08/05/2013 | Yazar: Ömer Akpınar

Kaosgl.org "Angara Gacısı" sergisini düzenleyen öğrencilerden Çağdaş Bilir’le bugün açılış kokteyli yapılacak sergiyi ve Cuma günkü Onur Yürüyüşü’nü konuştu.

Angaralı Gacılar ODTÜ’de Buluşuyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı
ODTÜ LGBT Dayanışması, “Angara Gacısı” adını verdiği amatör sergiyle trans kadınların hikâyelerini ODTÜ’ye taşıyor. Kaosgl.org, serginin düzenlenmesinde büyük rol üstlenen öğrencilerden Çağdaş Bilir’le bugün açılış kokteyli yapılacak sergi ve Cuma günü gerçekleşecek 3. ODTÜ Onur Yürüyüşü hakkında konuştu.
 
Çağdaş, trans kadınların hayatlarına dair bir sergi yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Bu sergi, sağlık sorunları olan ve maddi sıkıntılar çeken bir trans kadın arkadaşıma verdiğim söz üzerine aylarca kafa patlatmamın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Sürekli görüştüğüm “kızlar” dışında da birilerine ulaşmam gerekiyordu ve arkadaşlarımın bağlantılarını kullanmam yetti. Bir tür vefa borcu aslında, sergideki işler de işin sanatsal ve politik paravanı, amaç onun kendini işe yarar hissetmesine ve yeteneklerini sergilemesine vesile olmak. Sergiden toplanan bütün bağış ve satışlar da zor durumdaki trans kadın arkadaşlara aktarılacak. Bu amaç için bir araya gelen tüm trans kadınlara da sonsuz teşekkürler tabii ki. Onlar olmadan hiçbir şey yapamazdık.
 
Trans kadınlar medyada ve sanatta bir tür yeni “merak konusu”, bu tuzağa düşmeyen bi sergi için neleri göz önünde bulundurdunuz?
Daha önce de yapılmış benzer işler var; ama bunun farkı bir bütünü ve yereli temsil etmesi. Malumunuz, trans hayat yeni bir sanatsal sömürü konusu ve birkaçı dışında çoğu genel trans kadın hayatını temsil etmiyor. Gözlemlerime dayanarak kafamda şekillendirdiğim proje yalnızca aktivist olmayan, içinde dindar, muhafazakâr, milliyetçi, ulusalcı, ateist, solcu, muhalif her görüşe sahip; ancak benzer hayat tarzlarına sahip olan ve meslekleri itibariyle sürekli iletişim halinde olan ve birbirlerini bir şekilde kabul etmeyi becerebilen bu kadınların yaşam kültürü bana ilham verendi.
 
Sergi tanıtımında özellikle vurgulanan bir nokta da kişileri nesneleştirmeden, kurbanlaştırmadan, hikâyelerini acıklı bir hâle getirmeye çalışmadan vermeniz. Bunu biraz açar mısın?
Bu sergide dikkat ettiğimiz en önemli husus aslında. Kimseyi nesneleştirmemek, kozmetik birer ürünmüş gibi kullanmamak ve dramatik hikâyelerini katmadan, sadece görsellerle ifade etmek istedik. Bunun için evvela tanıştık ve birkaç kere görüşürken çekim yapmaya çalıştık. Bir stüdyoya kapatıp hiç tanımadıkları birine poz vermenin yabancılığındansa, ev halleriyle bizle muhabbet ederken, içerken, anılarını anlatıp şakalaşırken onları çekmek daha samimi geldi bize açıkçası.
 
Serginin hazırlanma sürecinde öğrenciler ve trans kadınlar arasında nasıl bir etkileşim oldu?
Projeyi duyup da dâhil olan arkadaşların bile tahayyül edemedikleri imgelerle sınandıklarını gördüm bu ev ziyaretlerinde. Kitap okumak, bulaşık yıkamak, alışverişe gitmek, araba sürmek, çiçek ekmek, pikniğe gitmek gibi herkesin yaptığı günlük eylemleri çok yabancısı olduğu herhangi birinin, hele hele seks işçisi bir trans kadının yaptığını görmek şaşırtıcıydı onlar için. Kafalardaki algıları yıkmak adına da işe yarayacağını düşünüyorum bu serginin. Hepsi evde nasıl davranıyorsa öyle varlar o çerçevelerin içinde.
 
Serginin ismi Ankara Transı değil de Angara Gacısı, bu isim ve yerellik vurgusuna dair neler söyleyebilirsin?
Buradaki aktivist “gacı”lar bile İstanbul ve İzmir’dekilerden farklı olarak tamamen “yurdum gacısı” profilinde. Angaralı gacıların çoğu buralı değil elbette ama dışarıdan bakan biri için epey ironik ve enteresan şeylerle karşılaştık görüşmeler esnasında. Detaylandırıp hikâye yaratmayacağım elbette ama but gullümlü, matrak dakikaların yanında gerildiğimiz, zorlandığımız, sıkıldığımız zamanlar da olmadı değil.
 
Sergi, ODTÜ’nün meşhur bahar şenliğine denk geliyor. Bu özellikle planladığınız bir şey miydi?
Bu sergi için bu kadar beklememin bir nedeni de yılın en iyi zamanı olan bahar şenliklerine rast gelmesini sağlamaktı. Hem okul içindeki tüm olanakların öğrenci topluluklarına ücretsiz sunuluyor oluşu, hem de binlerce insanın dört gün boyunca şenlik alanındaki etkinliklere akın ediyor oluşu bu zamana bırakmama sebep oldu. Üç yıldır düzenlediğimiz onur yürüyüşünün yanı sıra, stand açıp buluşma ve söyleşiler düzenlemenin hep bir şekilde hava muhalefetine kurban gitmesine de engel olmak ve yerleşke dışından da insanları çekmek için iyi bir fırsat olması adına şenlikler en doğru zaman.
 
Bu işin en başından itibaren öğrencilerle ve okulla ne gibi şeyler yaşadınız?
Projeyi ilk olarak eski ev arkadaşım Hasan Yılmaz’a anlattım ve üyesi olduğu amatör fotoğrafçılık topluluğunun toplantısına katıldığımda herkesin büyük ilgisiyle karşılaştım. Hasan zaten beraber yaşadığımız dönemde de eve giren çıkan birkaç trans arkadaşımla tanışıp kaynaşmıştı. Bu da heteroseksüel bir erkek olarak olaya yabancı kalmamasına vesile oldu diyebilirim. Tanıdığımız insanları fotoğraflamak ve beraberimizde gelen diğer fotoğrafçı arkadaşlara da amacımızı anlattıktan sonra aldığımız onaylar içimizi rahatlattı.
 
Ben ODTÜ LGBT Dayanışması’nı temsilen birçok kapıyı açabiliyorum zaten. Bu biraz da insanların duyarlılığını zorlamaktan geçiyor aslında. Resmi bir topluluk olamayaşımız mesela amatör fotoğrafçılık gibi resmî bir topluluğun tüm yetkisini kullandırma gibi avantajlar sağlayabiliyor bize. Şenlik zamanı zaten tüm yetki Uluslararası Gençlik Topluluğuna verilir bizde. Oradaki arkadaşlarıma da projeyi anlatınca anında kabul aldım ve hemen izni halledip en merkezi ve en fiyakalı alan olan Kültür ve Kongre Merkezi’nin sergi salonunu kaptık. Görevliler içeriğe pek karışmaz ama konu her türlü ayrımcılığın ülkedeki birincil kurbanları olan seks işçisi travestiler olunca herkes bir duruveriyor tabii.
 
Fotoğrafları çekmeye başlayınca birşeyler daha ekleyelim dedik. Resimlerden sorumlu arkadaşımız Sema Yayla da uzun zamandır kadın sorunu üzerine çalışan bir güzel sanatlar öğrenici aslında ve onun projeye dâhil oluşu hem disiplin anlamında, hem de görüş olarak büyük şeyler kattı. En önemlisi de karma sergiye evrilmiş oldu. Mesela Sema’nın Görkem’i yanına alıp resim yapması için zorlaması ve hiç resim eğitimi almamış birine teknik öğretip yardım etmesini izlemek epey keyifliydi benim açımdan.
 
Son olarak, bu sergiden ve ziyaretçilerinden beklentin nedir?
Özellikle bu sergi, her sene bizi sırılsıklam eden bahar yağmurlarından koruyacak bir alan yaratacak ve buluşmalarımızı kapalı bir mekânda ve caz sahnesinin hemen dibinde yapabileceğiz. Benim en büyük beklentimse her sene bir avuç “duyarlı” öğrencinin dışında, gerçek “kitle” ile buluşmak. Yani, kampüs dışından gelen Sincanlı, Etlikli, Cebecili, Esatlı bir sürü hizmet sektörü emekçisi eşcinselin ve seks işçisi travestinin de dâhil olduğu kocaman bir onur yürüyüşü yapmak.
 
Etkinlik Bilgileri
Angara Gacısı açılış kokteyli bugün 15:30’da ODTÜ Kültür ve Kongre Salonu’nda düzenlenecek.
 
11 Mayıs’a kadar sürecek sergi Perşembe ve Cuma günleri 08:30-17:30 arasında, Cumartesi günü ise 08:30-22:30 arasında ziyaret edilebilir.  
 

3. ODTÜ Onur Yürüyüşü ise 10 Mayıs Cuma günü saat 17:00’de Kültür ve Kongre Merkezi Caz Sahnesi önünden başlayacak. 


Etiketler: kültür sanat
Nefret