18/03/2019 | Yazar: Aslı Alpar

Bu yıl 14.’sü gerçekleşen Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın ödül töreninin ardından, yarışma jürisinin ve yarışmayı kazananların katılımıyla bir forum düzenlendi.

“Biz mutsuz değildik, o sebeple kendi öykülerimizi yazalım istedik” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Bu yıl 14.’sü gerçekleşen Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın ödül töreninin ardından, yarışma jürisinin ve yarışmayı kazananların katılımıyla bir forum düzenlendi.

Fotoğraflar: Yıldız Tar

Bu yıl 14.’sü gerçekleşen Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın ödül töreninin ardından, yarışma jürisinin ve yarışmayı kazananların katılımıyla bir forum düzenlendi.

16 Mart Cumartesi günü gerçekleşen forumda feminist ve queer edebiyatın aktivizmle ilişkisi tartışıldı. Sengül Kılınç’ın modere ettiği forumun ilk oturumunun konuşmacıları, Aslı Solakoğlu, Aylime Aslı Demir, Belma Fırat, Burcu Ersoy, Burcu Baba, Karin Karakaşlı, Pelin Buzluk, Süreyya Karacabey oldu.

Forumun ikinci oturumunda ise konuşmacılar 14. Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın kazanan yazarları Tuğçe Tufeng, Gülizar Aytekin, Ayşe Nilay Özkan, Nevin Yıldız ve Aslı Koruyucu oldu.

Oya Burcu: “Biz mutsuz değildik, o sebeple kendi öykülerimizi yazalım istedik”

Forum Sengül Kılınç’ın Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın on dört yıl önce nasıl yola çıktığı sorusu ile başladı.

Soruyu yanıtlayan Kadın Kadına Öykü Yarışmasının kurucularından Oya Burcu, yarışmanın hikâyesini şöyle anlattı: “14 yıldır bu yarışmanın içindeyim. 14 yıl öncesinde Kaos GL Derneği’nin kültür merkezinde cumartesi günleri ‘kadın kadına sohbetler’ adında buluşma düzenlerdik. Şu an başka bir ülkede yaşadığı için aramızda olmayan ama öykü yarışması fikrini birlikte ortaya çıkardığımız Burcu Baba’ya da selam olsun. Medyada, yazılı-görsel basında, edebiyatta, sinemada her yerde bir şekilde kadın kadına aşk hep bir hüzünle ele alınıyordu. Her hikâyede karakterler ya intihar ediyor, ya şiddete uğruyor ya da bir şekilde hikâyenin sonu mutsuz bitiyordu. Mutlu kadın kadına aşk öyküleri bulmak çok zordu. Diğer yandan insan kendini keşfedince bir film, bir kitap arıyor yalnız olmadığını görmek için ama o arayışın sonunda bulduklarımız sadece karamsarlık hissi veriyordu. Oysa biz mutsuz değildik ve biz ‘yazsak ya kendi öykülerimizi’ dedik. Hikâye böyle başladı. O sebeple ilk temamız ‘mutlu aşk vardır’ oldu.

Aylime Aslı Demir: “Dostluk unuttuğumuz bir şey haline geldi”

Oya Burcu’dan sözü devralan Kaos GL’den Aylime Aslı Demir bu yılın yarışma teması “dostluk” hakkında konuştu: “Hırçın bir aktivizmin içindeyiz. Dostluğu, dostluğun potansiyelini unutur hale geldik. Ne birinin derdine koşan ne de kendi derdini kolaylıkla paylaşan bir haldeyiz. Sadece iyi vakit geçirdiğimiz ilişkilenme biçimi olarak değil ortak bir iyi için birlikte mücadele ettiğimiz bir hukuk olarak benimseyebilir miyiz dostluğu? Evlere kapanan halimiz, sokakta olmayan, etkinliğe katılmaktan imtina eden ruh halimiz…. Bu süreçte yanımızdakini dinlemeye, dostluğu hatırlamaya, ‘bakalım bir dostluktan neler doğuyor’ diye düşünmeye ihtiyacımız var. Bu sebeple bu tema ile yola çıktık ve ortaya bambaşka dostluk hikâyeleri çıktı.”

Aylime Aslı sözlerine “Edebiyatla bir aktivizm mümkün mü” sorusunu Karin Karakaşlı’ya yönlendirerek son verdi.

Karin Karakaşlı: “Elimizde kalan tek şey insan hikâyelerini anlatmak”

Yazar Karin Karakaşlı, edebiyatın çok kirlenmiş bir araçla; dille, sözcüklerle yapıldığını buna rağmen o dilin içinden bir güç, bir mücadele üretilebildiğini şöyle anlattı: “Dil çok kirletilmiş, içi boşaltılmış bir şeyken sen o dilden hikâyeler, sesler çıkarmaya çalışıyorsun. Seslerin asıl sahibinden çıkması ile suskunluk ya da replikle giydirilmesi hiç değilse doğru kaydedilmesi anlamına geliyor. Yazmak biraz da ‘böyle yaşanmıyor, böyle kaydedilmeyecek’ demek. Yalanın ortasında edebiyat biraz da hakikatin hayata geçmesi demek. Tahayyül ettiğimiz yerden bir güç üretebiliriz, aktivizmi buradan yükseltebiliriz. Kadın Kadına Öyküler Yarışmasına gelen öykülerle kaç kişi güçlendi mesela… Bugün hala, elimizde kalan tek şey insan hikâyelerini anlatmak. Başka türlü nasıl yaşanır bilmiyorum.”

Belma Fırat: “Performatif olarak eril dil kurulabiliyorsa bu dil bozulabilir de”

Karakaşlı’nın bıraktığı yerden Yazar Belma Fırat queer tahayyül ve queer anlatıya dair konuştu. Fırat, “Ben edebiyata queer perspektiften bakmaya çalışıyorum. Dilin eril ve ikili yapısını bozarak, eril dilin kodlarıyla, fazla düşünmeden içselleştirmemize sebep olan yerleri ve dilin ötekileştirdiği her karakteri hikayeye katmaya çalışıyorum. Bir ‘kadın’ dili yaratmak istemiyorum çünkü ‘bu kadın dilidir’ dediğimzide ‘kadın olmayan, dışarıda bırakılan kim’ ya da ‘kadın ne’ sorularını sormak gerekiyor, tanımlamak, dışarıda bırakmaya sebep oluyor. O sebeple kadın dili olumlamaktan çok eril dili ifşa etmek, eril alanın dışında kalan her bireyin kendi sözünü söylediği bir yapıyı inşa etmek derdim. Eril dil performatif olarak kurulabiliyorsa, bozulabilir de” dedi.

Süreyya Karacabey: “Ancak edebiyat yoluyla bir duygusal duyarlılık elde edebilirsiniz”

Barış akademisyeni Süreyya Karacabey ise yazma deneyiminin özgürleştirici yanından bahsetti. Karacabey konuşmasında, “Her insan biricik, herkesten bir tane var. Ama yazmayı sürdüren birisi kendi deneyiminden, bir akış yeni bir yer yaratıyor. Yazarken bir kişi bir tür kendini akıtıyor. Sadece yaşayarak bir şeyler biriktirmemize imkan yok, ama yazarak biriktirmeye başlıyordun. Rusyaa’da, Fransa’da geçen bir romanı okuduğunuzu düşünün, garip bir birikim… Bu birikimi hiçbir teorik metinle elde edemezsiniz. Evet, teorik metinlerle bilgili olursunuz ama ancak edebiyat yoluyla bir duygusal duyarlılık elde edebilirsiniz” dedi.

Pelin Buzluk: İyi edebiyat bir yaşantı sunuyor queer edebiyata da böyle

Karacabey’in yazmanın özgürleştiriciliğine dair konuşmasının ardından Sengül Kılınç, yazma cesaretinin nereden kaynaklandığını Pelin Buzluk’a sordu.

Buzluk, aşkın heteroseksüel aşktan bir farkının olmadığını kavradığında lezbiyen, biseksüel, trans kadınların hikâyesini yazmaya başladığını söyledi. Buzluk, “Aşk aşktır. Evet, ama insanın kendini var etme çabası çok daha sert. Kendini keşfetmiş kadınlar her an teyakkuzda olmak zorunda, her an için gard almak zorunda. Hikayelere de bu yansıyor. Hem yazarken hem de okurken orada bir yaşantı olduğunu görüyorsunuz. İyi edebiyat bir yaşantı sunuyor, o yaşantıyı okurken yazarın kurgusu bizim de anımız oluyor o anı gibi hatırlar hale geliyoruz. Queer edebiyatta da böyle bir alan var henüz deneyimlediğimiz bir yaşantıyı anımız kabul ediyoruz. Yazarak var olma cesaretini gösteriyoruz. Benim bu cesareti nereden bulduğumu sorarsanız, bir düş kuruyorum, daha önce yüzünü bile görmediğim birine düşümden sahneler gösteriyorum, o düşü görme merakı var, düş kurdurma heyecanı var, başkasına anlatma telaşı var. Sanırım bana yazma cesaretini bunlar sağlıyor” dedi.

Yazmak üzerinden bir hikâye yazmak…

Forumun ikinci bölümünde 14. Kadın Kadına Öykü Yarışması’nda ödül alan yazarlar anlattı.

“Mektup” öyküsü ile özel ödül kazanan Aslı Koruyucu yazma hikâyesini katılımcılarla paylaştı: “Lisede şiir yazıyordum ve benden öykü yazmamı istiyorlardı. Öykü yazdığımda ‘bu bir öykü değil, yazamıyorsun’ diyorlardı. Benim o tarihten bugüne yazdığım ilk yazdığım öykü bu yarışmaya yolladığım öyküydü. Ben yazmak üzerinden bir hikâye kurgulamak istedim.”

“Sadece mutlu anları anlatarak kendi hikâyemizi anlatabilmemiz imkansız…”

“Sıcak” öyküsü ile özel ödüle değer bulunan Nevin Yıldız, “Yarışma ilanını gördüğümde dostluğu sorguluyordum. Dostluğu ne zaman yitirdiğimizi soruyordum kendime. Buradan hareketle kurdum öykümü. Yaşadığımız coğrafyada yazmak çok önemli, sadece mutlu, umutlu deneyimleri değil kötü olanlarını da. Çünkü bunların bir şekilde anlatılması gerekiyor. Sadece mutlu anları anlatarak kendi hikâyemizi anlatabilmemiz imkansız…” dedi.

“Feminizm ile ilişkilenmek yazmamı sağladı”

“Kuşlar ve Gar” öyküsü ile ikincilik ödülünü kazanan Gülizar Aytekin feminist hareket içerisinde yazmaya başladığını söyledi. “Feminizm ile ilişkilenmek yazmamı sağladı. Artık çok daha az bir araya geliyoruz, kamusal alandaki görünürlüğümüz azaldı, yazmak yeni bir alan yaratmak. Korkunun, beyhudelik duygusunun uzağında bir alan. Ben bunların üstesinden edebiyatla geldim, yazarak geri döndüm” dedi ve yazma eyleminin özgürleştiren, cesaret veren aktivizmle ilişkisinden bahsetti.

“Kendim için ilk defa bir şey yaptım, yazdım”

“Zebra Kek” isimli öyküsü ile üçüncülük ödülünü kazanan Nilay Özkan da yazma deneyimden bahsetti. Ayşe Nilay Özkan “Her zaman çok başarılı bir öğrenci oldum. İyi okullardan mezun oldum, evlendim, bir çocuğum oldu. Hep birilerinin istediği şekilde yaşantımı sürdürdüm. Fakat bir gün işitme yetimi yavaş yavaş kaybedeceğimi öğrendim ve bu benim yeniden yazmaya başlamama sebep oldu. Önce bir blog açtım ama içimde bir yanardağ olduğunu fark ettim, onu atmam için yazmam lazım, insanlar okumasa bile kendim için yazmam lazım, dedim. İşitme yetimi tamamen kaybedince de empati yeteneğim gelişti, daha çok yazdım. Ben hep benden bekleneni iyi şekilde yaptım ama kendim için ilk defa bir şey yaptım, yazdım. İyi de bir şey yaptım 42 yaşımdayım, kendimi 42 yaşıma yakın buldum.”

“Yazarak kendimi buldum”

“Arzu’nun Yaşamı” öyküsü ile birincilik ödülünü alan Tuğçe Tüfeng de şunları söyledi: “Hayatım boyunca kendimi aradım. Farklı okullara gittim, mezun oldum. Ama yetmeyen bir şeyler vardı hep. Ankara’ya yerleştim bir dönem yapamadım, İstanbul’a taşındım… Daha sonra yazmaya başladım. Yazarak kendimi buldum. Ne istediğimi anladım, mutlu oldum. Yazmaya da devam edeceğim.”

İlgili haber:

14. Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın sonuçları belli oldu

“Edebiyat biraz da gidenleri geri çağırmak!”

Nazlı Yıldırım’ın objektifinden 14. Kadın Kadına Öykü Yarışması Ödül Töreni


Etiketler: kadın