20/01/2012 | Yazar: Osman Bulugil

Futbol dünyası ocak ayında Lefter’in ölümüyle üzüntüye boğulurken, 19 Ocak Hrant’ın katledilişinin beşinci yılıydı.

6-7 Eylülden 19 Ocak’a: Kamerayı Kapat da Anlatayım! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
Futbol dünyası ocak ayında Lefter’in ölümüyle üzüntüye boğulurken, 19 Ocak Hrant’ın katledilişinin beşinci yılıydı.
 
Beşinci yılında iktidara karşı bir direniş odağı artık kardeşimiz Hrant. Bu yüzdendir ki iktidar mekanizmaları Hrant’ı katledenleri ‘organize değil’ kararı vererek terör kavramının iktidar söylemi olarak nasıl sınırlandığını gösteriyor.  
 
Lefter Küçükandonyadis, 6-7 Eylülde Rum halkına girişilen faşist saldırılardan etkilenmiş, fakat ünlü futbolcu olması onu çemberin dışında algılatılmasına neden olmuştu. Fakat Lefter tam da çemberin içindeydi. 
 
Futbol tarihinde ‘Türk futbol efsanesi’ olarak nitelenmesini resmi ideolojinin Lefter’in futbolculuğuna bir övgü olarak değil, onun Rum kimliğini yok etmeye çalışmak olduğunu vurgulamamız gerekiyor. İktidarın söylemi Lefter’in naaşıyla da Türklük vurgusunu yapmaktan vazgeçmiyor. Bu noktada unutturulmaya çalışılan tarafı biraz daha açalım.
 
Ulus devlet inşa süreci ve azınlıkların varlıklarına el koyulmasında bugün Lefter’in efsane olarak nitelendiği stadın adını veren Şükrü Saraçoğlu’nun da yer alması aslında, iktidar politikalarıyla kulüplerin ilişkisini ve ideolojik düzlemde bulundukları hattı tarif ediyor. Lefter’in 1986’ya kadar Fenerbahçe’ye üye yapılmamasını da bu düzlemde değerlendirmek gerekiyor.  
 
6-7 Eylül olaylarını otuz iki yıllık bir tarihten bağımsız ele alamayız. Lefter’in evine saldırmışlardı. Varlık vergisi, çalışma kampı ve yaşamlarını terk etmek zorunda bırakılan azınlıklar… Lefter’in Nebil Özgentürk ile arasında geçen “kapat kamerayı” diyaloğu aslında bütün tarihin bir özeti. Bunu düşünürken Çayan Demirel’in hala yasaklı olan Dersim 38 belgeselini hatırlayalım. Aynı zaman da Hrant’ın katledilişinde organize suç bulmayanları da buna eklemek gerekiyor. Aslında tikel olarak vereceğimiz örnekler de bir anlamıyla resmi ideolojinin bir parçası.
 
6-7 Eylül ve sonrasındaki on yıllık dönem Türkiye’deki Rumlar için en sancılı döneme karşılık gelirken, aynı zamanda Lefter’in içinin acıyla dolu olduğu fakat futbolda yıldız olduğu döneme de karşılık geliyor. Futbolu 1964’te bırakması da ironik olsa gerek. Tabi bu noktada varlık vergisi ve diğer meşru kanalları ile iktidarın inşa etmeye çalıştığı ulus devletin yeni palazlanan burjuvazisi ellerini kavuşturarak bekliyordu. İstanbul’dan giden Rumların kurduğu bir kulüp olan AEK’ da Lefter daha sonra tekrar futbola dönüyordu.
 
 Hrant ve Lefter’in bu ülkedeki halklarının durumları, benzerlikleri kadar yine bundan bağımsız olmayan bir tarafları da vardı: futbol ve Taksimspor.1940 ile 1943 arasında Lefter Taksimspor formasını giymişti. Hrant da 1982-83 sezonunda Taksimspor forması giymişti. Taksimspor’un Ödemişsporla oynadığı maçta skoru 1-1’e getiren golü atan “Fırat” lisans kartıyla iktidarın kimliksizleştirmeye çalıştığı Hrant idi.
 
Hrant azınlıkların seslerinden biriydi, hala öyle… Azınlıkların seslerinin başına neler geldiğini artık bilmeyen yok. Lefter sessizdi... Golleri konuşmuştu belki yeterince… Tabi Lefter’e eleştirimiz yok burada. Bu ülkenin koşullarında Doktor Socrates’imiz yok ama Hrant’ın yüzü yüzümüz, mücadelesi mücadelemiz,  Lefter’in sessizliği direnişimiz…
 
Marcos’u selamlarken, (…) Büyükada da bir Rum, Uludere’de bir Kürt, Çorum’da bir alevi, Tarlabaşı’nda bir Çingene, Beyoğlu’nda bir Ermeni olmak asıl mesele.
Hrant Dink (ayakta soldan ikinci)

Etiketler: yaşam, spor
Nefret