28/05/2013 | Yazar: Ömer Akpınar

Eğer sen İslam hakkında konuşmazsan, emin ol İslam senin hakkında konuşur. Kuran eşcinselleri öldürün diyor mu? Hayır.

Arap, Müslüman, HIV+ ve Eşcinselim, Sırada Ne Var?! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ludovic Muhammed Zahed’in adını Paris’te kurduğu “eşcinsel cami” ile duymuş olabilirsiniz. Kendisiyle Stockholm’de 2012 ILGA Dünya Konferansı’nda tanışma fırsatı buldum. Ludovic’in cinsel azınlıkların maneviyatla kurdukları ya da kurmakta zorlandıkları bağlarla ilgili hikâyesini ilham verici bulacaksınız. 

Ludovic, kendini kısaca tanıtır mısın?
Adım Ludovic Muhammed Zahed, 35 yaşındayım. Cezayir doğumluyum, Paris ve İsviçre’de büyüdüm. 2 yaşımdayken Paris’e taşındık. 16 yaşımda Cezayir’e geri döndük, iç savaş varken bir yıl orada kaldık, ailem Avrupa’nın o zaman çok ırkçı olduğunu söylerdi. Geri dönmek istediler. Diğer çocuklar bana ilk kez “pis Arap” dediklerinde 4 ya da 5 yaşındaydım.
 
İslam’la ilişkin nasıl gelişti?
Küçükken İslam’a çok meraklıydım ve Kuran’ı Arapça ezberledim. 18 yaşına geldiğimde eşcinsel olduğumu keşfettim. İslam’ı çok sert bir şekilde reddettim ve “bunlar ne saçmalıyor böyle” dedim. Ruhanî olanı kültürel olandan, önyargılardan ve politik ideolojilerden ayıramayacağımızı anlamak sonraki 10 yılımı aldı. İdeolojik homofobiyi aklamak için İslam alet ediliyor.
 
O 10 yılda neler yaşadın?
Psikoloji okudum. İnsan kaynaklarında 10 yıl boyunca çalıştım, 19 yaşımda HIV kaptım. 26-27 yaşımdayken telefonda ablama hayat buysa mutlu olmadığımı, bir şeylerin eksik olduğunu söylediğimi hâlâ hatırlarım. Eksik olan şeyin maneviyat olduğunu biliyordum. “Belki Budizm işe yarar” dedim, meditasyona başladım. Hem strese iyi geliyor ki o zamanlar çok fazla çalışıyordum. Sonra Budizm’i öğrenmek için Tibet’e gittim ama orada da kadınların kötü karması olduğundan kadın olduğunu söyleyen bazı rahipler vardı. Çok iyi bir insan olursa bir sonraki hayatında erkek olabilir diyorlardı. Cinsiyetçiliği ve homofobiyi her kültürde bulabileceiğimizi anladım. Sonra hemen değil ama yavaş yavaş İslam’a yöneldim; çünkü dua ettiğimde başım dönüyordu, stres oluyordum, üzülüyordum. Ben de ağırdan almaya karar verdim. Bu 20 yaşımda oldu. İslam’a böyle geri döndüm. O zamanlar HIV’le ilgili bir örgütte çalışıyordum. AIDS aşamasındaki çocuklara yardım eden AIDS Children World Tour adında bir örgütle dünya turuna çıktım.
 
HIV+ olmanla ilgili çevrenden ve Müslüman topluluğundan ne gibi tepkiler aldın?
Fransa’nın güneyinde Marsilya adında küçük bir şehirde yaşıyordum. Paris’e geri dönmeye karar verdim; çünkü herkes HIV+ olduğumu biliyordu. Bu kadarı çok fazla gelmişti. İnsanlar “HIV+ olmak senin suçun” diyorlardı. Sırada ne var dedim kendime. Arap, Müslüman, HIV+ ve eşcinselim, sırada ne var?! Ama ayrımcılıkla ilgili çok şey öğrendim. İnsanlar azınlıklara ayrımcılık yapıyorlar.
 
