14/05/2020 | Yazar: Defne Güzel

HIV pozitif biriyle bir aile kurduğum için bunun sebebini “kader kurbanlığı” olarak görüyorlar. Düşünsene sevginin yalnızca kader kurbanlığı üzerinden kurulabileceğini düşünüyorlar.

AIDS’li İğne: Ne kurban ne de potansiyel katil! / Semih Özkarakaş Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

AIDS’li İğne yazı dizimizde bugünkü konuğumuz Semih Özkarakaş. Hem ev arkadaşım hem de Bursa Özgür Renkler’de birlikte olduğum aktivist arkadaşım ve çizer Semih’le HIV aktivizmi, insan hakları mücadelesi ve mevcut HIV politikalarını konuştuk.

Madonna albümünde HIV broşürü

Uzun zamandır alanda LGBTİ+ aktivizmi yapıyorsun, aynı zamanda kendini HIV aktivisti olarak tanımlıyorsun. Kısaca kendinden ve HIV’e dair farkındalığının nasıl oluştuğundan bahseder misin?

2013 yılından beri Bursa Özgür Renkler LGBTİ+ Derneği’nde LGBTİ+ aktivizmi yapıyorum. HIV alanında ve transfeminizm alanında çalışıyorum. Galya isminde bir evcil hayat arkadaşım var. Veganım. Ayrıca lubunca çizimler yapan çiçeği burnunda bir çizerim.

HIV farkındalığına dair kendime bir milat belirlersem o milat seninle birlikte yaşamaya başladığımız zaman olabilir. Fakat bu milattan önce de HIV’e dair fikrim vardı. Fikir sahibi olmamın sebeplerinden biri Madonna oldu. Madonna’nın 1989 çıkışlı “Like A Prayer” albümünde HIV konulu bir broşür vardı. 2000’li yılların başında o albümün plağını aldığımda içinden o broşürün çıkmasıyla başladı farkındalığım. Bu broşürle birlikte HIV hakkında araştırmaya başladım diyebilirim. Aynı dönemde Madonna’nın HIV’in kader olduğu bir coğrafyaya gidip orada HIV alanında bir şeyler yapmak için harekete geçmesini konu alan belgeseli “I Am Because We Are”ı izledim. Bütün bunlar HIV hakkında okumamı, araştırmamı sağladı.

Ne zaman Kuir Teori üzerine okumaya, düşünmeye başladım o zaman da HIV’e karşı farkındalığım daha da ilerledi. HIV’e dair düşünmeye, HIV politikalarını HIV ile yaşayanlar için üretmeye başladığımda bu beni HIV konusunda güçlendirdi. Kendimi bildim bileli HIV’i düşünürken kendimi bir sağlık krizinin ortasına değil HIV ile yaşayabilme ihtimalinin ortasına koyuyorum. HIV’in bir insan hakları meselesi olduğunu düşünüyorum, hatta biliyorum. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS’de bunun bir sağlık değil insan hakları sorunu olduğunu söylüyor.

Sonra 2013 yılında aktivizm yapmaya başladığımda şunu fark ettim; sol hareketin turnusolu LGBTİ+’lardır ya, LGBTİ+ hareketinin turnusolu ise HIV ile yaşayanlarmış. HIV aktivizmini yapmamı en çok teşvik eden şey, haklara erişim söz konusu olduğunda her türlü dayanışmayı gösteren LGBTİ+ hareketi ya da LGBTİ+ özneler, konu HIV’e geldiğinde “kondom kullan” önerisinden öteye adım atmıyordu. Bir araya gelindiğinde alanların HIV pozitifler için ne kadar güvenli olduğu ve buraların ne kadar HIV pozitifler için erişilebilir olduğu konuşulmuyordu. E insan haklarından ve insan haklarının kapsayıcılığından bahsederken neden HIV bu söylem ekseniyle ele alınmıyordu, ben de bunları sorguluyordum. HIV hakkında söz üretmeye bu motivasyonla başladım diyebilirim.

aids-li-igne-ne-kurban-ne-de-potansiyel-katil-semih-ozkarakas-1

Çizim: Semih Özkarakaş

“Hayatım aniden bir “Benim Çocuğum” belgeseline döndü”

HIV ile yaşayan biri ile, benle beraber yaşıyorsun. HIV ile yaşayan biri ile beraber yaşamanın deneyimlerinden biraz bahsedebilir misin?

