02/06/2014 | Yazar: Selçuk Candansayar

Bir kere yoldan çıkınca önümüz açılacak ve her adımda yeni baştan kuracağımız kendi yolumuzu bulabileceğiz.

Selçuk Candansayar | Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı Gökkuşağı Forumu Köşe Yazarı Selçuk Candansayar
Bir kere yoldan çıkınca önümüz açılacak ve her adımda yeni baştan kuracağımız kendi yolumuzu bulabileceğiz. Belki patika, belki de bir dağ yolu; ya da uçsuz bucaksız bir ormanın kıyısı; ama kendi yolumuz, bizi dönüştürürken bizim de onu dönüştürebileceğimiz bir yol…
 
Seksenlerin başında Turgut Özal’ın ilk ‘icraat’ larındandı otoyol inşaatları. 12 Eylül faşizmi altında korkudan sinmiş, silikleşmiş topluma bir tür ‘bireysel özgürlük’ ve ‘zenginleşme’ vaadi olarak pompalandılar.
 
Özal, mirasına konup, babasını reddeden kurnaz varis misali davrandı. Kendisini iktidara taşıyan 12 Eylül Cuntası ile arasına mesafe koyar gibi yaptı. Kemalist Cumhuriyet ile askerleri bir ve aynılaştırdı. Otoyolları, militarist Kemalist Cumhuriyet’in ‘komünist işi’ demiryollarına karşı, sivil bireysel özgürleşme sembolleri gibi pazarladı.
 
Otoyollar güvenli ve daha önemlisi hızlıydı. Yetmişlerdeki Boğaz Köprüsü çevre yollarından sonra ilk hizmete giren Pozantı Tekir geçişi, ‘hızlı ve güvenli’ kavramını sağlamlaştırmak için bulunmaz bir kanıt oldu. Her kar yağışında kapanan, kazasız günü olmayan ve saatlerce süren yolculuk, yağ gibi kayan asfaltta yarım saatin altına düşüverince oto yollara karşı olmak uygarlığa karşı olmakla eş anlamlı hale geldi.
 
Sonra ardı geldi. Kapıkule’den Ankara’ya; Adana’dan Urfa’ya; İzmir- Çeşme- Aydın; sonra Karadeniz Otoyolu ve şimdilerde İzmir İstanbul, Körfez geçişi diye devam eden oto yollar yurdun dört tarafını sarmaya başladı.
 
Otoyolda ‘hızlı ve güvenli’ yolculuk edenler nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini fark etmeden başka bir ruha evrildiler.
 
Otoyol, yolculuğun bizatihi kendisini bir eylem olmaktan çıkarıp, bir an önce hedefe ulaşmak için duraklamadan geçilmesi gereken, oyalanılan her dakikanın kayıp hanesine yazıldığı bir süreç haline geldi. Otoyolda istediğiniz yerde duramıyor, yolcu alıp indiremiyor, yavaşlayamıyor, bekleme yapamıyordunuz. Sadece belirlenmiş park alanlarında ve büyükçe yatırım gerektiren dinlenme tesislerinde durabiliyordunuz. Otoyol genişliği, bölünmüşlüğü ve iki yanına çekilen sınırlarıyla yolculuk sırasında çevrenize bakmanıza izin vermiyor; gözünüz sürekli hızla akan yolda olmalı ve yolcuların tek görebildikleri de yol kenarındaki bir örnek sınırlar. Ne bir patika, ne köy çıkışı; ne de durup soluklanacağınız bir çeşme! Bir kere girdiniz mi ancak belirlenmiş çıkışlardan ayrılabildiğiniz; vazgeçip geri dönmek, başka bir güzergâha yönelmek istediğinizde ancak bir sonraki çıkışı beklemek zorunda olduğunuz bir kapan.
 
Otoyol, sadece hedefe bir an önce ulaşmanın değerli olduğu, hedefe giderken yaşanan sürecin denetimini başkalarına verme, kendi hedefine ulaştığını sanırken, başkalarınca belirlenmiş hedeflere yine başkalarınca belirlenmiş ve çerçevesi çizilmiş bir pratikle ulaşma kalıbını yerleştirdi.
 
Otoyoldan çıkıp, eski yollara vurduğunuzda artık tek başına hedef değil, amaca götüren eylemin de farkında olma imkânı doğuyor. Her an önünüze çıkabilen yeni bir yol, patika; bazen bir kestirme, bazen de zamanı uzatmak pahasına görülmesi gereken yeni bir yer imkanları doğuyor. İstediğiniz de durabilip, istediğiniz de bekleyebiliyorsunuz.
 
Yolun kendisini yeniden eylemin kurucu ilkesi yapmak için önce muktedirlerin çizip önümüze koydukları yoldan ‘çıkmak’ zorunlu. Bir kere yoldan çıkınca önümüz açılacak ve her adımda yeni baştan kuracağımız kendi yolumuzu bulabileceğiz. Belki patika, belki de bir dağ yolu; ya da uçsuz bucaksız bir ormanın kıyısı; ama kendi yolumuz, bizi dönüştürürken bizim de onu dönüştürebileceğimiz bir yol… 

Etiketler: yaşam, siyaset
Nefret