11/05/2020 | Yazar: Kaos GL

BM Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin Rusya’da nefret suçuna maruz kalan iki eşcinsel kadınla ilgili kararını KaosGL.org için Türkçeleştirdik.

BM Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nden homofobik nefret suçu kararı Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi geçtiğimiz günlerde Rusya'da homofobik nefret suçuna maruz kalan iki lezbiyen ile ilgili bir görüş yayımladı.

Rusya'nın saldırıyı etkili biçimde soruşturmadığı ile ilgili bir hüküm ve Rusya hükümetine çeşitli tavsiyeler içeren kararı Kaos GL gönüllülerinden Sena Çiçekli özetledi ve Türkçe'ye çevirdi.

Komitenin kararı lezbiyenlerin haklarının korunmasına ilişkin önem taşıyor. Komite, 2013 yılında Rusya’nın homofobik “eşcinsel propaganda yasasını” hayata geçirmesinin ardından 2014’te saldırıya uğrayan iki eşcinsel kadının başvurusu üzerine kararını açıkladı.

Komite kararında Rusya’ya etkin soruşturma yürütme, tazminat ödeme ve mağdurlara psikolojik destek sağlamayı da öneriyor.

Resmi olmayan çevirinin İngilizce orijinaline bu linkten erişilebilir. Kararın Türkçe özet çevirisi ise şöyle:

Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi

Komite’nin İhtiyari Protokol’ün No.lu 7/3 Hükmüne Yönelik, 119/2017 No.lu Başvuru Hakkında İçtihadı

Başvuruda bulunanlar: O.N. ve D.P. (Müdafi Svetlana Gromova tarafından temsil edilmektedirler)

Mağduriyet iddiasında bulunanlar: Başvurucular

Taraf devlet: Rusya Federasyonu

Başvuru tarihi: 24 Mart 2017

Kararın kabul tarihi: 24 Şubat 2020

Başvuru Sahipleri Tarafından İleri Sürülen Olay ve Olgular

Rus vatandaşları O.N. ve D.P., ilişkileri yıllardır devam etmekte olan lezbiyen bir çifttir. 20 Ekim 2014 tarihinde saat 00:47 sularında, eve gitmek üzere bir metro istasyonundan yola çıkmışken kendilerini takip eden iki yabancı erkeği fark ederler. Yola devam etmelerine karşın metro istasyonundan evlerine giden yol boyunca bahsi geçen iki erkek tarafından takip edilirler. Yol sırasında birbirlerine sarılarak, birbirlerini öperek ve el ele tutuşarak ilişkilerini açık bir biçimde belli etmişlerdir. Bu sırada erkeklerden biri ilk başvurucuya arkadan saldırır ve vurmaya başlar. Ardından iki başvurucuya birden saldırır; vücut, baş ve yüz bölgelerine vurmaya devam ederken bir yandan homofobik hakaretlerde bulunur ve tekrar karşılaşmaları hâlinde başvurucuları öldürmekle tehdit eder. Bu sırada diğer erkek, olanları telefon kamerasıyla kaydetmektedir. Yaşananlardan sonra iki erkek de olay yerini terk eder.

Başvurucular hayatlarından endişe ettikleri için yaşananlardan hemen sonra polise gitmeye çekinirler. Ertesi gün, 21 Ekim 2014 tarihinde olayın araştırılması için kolluğa başvuruda bulunurlar. İlk başvurucu aynı gün bedensel muayeneden geçer; beyin sarsıntısı geçirdiği ve sol kalçasında hematom bulunduğu tespit edilir. Diğer başvurucu ise, o tarih itibariyle vücudunda görünür bir iz olmaması sebebiyle tıbbi kontrolden geçmeyi reddeder. 22 Ekim tarihinde vücudundaki darbe izleri ve morluklar görünür hâle gelir. Saldırının cinsel yönelimlerine yönelik bir nefretten kaynaklandığını polise iletmişlerdir. İlk başvurucu, metro istasyonundan devam eden yol üzerindeki kamera kayıtlarının incelenmesi talebinde bulunur.