HIV ile yaşayan biri ile beraber yaşamam aslında bana en çok şunu gösterdi; LGBTİ+’ların maruz kaldığı ayrımcılıklardan ve LGBTİ+ yakınlarının maruz kaldığı ayrımcılıklardan bahsederiz ya hep, HIV ile yaşayan biriyle yaşamak başıma gelebilecek bütün ayrımcılıkları ve hak ihlallerini yüzüme vurdu. Mesela çok iyi anlaştığım partnerim mutfakta HIV ile yaşayan ev arkadaşımın ilaçlarını gördüğünde bana hesap sorma cürretinde bulunmuştu. Ansızın benimle bedensel teması kesmişti ve bana; “HIV ile yaşadığını bana söyleyebilirdin,” demişti. O an; “Ben HIV pozitif değilim,” demem onu çok rahatlatacaktı. Aksine söyleme gereksinimi duymadım. Onu ilgilendiren bir konu olmadığını belirttim ve yollarımızı ayırdık.

Buna benzer durumlar HIV ile yaşayanların ve HIV ile yaşayanların yakınlarının yaşadığı ayrımcılıkları deneyimlememi sağladı. Hayatım aniden bir “Benim Çocuğum” belgeseline döndü. Bu yüzden HIV ile yaşayan biri ile yaşarken farkındalığımı arttıran birçok deneyim edindim. Bulunduğum dernekte HIV ile yaşayanlara ve HIV ile yaşayanların yakınlarına yönelik akran danışmanlığı vermeye başladım.

Ayrıca HIV ile yaşayan biri ile beraber yaşıyorsan toplumun gözünde sen de HIV pozitifsin demektir. Çünkü toplum HIV pozitiflere ayrımcılıklar silsilesini, damgalamayı ve nefreti sunuyorsa ilk talebi HIV pozitif kişinin yakınlarının da o kişiyi dışlaması gerektiği şeklinde oluyor. Dışlamazsa, daha çok sahip çıkarsa bu sefer eksenine HIV pozitif kişiyi ve yakınlarını da alıyor. Çünkü toplum günümüzde B Eşittir B’nin (B=B) gerçekliği yerine şu çağdışı mite inanıyor: “HIV bir salgındır.” “Bu yüzden sen de, yakınların da, bu alanda çalışan ve politika üretenler de belirli ayrımcılıklara maruz kalmak zorunda,” diyor. Ayrıca HIV/AIDS damgalaması halen bir paket. Devamında pozitif olan kişi eşcinsellik şüphesiyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Çünkü seksenli yılların başında New York Time’da yayınlanan bir makale ilk önce bu duruma GRİD adını veriyor yani Geylerden Kaynaklanan Bağışıklık Yetmezliği. Aradan yaklaşık kırk yıl geçmesine rağmen kültürel bellekte bırakılmış eşcinsel kanseri imgesi değiştirilememiş. Bu sebeple örneğin heterolar ne ailesine ne de eşlerine, partnerlerine açılamıyor. Bir danışanım doktoruna; “Eşcinsel değilim nasıl HIV pozitif olabilirim?” diye sormuş. Bunu duyduğumda aklıma Kaos GL’nin “LGBTİ+ların kurtuluşu heteroları da özgürleştirecektir” mottosu gelmişti. Mesela ben HIV ile yaşayan biri ile ev arkadaşı olduğum için düşünülen şey de bana da HIV’in bir noktada mutlaka “bulaşmış” olacağı. HIV pozitif biriyle bir aile kurduğum için bunun sebebini “kader kurbanlığı” olarak görüyorlar. Düşünsene sevginin yalnızca kader kurbanlığı üzerinden kurulabileceğini düşünüyorlar. İşte insanlar seksenlerden miras kalan HIV’e dair bütün gerçek sanılan mitler üzerinden kurgular oluşturmayı seviyorlar. Sonra da anlamsız bir şekilde panik halinde yaşıyorlar.

aids-li-igne-ne-kurban-ne-de-potansiyel-katil-semih-ozkarakas-2

Çizim: Semih Özkarakaş

O halde bütün bunları öngörerek neden HIV ile yaşayan biri ile beraber yaşamayı seçtin? Diğer seçenek senin için daha kolaylaştırıcı olmaz mıydı? Ayrıca sen hastalık hastalığı da (hipokondriyak) olan birisin. Bu durumla ilgili ne söylemek istersin?

