Mert Öz
Devlet, bu sözcüğün zihinlerimizde sık yankılanmasına alışığız. Alışılmış bu sözcüğün yarattığı çağrışım hepimiz için ortaklıklar ve farklılıklar taşımaktadır. Çocukluğun kuşatıldığı erkek egemen dünyada devlet evdeki “reisle” anlamlı bir söz öbeği oluşturuyordu. “Devlet baba” bizim kurtarıcımız ve kollayıcımız olarak ona derin saygı duymamız gerektiğini, duyduğumuz bu saygının karşılığı olarak da ona bazı şükran borçlarımız olduğunu öğrenmiştik. Borçlarımızın bütününü sırası geldiğinde eksiksiz ödemeliydik ki iyi insan olmanın ya da genetik atalarımızın mirasını büyütmenin ön koşulu bu bölünmez bütünlüğe sahip borçlarımızı ödemekte yatıyordu. Defalarca inkılâp ve ahlâk derslerinin müzminliğini hissedenler bu sıkıntılı konunun ayrı yollarının zaman içerisinde benzer sıklıkla nasıl kesiştiğini iyi bilirler. Hukuki tanımların soğukluğunun dışında kısa bir yolculuğa çıkarak günümüze uzanan ironin tarihini okuyalım.
 
Kutsallarımız şekillendikçe bekçileri de bizim için belirginleşir. Geçmişten bugüne değişen tek şey farklı zihniyet tahakkümüydü. Boyalı basını az incelediğimizde aynı düzlemde söylemlerin hiç değişmediğini rahatlıkla göreceğiz.
 
Bitmeyen katliamları, özneleri değişen yolsuzlukları, hep var olan sırlarıyla devlet değişmeyen yapıdır. Bir bakarsın ölümcül yüzü İstanbul’un mahallerinde çıkar ortaya hamiliğini yaptığı çetelerde, ne de olsa eski patronlardandır. Bu arada not düşelim 1933 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti eroin üretmiştir. Diğer tarafa çevirirsin rant-ihale-belediye ayrılmaz üçgenlerin haberleri yerel ve ulusal gazetelerde değişmez yere sahiptir.
 
Tarihin dönemeçleri resmi tarih örtüsü altına gizlenir. Mizah dönemeçlerden dönüldükten sonra  farkedilir; çünkü gündeliğin politik akışında karşılaştığın durumla ciddi yüzleşmek zorundasındır. Başka yere dönersin bir rekabet biçimi olarak hazırlandığın sınavın sonuçları küçükten büyüğe sıralanmıştır. Sıfırlamalar ise sıradan hesaplar olarak tarihte yerini alır.
 
Tüm sorunların nedeni siyaset olduğu, doğal olarak çözümün de siyaseten araması gerektiği kanısının ise yadsınmasıyla karşılaşırsın. “Siyaset olmazsa sorun olmaz” mantığı her alanda ön güvence algısı olarak yaratılmış ve gelenekselleştirilmiştir. Bunu söyleyenlerin sihirli bir anahtarı da ideoloji kelimesidir. “İdeolojik yaklaşıyorsun, bu sakıncalı” yaklaşımını savunanlar, itiraz edenlerin devletin ideolojik saldırısı altında öldürüldüğünü görmek istemezler. İktidar sarhoşluğunun savaş çağrısı hep oldu. Gerek kendi içinde, gerekse dışa dönük örnekler çoğaltılabilir. Kibirli dilinin yanı sıra utanç ve sorumluluk duymaması, üstüne üstlük bunun alışagelmiş bir hal olması da hepimizi sarsan noktadır.
 
En çok yaralayan ise adalet inancıdır. Adalet ise toplum sözleşmesindeki afili bir sözden ibarettir. Sivas katliamının katilleri yıllarca bulunamaz. Ama bir cezalandırma işi oldu mu yargısız infaz devredir. Trans cinayetleri dile bile getirilmez. Nefret cinayetleri, kadın cinayetleri, işçi kıyımları, devlet tarafından öldürülen çocukların sayısı sürekli güncellenir. Adalet yine ortalarda gözükmez.
 
Kobane gündeminde de değişen bir şey yok. Kobane’ye yardım etmek bir yana düşmesi için avuçlarını ovuşturuyorlar. Çünkü istemedikleri, onları korkutan ne varsa orda hayat buluyor. Roboski’yi dobroski zannedenlerden, Hrant’ın katili ile fotoğraf çektirenlerden, nefret cinayetlerinin savunuculuğunu yapanlardan, işçi ölümlerine göz yumanlardan, Kobane için yardım beklemek boşunadır.    

Etiketler:
Nefret