Paris’e döndükten sonra İslam’ı araştırmaya başlıyorsun. Dünya turundan sonraki süreci anlatır mısın?
Tur sayesinde iyi bir insan olabileceğimi gördüm. Kimsenin, hatta HIV örgütlerinin bile ilgilenmek istemediği, “zaman kaybı, zaten ölecekler” dedikleri çocuklara yardım ediyordum. O zaman kendimi yeniden Müslüman olarak görmeye başladım. İlk kez o zaman kendimi kabul ettim ben. Tamamen, içten bir biçimde, olduğum gibi. Fransa’ya döndüğümde HM2F’yi (Fransa’nın Eşcinsel Müslümanları) kurmaya karar verdim; çünkü acı çeken ve bu konuları güvenli bir ortamda konuşmak isteyen benim gibi daha bir sürü insan olabileceğini düşündüm.
 
HM2F nasıl başladı, nasıl gelişti anlatır mısın?
HM2F’yi 2010’da kurdum. Başlangıçta küçük bir gruptuk, bir nargile kafenin arka odasında toplanıyorduk. Yavaş ama emin adımlarla ilerledik ve şimdi neredeyse 380 üyemiz var. Paris’in yanı sıra Lyon ve Marsilya’da da bir araya geliyoruz, toplantılar düzenliyoruz. Avrupa’da da çeşitli bağlantılarımız var, bunlardan biri İspanya. Ama uzun vadede Kuzey Afrika ve Orta Doğu’dan örgütlerle daha fazla çalışmak istiyoruz.
 
LGBT hareketi içinde ne tür tepkiler aldınız?
Bazıları İslam’ı maneviyat ve özgürleşme açısından konuştuğumuzu anlamadılar. Eğer sen İslam hakkında konuşmazsan, emin ol İslam senin hakkında konuşur. İnsanlar homofobilerini haklı göstermek için dini kullanıyorlar. Aile, toplumsal cinsiyet, patriyarka gibi konularda kendi görüşlerini dayatmak istiyorlar. Herkesin kendileri gibi acı çekmesini istiyorlar; ama ben acı çekmek istemiyorum.
 
Basında “eşcinsel cami” olarak yer eden, seninse ısrarla “kapsayıcı cami” dediğin bir cami kurdun. Kapsayıcı caminin herhangi bir camiden farkı ne?
İbadet, dualar ve paylaşım açısından tamamen aynı. Tek fark Mekke’deki İslam’ın kaynağına gitmiş olmamız. Kadınlar da imam olabiliyor. Başlarını örtmek isteyenler örtüyor, istemeyenler örtmüyor. Kadınlar ve cinsel azınlıklar İslam’la olan ilişkimizi yeniden şekillendiriyor. Kuran eşcinselleri öldürün diyor mu? Hayır. Kuran kadınları dövün diyor mu? Hayır. İslam dinamik bir diyalektiktir. Kapsayıcı cami diğer camilerin ayrımcı olduğunu, kadınların ve transların iyi karşılanmadığını gösteriyor. Ağızlarından barış lafı düşmüyor; ama transfobi, homofobi ve misojiniden arınmış değiller.
 
Maneviyatla bağlarını gözden geçiren lezbiyen, gey, biseksüel ve translar için mesajın ne olur?
Kendiniz olun. Kendiniz olmak için nereden geldiğinizi ve nereye gitmek istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Maneviyatta da bu böyle. Herhangi bir şeye inanmak istemiyorsanız, mesele değil. Budist, Hristiyan ya da Müslüman da olabilirsiniz, hiç sorun değil. Biraz ondan, biraz bundan alabilirsiniz. İç dünyanızı oluşturmada özgür olduğunuzun farkına varın.
 
  • Bu söyleşi, Kaos GL Dergisi’nin “Ötekiler/Madunlar/Dışarıda Bırakılanlar” başlıklı 129. sayısında yayınlanmıştır.

 


Etiketler: yaşam, din/inanç
Nefret