Ben bu önyargıların aşıldığını sanıyordum. Ya da düzelteyim, doğrusu ben zamanın ruhuna sahipken insanların zamanın gerisinde kaldığı ve çağdışı mitlere körü körüne inandığı gerçeği ile karşılaştım. Fakat bütün bunlar benim kiminle yaşamak istediğimi seçebileceğim, güncel bilgiye sahip olduğum, HIV’in bir insan hakları meselesi olduğu, başıma gelebilecek önyargılarla yüzleşebileceğim ve bunları aşabileceğim gerçeğini değiştirmiyor.

Evet, ben hastalık hastası (hipokondriyak) biriyim. Oh, açılıp rahatladım vallahi. Yani hasta olduğuma inanıp sürekli bir kaygı bozukluğu ile yaşıyorum. Obsesif kompulsif bozukluğu olan tarafım da hastalıklar üzerinden sürekli kulağıma; ölüm yargısını kabul et, diye sesleniyor ama HIV günümüzde kronik bir sağlık durumu. Günde alınan bir ya da belki birden fazla ilaçla HIV’in aktarım özelliği ortadan kalktığı gibi kişiye bir zarar vermesi durumu da ortadan kalkıyor.

“Cinselliği baskılamanın en etkili taşıyıcısı olarak AIDS’i kullanıyorlar”

HIV’i bir insan hakları meselesi olarak ele alıyorsun. HIV’i neden bir insan hakları meselesi olarak ele alıyorsun? Mevcut HIV politikaları hakkında ne düşünüyorsun?

Aslında birçok sebepten ötürü HIV’i bir insan hakları meselesi olarak ele alıyorum. HIV ortaya çıktığı ilk zamanlardan günümüze kadar dini, siyasi, politik tüm kurumlarca denetlendi ve AIDS bir kriz haline dönüştürüldüğünde devletler, toplumlar ilk adım olarak damgalamayı ve ayrımcılığı tercih ettiler. Günün sonunda bu krizle mücadele etmek için iki yöntemi uyguladılar; eşcinselleri ve cinselliği suçlulaştırmak. Akabinde de “HIV pozitifler virüs yayan katillerdir,” diyerek medya üzerinden HIV pozitif avcısı özneler yarattılar. Bu süreçte AIDS’i bir ‘ilahi ceza’ olarak düşündükleri, cinsel eğitimi yaygınlaştırmadıkları, kondom kullanımı savunmadıkları ve yaygınlaştırmadıkları, cinsellik hakkında ahlakçı tutumlar sergiledikleri, doğru bilgi edinebilme hakkını oluşturmadıkları ve devletler tarafından doğru bilgi yaygınlaştırılmadığı için yani temel hak ihlalleri yaşandığı için bu mesele benim nazarımda bir insan hakları meselesi halini aldı.

Mesela ilk zamanlarda sağlık sektörü ve çalışanları HIV pozitiflerin sağlığı için endişe edecekleri yerde diğer hastaları düşündü. Bu süreçte HIV ile yaşayan öznelerin merkeze alınması gerekirken din temsilcilerinin konuşmasına izin verildi. Din temsilcilerinin nefreti dinlendi. Sağlığa erişim hakkı üzerine etik ve hak temelli yaklaşımlar yaygınlaştırılmadığı için günümüzde dahi bir sağlık çalışanının bilgisi seksenli yılların mitlerinden ibaret. İnsan sağlığı ve sağlığa erişim en kaygan zeminlerdendir ve bir sağlık durumunda toplum kişilere yükler bindirir. HIV meselesinde de “hastalıklı” olarak gördükleri kişileri damgalama yöntemi ile “sağlıklılardan” ayırdılar. Herkesin bir anda sağlık durumunun değişebileceği ve insan hakları açısından sağlığın eşitlikler ilkeleriyle oluşturulması gerektiği gerçeğini kaçırdılar. HIV statüsü pozitif olan birini cezalandırmak, HIV’e günümüzde de bulaşıcılık morali yüklemek sorumluluk almayan otoritelerin suçu kendi üstlerinden atma çabasıdır. Geçmişten günümüze önlemeye, tedaviye ve en önemlisi PReP’e ve PeP’e dair rasyonel politikalar üretememiş olmanın sonucu olarak ayrımcılık politikaları üretiliyor.

