28/09/2009 | Yazar: Selçuk Candansayar

Başbakan’ın ‘altı delik pabuçlarla okula yürüyerek giderdim’ güzellemesini ABD’de yapmasının trajik bir anlamı var.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar

Başbakan’ın ‘altı delik pabuçlarla okula yürüyerek giderdim’ güzellemesini ABD’de yapmasının trajik bir anlamı var. Bazılarınca halefi olarak görüldüğü Turgut Özal’ın, ‘ben zenginleri severim’ sözleriyle övündüğü hatırlandığında ‘altı delik pabuç’ hatıralarının nereden çıktığı karmaşıklaşıyor. Biz en son altı delik pabucu gazetelerin altında yatan Hrant Dink’in ayaklarında görmüştük. Aynı yıl doğmuş olan bu iki delik pabuçlu insanın hayatlarına bakıldığında birinin öldürüldüğü güne dek delik pabuçlarıyla hayatını sürdürdüğünü biliyoruz. Diğeri daha çok gözümüzün önünde ve uzun zamandır kaç tane ayakkabısının olduğunu bile bilmiyordur demek yanlış olmaz.

Yoksulluğu denetim altına almanın zihinsel kalıpları arasında en çok bilineni ‘giysileri yamalı ama tertemizdi’ diye başlayan cümlelerdir. İkinci önemli yoksulluk sembolü ise ‘altı delik pabuçlarla’  geçen çocukluk yıllarından övgüyle söz edilmesidir. Cumhuriyet’in ‘imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış kitle’ anlayışıyla birlikte kullanılan bu yoksulluk sembollerinin kurduğu ‘yoksul ama onurlu’, ‘yoksul ama okuyup adam olmuş’, ‘yoksul ama çalışkan Anadolu insanı’ sıfatları ‘Amerikan rüyası’nın Türkiye’ye özgü biçimini kodlar(dı).

ZİHİNLERDEKİ ENGELLER
Ülkenin en büyük iki holdinginin kurucuları yoksulluktan geldiklerini övüne gerine, nerdeyse yoksulların kafasına vura vura, anlatıp dururlardı. Türkiye, okuyup adam olmak, çalışıp kazanmak isteyen temiz Anadolu çocuklarının önüne hiçbir engelin çıkmadığı bir ülkeydi.

1960’lı yıllara kadar Cumhuriyetin eğitim anlayışı da aslında bu okuyup adam olma mitini doğruluyordu. yüzde 70’i okur yazar olmayan bir ülkede Milli Eğitim Bakanlığı, burslarıyla, parasız yatılı okullarıyla, Anadolu’yu gezen Milli Eğitim müfettişlerinin buldukları yoksul ama zeki, yetenekli çocukları devlet bursuyla Ankara, İstanbul üniversitelerine göndermesiyle ‘adam’ olmuş çok sayıda örnek vardı.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde ülkedeki derin yoksulluğun denetim altında tutmak için kültürel kodlar, altı delik pabuçları ve yamalı giysileri ve fakat tertemiz ahlaklarıyla adam olmaya çalışan insanlar, olarak kurulmuştu. Bu zihinsel kalıp, yoksulların zenginlere yönelik bir bilinç geliştirmelerinin önündeki en büyük engellerden biriydi. Popüler kültür, yoksulluğun yüceltilmesi üzerine kuruluydu. Yeşilçam filmlerinde pis, ahlaksız yoksul görünmezdi. Tersine ahlaksızlık ve yozlaşma zenginlik özellikle de sonradan görme zenginlikle özdeşleştirilirdi. Bu zenginlerin kendi öz değerlerinden koparak yozlaştıkları izleyicinin zihnine yerleştirilirdi.

SUNİ BAĞIN ÇÖZÜLÜŞÜ
Yoksul geçmişini unutmayan, her fırsatta yoksullara yardım eden zengin tipi ise yüceltilir, efsaneleştirilirdi. Onlar da ne kadar lüks ve şatafat içinde yaşarlarsa yaşasınlar, özellikle değişmeyen şiveleriyle, ben aslında sizinle aynıyım, çalışın, didinin benim gibi olabilirsiniz, derlerdi.

Sevilen, yüceltilen, ahlak timsali görülen yoksulluğun, utanılan bir geçmiş ve acısı çıkarılan bir ayıp haline getirilmesi seksenlerle başlamıştır. Mağarada büyüdüm ama artık para bende, istediğimi yaparım diyen yeni bir ‘eski yoksul yeni zengin’ tiplemesiyle birlikte, yoksulluk bu kez kötü, pis ve utanılması gereken bir özellik olarak kurulmaya başladı. Artık yoksul kalmaktansa, ne yapıp edip, zenginleşmek temel amaç olarak görülür oldu.

Bu değişim yoksullukla ahlak arasında kurulan suni bağın çözülmesini ve zenginleşmek için önce ahlaktan vazgeçmek gerektiğini kabul ettirdi. Bu kabul edişle yoksulluğun tersine ahlaksızlıkla, pis olmakla birleşmesi geldi. Artık yoksul geçmiş bir çeşit kinle hatırlanır oldu. Yoksuldum ama, bir de şimdi bakın, ben başardım, ben yaptım, ben oldum, ben yırttım üzerinden ben güzellemesi kutsanır oldu.

Başbakan’ın delik pabuçlarını hatırlaması, Hrant Dink’in öldürüldüğünde hâlâ pabuçlarının delik olması ve Karabulut cinayetini birleştiren bir dönüşüm yaşandı son otuz yılda. Haftaya devam edelim.
 

Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret