21/06/2020 | Yazar: Evrim Demirtaş

“Seks işçiliği, devlet ve onun kurumları tarafından, “ahlaki gerekçelerle” kriminalize edilen ve “bilinçli olarak” toplum dışı gösterilen bir alan.”

“Barolar bu eşitsiz denklemde dezavantajlı gruplardan yana olmak zorundadır” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Adaletin bu mu dünya” yazı dizisinde avukatlara mikrofon uzatıyor, LGBTİ+ hakları ve hukuku konuşuyoruz. Yazı dizisinde bugün konuğumuz Avukat Günçe Çetin. Ankara Barosu Gelincik Merkezi, LGBTİQ+ Merkezi, Hayvan Hakları Merkezi ve Kent ve Çevre Hakları Kurulu üyesi olan Çetin, Kadın Dayanışma Vakfı ve Kırmızı Şemsiye Derneği’nin gönüllüsü olarak çalışıyor.

Barolarda Kadın Hakları Merkezlerinin LBT kadın hak savunuculuğuna bakış açılarını değerlendirir misin?

Avukatlık kanunu m. 76 gereği, Baroların, “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını korumak ve savunmak” görevi vardır. Şahsi fikrime göre, bu bakımdan, Baroların kadın hakları merkezlerinin değil, her baronun bir bütün olarak, LGBTİ haklarını savunması her şeyden önce “kanunla verilmiş, tanımlanmış bir yükümlülük, zorunluluktur.” Bu konuda takdir hakları yoktur ve aksi bir bakış açılarının olması da düşünülmemelidir. Baroların kadın hakları merkezleri de, bu yükümlükten/ sorunluluktan ari değildir. Tüm bu dediklerim, kanunda tanımlanan ve sınırı çizilen hatların anlatımıdır. Ancak, gerçeğe, “olana” bakarsan, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki birkaç baro dışında kalan baroların kadın hakları merkezlerinin hak alanının “karşısında” yer alacak bir hareket, tutum ya da söylemlerinin olmadığını ancak aktif bir savunuculuk yapmadıklarını ya da yapanları desteklemediklerini de fark ediyorum. Hak savunusunda, ses çıkarmak önemlidir. Tarafsızlık diye bir tutum, “etliye sütlüye dokunmayalım” diye bir tavra yer yoktur hak savunusunda. En son, Diyanet İşleri’nin eşcinseller, kadınlar, HIV’le yaşayanlar hakkında yaptığı nefret söylemi karşısında - birkaç baro dışında - ülke çapındaki baroların sessizliği bu anlamda düşündürücüdür. Bünyesinde bulunduğum Ankara Barosu özelinde bilgi vermem gerekirse de, Baronun Gelincik Merkezi, şiddet mağduru kadınlara ve LGBTİ’lere hukuki danışmanlık ve avukat ataması desteği sağlamaktadır. Ayrıca, -yanlış hatırlamıyorsam –bünyesinde 2019 yılında da LGBTİQ+ hakları merkezi kurulmuştur. Bu merkez bünyesinde hak savunuculuk faaliyetleri yürütülmektedir.   

Barolar bu eşitsiz denklemde her zaman dezavantajlı gruplardan yana olmak zorundadır...

“Baroların seks işçileriyle neredeyse hiçbir teması yok”

Barolar kadın hakları merkezlerinin, trans-natrans; seks işçisi- seks işçisi değil; heteroseksüel-lezbiyen-biseksüel özneler arasında herhangi bir ayrımcı politikaları var mı?

