22/05/2020 | Yazar: Evrim Demirtaş

“Adaletin bu mu dünya” sorusunun gerçekliğimiz değil nostaljik bir şarkı olduğu günlere erişmek dileğiyle, bundan böyle meslektaşlarımla yaptığım söyleşiler ile KaosGL.org’ta olacağım…

“Adaletin bu mu dünya” dizisi başlıyor! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ben kim miyim? Pek zorlanarak hukuk fakültesinden mezun olmuş, yine stajının başlangıcında tüm evrensel insan haklarının görmezden gelinmesinden kaynaklı birçok sorun yaşamış ve nihayetinde hukuka… diye başlayan yeminini etmiş, çiçeği burnunda, çiçeği solmasın diye dua eden bir avukatım. Umut ve gerçeklik arasında, umutların gerçeğe yaklaşacağından da eminim.

Açık kimlikli kadın olsam da var olan sistemin tanımlamasına göre trans uyum süreci içerinde olan bir özneyim.

“Avukatlık kamu hizmeti ve serbest meslektir” tartışmaları devam ede dursun, sizi biraz gerçekliğime taşıyayım. Mahkeme salonlarında, karakollarda, cezaevlerinde, icra dairelerinde vs. trans avukat görmeye hiç alışmamış hatta düşünmemiş insanlarla yaşadığım önyargı ve önyargıyı yenme mücadelem ve bir taraftan da işimi yapabilmem birleşince ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz. Onlar yetmezmiş gibi meslektaşlarınızdaki önyargı da tuzu biberi. İş arama süreçlerim herkesin tahmin edeceği üzere, çoğunlukla harika deneyimler değil. Herkesin yaşadığını yaşayıp bir de cinsiyet kimliği ayrımcılığına bağlı yaşananlar, biraz moral bozucu olsa da kendi gerçekliğinizi kabul etmeniz ve bununla mücadele etmeniz tarifi olmayan bir durum. Etek boyuna takılan yargıçların varlığını hatırlarsanız demek istediğim anlaşılır…

Kafasında bir sürü soru işaretiyle dolaşan, haliyle korkan; iş bulamamaktan, ayrımcılığın tahammül sınırlarımı aşmasından, ötekileştirmelere karşı mücadele ederken bir de meslek hayatımda yaşamayayım diye mücadele eden bir avukat olarak, çok önemsediğim röportajlar yaptık. Barolarda avukatlar tarafından ve dolayısıyla yargı erkini oluşturanların okuyacaklarını, bir şekilde farkındalık sağlanacağını düşünüyorum.

Ötekileştirmenin hiçbir şeklinin yaşanmadığı bir dünya dileğiyle, sizlere “Adaletin bu mu dünya” dizisinin nasıl oluştuğunu anlatmak istiyorum.

Kaos GL Derneğinin 17 Mayıs’ta yayınlanan İnsan Hakları Raporunu incelediğimizde işkence, kötü muamele, ifade özgürlüğü, kişi özgürlük ve güvenliği haklarının ihlalinde yaşandığını görüyoruz. Kamu otoriteleri kaynaklı ihlallerin önüne geçilmesinde; nefret cinayetlerinin, nefret söylemlerinin, işkence ve kötü muamelenin engellenmesinde ya da cezasızlık politikalarının terk edilmesinde; ihlale uğrayan LGBTİ+’ların tazmine yönelik mekanizmalara erişemiyor olmalarında avukatlara ve barolara büyük bir iş düştüğü görmezden gelinemez.

Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesinde insan haklarını savunmak ve korumak, hukukun üstünlüğünü sağlamak baroların ödevleri arasında sayılıyor. Dolayısıyla insan hakları idealinin gerçekleşmesinde barolar önemli bir noktada konumlanıyor. İnsan haklarını savunmak ve korumak barolar için bir seçim değil, ödevleri arasında yer alıyor. Yargı erkinin üç kurucu unsurundan biri olan bağımsız savunmayı özgürce temsil eden avukatların kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütü barolar ve tüm baroların katılımı ile oluşan üst meslek örgütü olan Barolar Birliği, “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırmak”la görevli.

Barolar ve Barolar Birliği üstlendikleri bu görevlerin ifa edilmesinde Türkiye’de de geçerli olan tüm uluslararası sözleşmeleri de dikkate almaları gerekiyor. Anayasa 90. Maddede “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir’’ denmesi aslında insan haklarını savunma ve koruma görevi olan baroların ve barolar birliğinin, insan hakları ideali çatısının kanunen uluslararası metinler olduğunu da gösteriyor.

Rapora geri döndüğümüzde ise, geldiğimiz noktada hala hak ihlalleri yaşanmakta ve öznelerin hukuken korunmadığı ortada. Nefret söylemi ve nefret suçlarının ceza kanununda açıkça tanımı yapılmıyor, mağdurların hukuka olan güvenleri azalıyor. Kimi zamansa nefretin, ifade özgürlüğü hakkının koruma alanından faydalanamayacağı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 10/2’de açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen gerek yazılı gerek sözlü her türlü medya nefret söylemi yaygınlaşıyor.

