09/11/2010 | Yazar: Selçuk Candansayar

İnsan, baş edemeyeceği yeni bir durumla karşılaştığında, ruhu karmaşa içinde geçmişe doğru sürüklenir.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
İnsan, baş edemeyeceği yeni bir durumla karşılaştığında, ruhu karmaşa içinde geçmişe doğru sürüklenir. Üstesinden gelinemeyecek, çözülemeyecek denli zorlayıcı olarak yaşantılanan her yeni, tehdit hissine neden olur.

Tehdit, yıkım ve yok oluş korkularını doğurur. Varolma, hayatta kalma çabasını sekteye uğratan bu korku başlangıçta insanı gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi hareketsiz kılar. Bir tür ne olup bittiğini anlamayı engelleyen donakalma hali. Örselenme karşısında bireyin kendisini hissetmeyen, duymayan, anlayamayan, hareket edemeyen bir ölü gibi hissetmesi halidir.

Eğer örseleyici olay üstesinden gelinemeyecek denli ağırmış gibi yaşantılanırsa kişi önce o olayı yok sayıp, olmamış gibi davranmaya çabalar. Bu ancak şimdiden geçmişe doğru gerileyerek mümkün olur. Şiddet karşısında kendisini bir çocuk gibi çaresiz hissettiğini hatırlayanlar bilir bu gerilemeyi.

Daha hafif zorlanmalar için de geçerlidir, bu düzenek. Başladığı üniversite öğrenciliğinde yaşadığı mutsuzluk, yalnızlık, başarısızlık duygularından sonra “lisede hayat ne güzeldi!” diye hatırlayanın hali. Yaşadığı ilişkide kendisini mutsuz hissedenin eski sevgiliyi özlemle anması durumu. Kısaca çok söylenen “çocukken hayat ne güzeldi, ne çok mutluydum” durumu.

Toplumlar da aynı ruh halini yaşarlar çoğu zaman. ‘Üretim ilişkisinin her değişimi sömürüyü daha da keskinleştirdiği için sömürülen sınıflar eski sömürü sistemlerini özlemle arar.’ Göç ettiği büyük şehirde tek göz gecekondusunda açlıktan ve soğuktan ve işsizlikten titreyenin köyündeki ağasının düzenini özleme hali.

Bu gerileme, yıkılıp yok olmaya karşı bir tutunma çabasıdır. En çok da manevi olandan beslenir. Maneviyat sanıldığı gibi yalnızca din ve Tanrı ile ilgili alanı içermez. Büyüsel olan, akıldışı, mucizevi olanı da kapsar.

Türkiye’de doksanların sonlarıyla birlikte dinci AKP’nin iktidar olma sürecine koşut olarak ‘fal’ kafelerinin, Reiki, Yoga vb meditasyonların, hipnozun moda olması şaşırtıcı değildir.

Dünyada altmışların sonunda ilk ipuçlarını Güney Amerika kıtasındaki askeri darbelerle veren, seksenlerle birlikte yaygınlaşıp dünyayı kaplayan neoliberalizmin neden olduğu yıkım tehdidi ve ardından gelen yıkıma karşı ayakta kalma çabası olarak okunabilir bu durum.

Dünyanın yeniden büyülenmesi ya da ‘demodernizasyon’ olarak adlandırılan bu süreç boyunca bibaşına, işsizlik ve yersizyurtsuzluk tehdidi altında sürüklenen kitleler ‘manevi’ olanda bir tutunma, ayakta kalma imkanı bulmuşlardır. Manevi olan uçurumdan sürüklenirken son anda tutunulan bir çalı işlevi görmüştür. Çalı hem dikenleriyle ona tutunanın elleri parçalamakta ve fakat aynı zamanda uçuruma düşmekten de korumaktadır.   

Bu bağlamda manevi olan ileriye doğru bir hamle değil, geriye doğru bir ayakta kalma çabasından öte bir değer taşımaz. Gerileyerek kurtulmak hayatı ve kendi değerini yok saymak demektir.

Üniversitede liseli gibi yaşayamazsın, eski sevgili ne seni mutlu edebilir ne de kendisi mutlu olabilir.

Sıkı sıkı iki elinle tutunduğun çalıdan bir elini bırakman ve içinde bulunduğun durumdan kurtulmak, uçurumdan çıkmanın yollarını boşta kalan elinle inşa etmeye çabalaman gerekir. Yoksa asılı kalırsın boşlukta ve birinin gelip seni kurtaracak ipi atmasını beklersin.

Demem o ki, bir elinle çalıyı tutmaya devam ederken diğer elinle ve boşta kalan ayaklarınla tırmanmanın yollarını araman gerekir, tabi aklını kullanarak, inancını değil. Uçurumda mutlak boşta kalan elinle açabileceğin tırmanma oyukları oymalısın. Ayaklarını basabileceğin çıkıntılar aramalısın.

Eski sevgiliyi eski bir güzellik olarak anımsaman yeterli, senin güzel olabileceğinin kanıtı olmaktan öte sana yararı yoktur.

Bu yazı aslında bir CHP ve Türkiye yazısı. Çoğu okur anlaşılmaz yazdığımı söylüyor. Derdim ağdalı yazmak değil. Elimden bu kadarı geliyor.

Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret