11/04/2011 | Yazar: Selçuk Candansayar

YGS skandalının kendi içinde iki boyutu ve onu aşan bir genel özelliği var.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
YGS skandalının kendi içinde iki boyutu ve onu aşan bir genel özelliği var. Bu genel özellik Türkiye’nin artık “çok dindar” bir ülke olduğu için birey ahlakına ihtiyaç duymaz olması.

Günlerdir onlarca bilimci YGS’ de en azından beceriksizlik olduğunu söylüyor, kanıtlıyor. Kişiye özel soru kitapçığı ve cevap kağıtlarındaki seçenek kaydırma düzeninin istismara, kopyaya yol açma riskini ortaya çıkardığında herkes hemfikir. Bu ne demek? Hangi niyetle olursa olsun sınavda büyük bir güvenlik açığı oluşmuş. Bu açığı bilenler, fark edenler ya da haberdar edilenler eşitlik ilkesini bozmuş ve başkalarının zararına bir haksız avantaj elde etmiş olabilirler.

Ahlaklı insanların yaşadığı bir ülkede sırf bu riskin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinemeyeceği için bile sınavın iptal edilmesi ve sistemde bu açığa neden olanların istifa etmeleri gerekir.

Ama günlerdir böylesi akıl ve bilimle bağlantılı bir hakikat konusunda bile bir uzlaşma sağlanamıyor.

Bir grup sistemdeki açığın kötü niyetle hazırlanmış olduğunu ve Fethullahçılar ve avanesinin bu ‘tezgahı’ kurmuş olduğunu savunuyor. Karşı grup ise sınavdaki ‘sorunun’ kötü niyetten kaynaklanmadığını, sınavın iptal edilmesini isteyenlerin AKP iktidarını zor durumda bırakmak için olayı uzattıklarını, sınavın bahane olduğunu savunuyor.

Böylece Türkiye bilimsel hakikate bile siyasi kılıf bulanların ülkesi haline gelmiş oluyor.

Bir an için sınavda hiçbir kötü niyet olmadığını varsayalım. Sadece beceriksizlikten kaynaklanan, sınav güvenliğini artırmak için bulunan yöntemin tersine güvenliği çökertmesi dışında bir sorun olmamış olsun.

İki milyona yakın genç en azından son dört yıllarını bu sınava göre yaşadılar. Sadece onlar mı? Aileleri, çoğu kısıtlı gelirlerinin önemli bir bölümünü çocukları bu sınava olabildiğince iyi hazırlanarak girebilsinler diye harcadılar. YGS sınavı insanların evlenmelerini, boşanmalarını, iş, şehir değiştirmelerini, hamile kalmalarını bile onun tarihine göre ayarladıkları bir sınav. Çocuklarının morali bozulup, sınav performansı düşmesin diye boşanma tarihlerini sınavdan sonraya bırakan ve aylarca rol yapan ana babalar var.

Sınavın en önemli özelliği ise hazırlık sürecindeki tüm eşitsizliklere karşın sınavın adaylar için eşit koşullarda gerçekleştiğine dair inanç. Ne kadar kötü bir okulda okursan oku, dersaneye gidecek beş kuruş paran olmasa bile eğer çok ama çok çalışırsan kazanabileceğin bir sınav olduğunu bilmenin güveni.

İşte asıl çökenin bu güven duygusu olduğunu bile bile bu sınava şaibe düşürenlerin pişkin pişkin koltuklarında oturmalarını sağlayan ahlaksızlığın kaynağı, birey ahlakının olmaması.

Birey ahlakı bu dünyada eylemlerinin sorumluluğunu üstlenebilme cesaretinden doğar. Bu cesaret ve sorumluluktan kaçmanın en ucuz yolu eylemlerinin hesabını öbür dünyada vereceğine inanmak ve söylemekten geçer.

Hesabı Allah’a veririm diyenlerin eylemlerini Allah adına yaptıklarını söyleyenlerin birey ahlakına ihtiyaçları kalmaz. Çünkü birey eylemlerinin sonuçlarını kendisi değerlendirir. Oysa hesabı Allah’a verecek olanlar, O’nun için yaptıklarını iddia ettikleri eylemlerine ancak O karar vereceği için kendilerini bu dünyaya karşı sorumlu hissetmezler.


Etiketler: insan hakları, eğitim
Nefret