Günümüze kadar gelen insan hakları belgelerine baktığımızda nefret söyleminin önemi anlaşılabilir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 7. Maddesinde, Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesinin 3. maddesinde, BM Her Türlü Irkçılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 5. Maddesinde, Uluslararası Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesinin 19. Maddesinde nefret söylemi kendine yer bulmuştur.

Türkiye’de nefret söylemine ilişkin önlemler ise, üyesi ya da katılımcısı olduğu Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı kriterlerini ve tavsiyelerini karşılamaktan uzaktır. Yine Kaos GL Derneğinin 2018 tarihli Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı kriterleri çerçevesinde hazırladığı nefret suçları raporuna bakıldığında cinsel yönelim ve cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan suçların oranının yüksek olduğu görülecektir. Hal böyle iken mevzuatta açık düzenlemelerin olmaması ve faillerin cezalandırılmaması Türkiye’nin insan hakları karnesini olumsuz etkiliyor.

Nefret söylemi evrensel, genel kabul görür bir tanıma sahip değil ancak literatürde en sık referans olarak kullanılan, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Tavsiye Kararında belirlenen tanıma başvurmak mümkün. Bu tanıma göre nefret söylemi; ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, Yahudi düşmanlığını veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan ulusalcılık ve etnik merkezcilik, ayrımcılık ve düşmanlık şeklinde ifadesini bulan, dinsel hoşgörüsüzlük dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimini kapsayacak şekilde anlaşılacaktır. Günümüzdeki gelişmeler ve yeni içtihatlar nefret söylemini, şimdilerde yetersiz kalan bu tanımı da aşacak biçimde ele almakta ve ‘cinsel yönelim, sığınmacılık ve mültecilik, engellilik’ gibi görece yeni kabul gören ayrımcılık unsurlarını da tanıma dahil etmektedir.

AGİT’e baktığımızda nefret söylemi tanımlanmamış, ancak nefret suçuna ilişkin bir tanım verildiğini görüyoruz. “Nefret söyleminin, nefret suçları üzerindeki etkisi göz ardı edilemeyecektir” denilerek nefret söyleminin önemine vurgu yapılmıştır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından gerçekleştirilen Rabat Eylem Planına (Fas Eylem Planı) ilişkin belgede her ne kadar nefret söylemine ilişkin bir tanım bulunmasa da ulus, ırk ve din temelli; şiddet, ayrımcılık ve nefreti kışkırtan eylemlerin önüne geçilmesine ilişkin uygulanacak kriterler ve tavsiyeleri ele alan kararlar vardır. Rapor, nefret söylemini belirleyebilmek adına bazı ölçütlere yer vermektedir. Bunlar; ifadenin bağlamı, ifadeyi dile getirenin kim olduğu, dile getirmekteki niyetin ne olduğu, ifadenin içeriği ya da formu, söylemin ulaştığı kitlenin genişliği ve tehlikeye mahal verme olasılığıdır.

Türkiye’yi de kapsayan tüm bu içeriklere baktığımızda, biraz geç kalındığı görülebilir. Bu ihlallerin önlenmesinde de avukatlara ve barolara çok fazla iş düştüğü ve baroların ödevleri arasında olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Çoğu LGBTİ+ kişi ya iş bulamıyor ya da mevcut işlerini cinsel yönelim, cinsiyet kimlikleri ve cinsel ifadeleri gibi sebeplerle kaybediyor. Geçinmek zorunda kalan öznelerin yapmak istemedikleri mesleklere yöneliyor olması da evrensel insan hakları hukukuna aykırı. İnsan onuruna aykırı yaşamamak her vatandaşın anayasal hakkıdır. Devletin yapması gereken ödevlerden bir tanesidir.

Bugün avukatlık kanuna baktığımızda bile ikili cinsiyet anlayışının benimsendiği ve devam ettirilmekte olduğunu açıkça görüyoruz.

Kısaca bahsettiğim sebeplerden, baroların ve barolar birliğinin kanundan kaynaklanan görevleri açıktır. Bu yazı dizisinde bunun ne kadar yapıldığı, avukatların ya da baroların insan haklarını koruma ve sağlamada nerede olduklarını görebileceğimiz ve belki de eksiklerin gün yüzüne çıkarılarak, evrensel insan hakları kurallarına uygun, çoğulcu, katılımcı yenilikler için farkındalık yaratabileceğimizi düşünüyorum.

Biz de bu gerçeklerden yola çıkarak avukatlarla LGBTİ+ haklarını ve hukuku konuşmak istedik. Farklı şehirlerdeki barolardan avukatlara mikrofon uzattık ve adliyelerin, duruşmaların ahvalini onlardan dinledik.

Çok fazla kendime söz vermeden, röportaj yapmayı kabul eden avukatların kendilerinden okuyalım… “Adaletin bu mu dünya” sorusunun gerçekliğimiz değil nostaljik bir şarkı olduğu günlere erişmek dileğiyle, bundan böyle her Cuma ve Pazar günü bir meslektaşımla yaptığım söyleşi ile KaosGL.org’ta olacağım…


Etiketler: insan hakları
Nefret