Geçmişte Avrupa’da prezervatif reklamlarının yasaklı olduğu dönemlerden günümüzde, Mersin Belediyesi’nin Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle dağıtılan prezervatifleri “toplumun örf ve adetlerine uygun’ bulmaması ve basında anonim test merkezinin hedef gösterilip kapatılmasına kadar olan süreci düşündüğümüzde halen en temel insan hakları engelleniyor.

Bana öyle geliyor ki, cinsel sağlık bilgisinin yaygınlaştırılmasından çok korkuyorlar. Cinsellik üzerinden baskı yapmanın en önemli ahlakçı unsuru olarak AIDS’i kullanmak da kolaylarına geliyor. Yani yöntemleri şu; kondom dağıtılmasın ve seks yapılmasın. Yapılacaksa da sadece evlilik ve tek eşlilik içerisinde yapılsın. Cinselliği baskılamanın en etkili taşıyıcısı olarak AIDS’i kullanıyorlar. Sonuç elbette hüsran. İnsan hakları alanında HIV pozitiflerin hakları yaygınlaştırılmadan hiç kimse ya da hiçbir yer politika üretemez. HIV ile yaşayanları kapsamayan hiçbir devlet, kurum, sektör, sivil toplum, hareket ve sayamadığım türlü yerler kendi meşruluğunu kazanamaz.

aids-li-igne-ne-kurban-ne-de-potansiyel-katil-semih-ozkarakas-3

Çizim: Semih Özkarakaş

Son yaşanan HIV tartışmalarına yönelik düşüncelerin neler?

HIV ve AIDS ortaya çıktığından beri hiç değişmeyen bir mit var; “HIV pozitif biri ya kurbandır ya da kesinlikle potansiyel katildir!” Bu yüzden HIV pozitiflerin statülerini paylaşmak zorunda olduklarını iddia ve dikta ediyorlar. Zamanında aşırı sağ Fransız bir siyasetçi başka hayatları kurtarmak adı altında HIV pozitiflerin vücuduna ‘AIDS’ diye bir dövme yapılması gerektiği üzerinden siyaset üretmişti. Bu uygulama çok tanıdık değil mi? Hitler faşizmi. Yıllar sonra günümüzde bu tartışmada taraflar sadece faşist ve karşı tarafı olarak ayrılıyor. Söylemeyenleri hukukla, devletle tehdit ediyorlar. Bunu bilgisizliklerinin saldırganlığıyla yapıyorlar. Hukukçu olduğunu olduğunu söyleyen biri açık kimlikli bir HIV pozitifi hedef gösteriyor, feminist hareket ve LGBTİ+ hareketinde örgütlenmiş biri devlete söylemek zorundasınız diye kendi eline sopayı alarak konuşabiliyor. Maalesef ifade özgürlüğü adı altında nefret söylemlerinin ve cehaletin meşrulaştırıldğı bir coğrafyada bu tartışmalar bu biçimde devam ediyor. Hatta ayda bir kere şu klişe tweet atılıyor; “Bir ara bu sitede HIV pozitif olduğunu söylememe hakkı olduğunu savunan ultra ilerici hak savunucuları vardı, nerde onlar?’’ E burdayız aşkım, ne var?

Son olarak ne eklemek istersin?

HIV ile yaşayanlar HIVfobi yüzünden korkmak, acı çekmek zorunda kalmamalı. HIV ile yaşayanlarla değil HIVfobiyle mücadele ederek daha güzel bir yaşam inşa edebiliriz.


Etiketler: insan hakları, aile, sağlık, sağlık hakkı
Nefret