30 Ekim 2014 tarihinde Moskovski polis merkezinden bir görevli, görgü tanıklarını ve failleri tespit etmenin mümkün olmadığından bahisle, Rus Ceza Kanunu’nun 116/1 no.lu hükmünde yer alan suça yönelik bir kamu davası açmayı reddeder. Savcılık bu kararı iptal eder ve kapsamlı bir araştırma yapılması, başvurucuların aldıkları darbelerin ciddiyetinin tespit edilmesi, kamera kayıtlarının incelenmesi ve diğer soruşturma işlemlerinin gerçekleştirilmesi için kolluk görevlisine dosyayı geri gönderir.

26 Kasım 2014 tarihinde ilk başvurucu adli tıp kontrolünden geçer. Sol kalçasında hematom bulgularına rastlanırken sağlanan araç gereçlerin yetersizliği sebebiyle beyin sarsıntısı tespit edilemez. Kolluk görevlisi metro istasyonu idaresinden kamera kayıtlarını talep etmiş ancak kayıtların 7 günlük periyotlarla imha edilmesi sebebiyle bu talebi karşılıksız kalmıştır.

9 Aralık 2014 tarihinde soruşturma işlemleri tamamlanmış ve kolluk görevlisi suç bulunmadığı gerekçesiyle kamu davası açmayı tekrar reddetmiştir. Savcı tarafından bu ret kararı hukuka aykırı ve gerekçeden yoksun bulunmuş ve bozulmuştur. Savcı kararında, 116/1 hükmüne göre ceza davası açmak bakımından yeterli dayanağın bulunduğunu belirtmiştir. Dosya tekrar önüne gelen kolluk görevlisi, suç bulunmadığını gerekçe göstererek kamu davası açmayı bir kere daha reddetmiştir. Başvurucular bu kararlardan haberdar olmadıklarını ve süreç hakkında bilgilendirilmediklerini belirtmektedir.

3 Mart 2015 tarihinde başvurucular, soruşturma işlemlerinin gereği gibi yapılmadığından bahisle yerel mahkeme önünde kolluk görevlisinin ret kararına itiraz ederler. Başvuruculara göre yapılan işlemler, somut olayın geleneksel olmayan cinsel yönelimlerine karşı tepki niteliğinde bir şiddet vakası olduğunu göz ardı etmektedir. Ayrıca dosya kapsamında yapılan soruşturma işlemlerinin kendilerine tebliğ edilmediğini belirtmektedirler. Başvurucular 2 Nisan 2015 tarihinde önceki açıklamalarını yineleyerek, tanıkları veya failleri tespit etmek için herhangi bir adım atılmadığını, kamera kayıtlarının zamanında talep edilmediğini ve bu ihmalin tamiri mümkün olmayan bir delil kaybına yol açtığını, metro istasyonundan olay yerine kadar ilerleyen yolda başka bir bölgede kamera kayıtlarının incelenmesi için herhangi bir adım atılmadığını eklerler.

13 Mart 2015 tarihinde savcı, Ceza Kanunu’nun 116/1 hükmüne dayanarak bir kamu davasının açılması için yeterli dayanağın bulunduğunu ileri sürerek kolluğun 14 Şubat 2015 tarihinde verdiği ret kararını bozmuş ve dosyayı kolluk görevlisine iade etmiştir.

14 Nisan 2015 tarihinde yerel mahkeme davayı kısmen kabul etmiş, kolluk görevlisinin olay yeri incelemesi yapmadığını ve bu sebeple soruşturma işlemlerini gerektiği gibi yerine getiremediğini tespit etmiştir. Diğer iddia ve talepler ise yerel mahkeme tarafından reddedilmiştir. Başvurucular davayı temyiz etse de temyiz mahkemesi, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bularak onamıştır.