Yukarıda baroların görevleri konusunda verdiğim cevap burada da geçerli esasında. Bence, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden doğan haksızlıklar ve eşitsizlikler karşısında baroların tarafı bellidir. Barolar bu eşitsiz denklemde her zaman, dezavantajlı gruplardan yana olmak zorundadır. Bu bakımdan, hiçbir baronun böylesi bir ayrımcı politikayı kurumsal olarak belirtmesi ya da bu politikanın arkasında durması mümkün değildir. Ancak, barolar da en nihayetinde kişilerden oluşmaktadır. Ve bu kişiler toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin eril iktidarı tarafından nasibini almış kişilerdir en nihayetinde. Hangimiz değiliz ki? Bu bakımdan, baro yönetimlerinde, merkez ve kurullarında eril düşünceye sahip, hatta maalesef bu düşünceye sahip olduğunun farkında olmayan ve hiçbir şeyi sorgulamayan ya da en kötüsü farkında olup da tarafında kalmayı seçen kişiler bulunabilmekte ve baro bu kişilerin zihniyetinde çalışan bir yer haline gelmektedir. Bunu en net transların avukat başvurularında aldıkları tavır ve tutumlarda görebiliyoruz. E şimdi, yönetimi böyle olan baronun merkezlerinden nasıl bir eşitlikçi tutum hakimiyeti beklenebilir ki? Ancak şu baro şöyledir şu baro böyledir demem elbette ki ve gerçekten böylesi öznelere ayrıksız bir mercekte bakan barolar ve bunların merkezleri de var en nihayetinde. Demeye çalıştığım, maalesef içinde yaşadığımız toplumun karakteristik izdüşümünden çok farklı bir tabloya sahip değildir barolar da.

Seks işçiliği, devlet ve onun kurumları tarafından, “ahlaki gerekçelerle” kriminalize edilen ve “bilinçli olarak” toplum dışı gösterilen bir alandır. Bu yüzden, özneleri topluma karşı güvensizdirler ve sistem içinde, sistemde tanımlanan hiçbir güvenceleri yoktur. Bu yüzden, seks işçilerinin barolarla neredeyse hiçbir iletişimi yoktur. Bir de Baroların, bu alanla ilgili olarak gözle görülür elle tutulur değerde bir çalışması da olmayınca, seks işçileri barolarla neredeyse hiçbir iletişim kuramamakta hatta kurmamaktadır. İhtiyaç duydukları destekleri, kendi içlerinde var etmekte ya da sivil toplum kuruluşları ya da gönüllü dayanışma ağları sayesinde almaktadırlar.

Seks işçiliği -fuhuş- suç değil ama mevzuata baktığımızda neredeyse, seks işçiliği yapabilmenin tüm yolları suç ya da kabahat olarak düzenlenmiş. Bu durumu nasıl değerlendirirsin?

Fark etmeden, yukarıda bu sorunun cevabını vermişim sanırım. Aslında seks işçiliği, yapabilmenin de yolları doğrudan suç ya da kabahat olarak düzenlenmiş değildir. Kabahatler kanununa ya da TCK’ya ya da mevzuattaki diğer düzenlemelere baktığında seks işçiliği yapmanın yolları da kapanmamaktadır. Ama bu yolu, fiili olarak kanunun uygulayıcıları olan hakimler ve savcılarla birlikte zorbalığa varan davranışlar göstermekte çekincesiz davranan kolluk kuvvetleri kapatmaktadır. Bu yüzden, hukuk, hak alanı seks işçiliğine, tüm unsurları yönünden –hakim, savcı, polis, baro- kapalıdır. Bunun için, seks işçiliğini, duygusal ya da ahlaki değerlendirmeler yapmaması gereken kurumlar tarafından bir “hak” olarak, bir “meslek” olarak görmeleri ve değerlendirmeleri gerektiğini anlatmaya, bunun mücadelesini vermeye başlamalıyız. Benim ve bir seks işçisinin meslek sahibi olarak toplum içinde gördüğümüz saygı, sistem içinde sahip olduğumuz güvenceler ve mesleklerimizden dolayı donatıldığımız haklar arasında hiçbir fark olmamalı. Bu, bu alana hangi bakış açısıyla baktığımızla çok ilgilidir. Böyle bir meslek vardır, insanlar bu mesleği yapmaktadır ve bu ülkede yaşayan herkes kadar hakları vardır ve saygıyı hak etmektedirler.

“Muhtemel şiddet ve tanıksızlık hali de bambaşka bir boyutu…”

Kayıtlı alanda, mevzuatta düzenlenmiş üç hale rağmen sadece genelevlerde çalışabilen seks işçilerinin maruz kaldıkları hak ihlallerine tam olarak erişebiliyor muyuz? Genelevlerde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili değerlendirme yapar mısın?

Benim erişebildiğim hak ihlalleri, genelevde çalışmayan, kayıtsız alanda çalışan seks işçilerinin maruz kaldıkları. Bu ihlaller de ağırlıklı olarak kolluk tarafından yapılan hukuka aykırı gözaltı – haksız yakalama ve ev mühürleme işlemleri. Genelevlerde yaşanan hak ihlallerine karşı bilgim sadece alan üzerine çalışan sivil toplum örgülerinden geliyor. Kendi görüşüme göre, genelevde çalışan seks işçilerinin maruz kaldığı en büyük hak ihlalleri sosyal güvenlik ve sağlık alanında yaşanıyor.

Genelevde çalışan işçiler, 4A ile beden işçisi olarak sigortalanıyor. Ücretlerini parça başı iş üzerinden alabiliyorlar ya da genelevdeki odaları kiralayabiliyorlar. Orası hem evleri hem işyerleri oluyor. Ancak, fazla çalışma, ücretli izin yapamamak, regl izni alamamak, genelevin işyeri statüsünde olup, mesai bitiminde dışarı çıkıp kendi özel yaşamlarını kuramama, düzenli ve güvenilir psiko-sosyal destek alamama, sağlık kontrollerine etkin erişememe, sağlık hakkı ve fazla çalışma arasında kalmak gibi ciddi insanın var oluşunu sorgulatacak hak ihlallerine maruz kalıyorlar. İşin içinde barındırdığı muhtemel şiddet ve tanıksızlık hali de bambaşka bir boyutu.

Natrans kadınlar dışında genel olarak seks işçilerinin kayıtsız alana yönelmek zorunda kalması ve bunun sonucunda yaşanan mağduriyetlerden bahseder misin?

Genelevlerde sadece kadınlar çalışabilir ve müşteriler erkekler olabilir. Bu durumda trans kadınlar da çalışabilir ancak ister genelev azlığı ister natrans kadınlar tarafından trans kadınların genelevde barındırılmaması sebebiyle ve demin bahsettiğim kanunda genelevde sadece kadınların çalışabileceği düzenleme sebebiyle, trans kadınlar ve diğer cinsel kimlik ve cinsel yönelimdekiler kayıtsız alana yani sokakta çalışmak zorunda kalıyorlar. Gerçi, bu şartlardaki genelevlerde çalışmak sokağı bırakmak için etkili bir seçenek midir? Tartışılır tabii ki ama, sokaklar seks işçileri için yaşam hakkının ciddi tehdit altında olduğu bir iş yeri. Kayıtsız olarak çalıştıkları için her türlü sosyal güvenceden yoksunlar. Kolluk özellikler bekçiler tarafından, bir suçun faili olarak ve ayrıca hukuka aykırı muamelelere maruz kalıyorlar. Misal sokakta dururlarken, gözaltı işlemi yapılıyor. Hiçbir suç unsuru yok, suç şüphesi yok. Kabahatler kanununa göre “sükûn bozmaktan” para cezası kesiyorlar ama bu ceza için de gözaltı işlemi tanımlanmış değil. Hukuka aykırı olarak kişi özgürlüğünden mahrum ediliyorlar. Sabaha kadar hiçbir hukuki dayanak olmadan nezarethanede tutuluyorlar. İşte hukuki destek bu noktada önem arz ediyor. Tek görevi, hukuku uygulamak olan mercilerin, hukuka aykırı işlemleri karşısında mağduriyet yaşayan seks işçilerinin yanında orada, karakolda, o anda, gözaltında sadece avukat olabiliyor. Hukuka aykırı her işlemi belgelendirebiliyor, tespit edebiliyor. Bunun dışında, ev mühürlemeleri yapılıyor. Barınmak için kullandıkları evler, fuhuşa yer sağlamak suçundan mühürleme işlemine tabii tutuluyor. Yeni bir ev bulmak, taşınmak hem masraflı hem de çok zor.


Etiketler: insan hakları, çalışma hayatı
Nefret