2 Mayıs 2015 tarihinde kolluk memuru, Ceza Kanunu’nun 116/1 hükmüne dayanarak kamu davası açmış, başvurucular kovuşturma işlemleri kapsamında mağdur sıfatıyla dinlenmiştir. 21 Temmuz 2015 tarihinde faillerin tespit edilememesi gerekçe gösterilerek kovuşturma dosyası işlemden kaldırılmıştır. İddialara göre bu karar başvuruculara tebliğ edilmemiştir.

18 Haziran 2015 tarihinde başvurucuların müdafii, somut olayda mağdurların karşı karşıya kaldığı fiilin 116/2 hükmüne karşılık geldiği itirazında bulunmuş ve isnat edilen suç tipinin yeniden vasıflandırılmasını talep etmiştir. Müdafiye göre 116/2 hükmünün lafzı yorumlandığında toplumsal bir gruba yönelik nefret ve düşmanlık kaynaklı şiddet eylemlerini kapsayıcı nitelik taşıdığı söylenebilir. Somut olayda mağdurların, kendilerini LGBT topluluğunun bir parçası olarak gören lezbiyen kadınlar olduğu dikkate alınırsa bu hükmün uygulanması daha yerinde olacaktır. Bu talep, failleri belirlemenin mümkün olmaması ve dolayısıyla eylemin homofobik bir motivasyonla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespit edilmesinin olanaksız olması gerekçesiyle 20 Haziran 2015 tarihinde kolluk görevlisi tarafından reddedilmiştir.

6 Ağustos 2015 tarihinde ilk başvurucu, mahkemeye bu ret kararı hakkında itirazda bulundu ve kolluk görevlisinin suçun homofobik yönünü ve ölüm tehdidi içerdiğini göz ardı ettiği iddiasını ileri sürdü. 16 Ekim 2015 tarihinde kolluk görevlisinin kararında ileri sürdüğü gerekçeler onanarak başvurucunun talebi reddedildi. Kararda ölüm tehdidi iddiasına ise yer verilmedi. 22 Ekim 2015 tarihinde yerel mahkemenin bu kararı başvurucunun avukatı tarafından temyiz edildi. Temyiz mahkemesi yerel mahkemenin ulaştığı sonuçları haklı bularak temyiz talebini reddetti.

Başvurucunun talebi ve itirazları üzerine kovuşturma işlemlerine devam edilmeye başlandı ancak faillerin tespit edilememesi gerekçesiyle dosya yeniden işlemden kaldırıldı. Dosyanın işlemden kaldırılması kararı savcı tarafından bozularak daha ileri bir araştırma yapılması için geri gönderildi. 10 Mayıs 2016 tarihinde başvurucunun, isnat edilen suçun hukuki vasıflandırılmasında değişiklik yapılmasına yönelik ilettiği talep yeniden reddedildi.

Başvurucuların iddiasına göre 23 Mayıs 2015 tarihinde yapılan adli tıp incelemesi sonucunda hazırlanan rapor, kendilerine 31 Mayıs 2016 tarihinde tebliğ edildi. 2016 yılının Eylül ayında kovuşturmanın gidişatı hakkında bilgi alma talebinde bulunmalarına karşın yetkili makamlardan herhangi bir yanıt gelmedi.

Başvurucular mevcut iç hukuk yollarının etkili bir çözüm sağlamakta yetersiz olduğunu iddia ettiler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Dobriyeva ve diğerleri v. Rusya Federasyonu kararına referansta bulunarak temyiz yolunun soruşturma ve kovuşturma aşamalarında meydana gelen bozuklukları telafi etmekte yetersiz kaldığını ileri sürdüler. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında yapılan hatalı uygulamalara, kolluk görevlisinin ihmaline ve suç tipinin yanlış vasıflandırılmış olmasına vurgu yaptılar. Ayrıca ulusal mahkemelerin, kolluk görevlisinin soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürütmek bakımından bağımsızlığı bulunduğu tespitini yaptığını da eklediler. Başvurucular, tüm bu açıklamalara dayanarak mevcut iç hukuk yolunun etkili olmadığı iddiasında bulunmaktadırlar.

Başvurucuların Şikâyetleri

Başvurucular Rusya Federasyonu hükümetinin, cinsel yönelimleri sebebiyle karşı karşıya kaldıkları saldırı suçunu soruşturmakta yetersiz kaldığı ve böylelikle Sözleşme’nin 1, 2 (b), (c), (e) ve (f) hükümleri ile 5 (a) hükmünün ihlal edildiği iddiasında bulunmaktadır. Ülkede benimsenen yasal çerçeve ve idari uygulamalar, devletin kadınları cinsel yönelim temelli ayrımcılıktan koruması yükümlülüğünü yerine getirmesine elverişli değildir. Komite’nin tavsiye kararlarının aksine Rusya Federasyonu’nda, LGBT bireylerin cinsel yönelimlerini hedef alan nefret ve ayrımcılık fiilleri ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmemiştir. Rusya Federasyonu Ceza Kanunu’nda yer alan 63/1 ve 116/2 hükümlerinin dolaylı olarak bu profildeki eylemleri cezalandırmaya elverişli bir ortam sağladığı söylenebilir ise de yerel makamlar, homofobik eğilimler taşıyan suçların bu yönünü araştırmaktan kaçınmaktadır.

Başvurucuların iddialarına göre, yetkili yerel makamlar soruşturma ve kovuşturma sürecini etkili, ivedi ve bağımsız bir şekilde yürütmek konusunda yetersiz kalmışlardır. Kolluk görevlileri delilleri ivedi bir biçimde toplamak ve korumaya almak konusunda başarısız olmakla kalmamış, dosyanın gidişatı hakkında muhatapları bilgilendirmeyi de büyük ölçüde ihmal etmiştir. Başvuruculara göre ulusal makamların LBT (lezbiyen, biseksüel, trans) kadınlara karşı takındığı tutum sebebiyle hükümet, kadın haklarını destekleme ve bunların hayata geçirilmelerini sağlama yükümlülüğünü ihlal etmektedir.

Başvurucular Komite’den; Sözleşme’nin 1, 2 (b), (c), (e) ve (f) hükümleri ile 5 (a) hükmünün ihlal edildiği tespitini yapmasını, muhatap devlete maddi tazminat ve psikolojik rehabilitasyon da dahil olmak üzere somut olaya uygun hukuki çareler sağlaması yönünde tavsiyede bulunmasını talep etmektedir. Ayrıca muhatap devlete, etkili ve koşullara uygun kovuşturma işlemlerini resen yürütmesi, kamu görevlilerine LBT kadınlara karşı işlenen homofobik suçlar hakkında eğitim vermesi, nefret suçu mağduru olan LBT kadınlara uygun psikolojik, hukuki ve diğer danışmanlığı sağlaması yönünde tavsiyede bulunulmasını istemektedirler.

Muhatap Devletin Kabul Edilebilirlik ve Esas Hakkındaki Görüşleri

Rusya Federasyonu hükümeti kabul edilebilirlik açısından, başvurucuların iç hukuk yollarını tüketmeden Komite’ye başvuruda bulunduklarını belirtmektedir. Başvurucuların Ceza Usul Kanunu’nda öngörülen hukuki çarenin yetersiz olduğuna dair iddiaları ise hükümet tarafından reddedilmiştir.

Hükümetin iddialarına göre savcılık, yaptığı incelemede başvurucuların cinsel yönelimlerini hedef alan insanlık dışı ve onur kırıcı bir muameleye veya ayrımcılığa maruz kaldığına dair herhangi bir delil elde etmemiştir. Suç tipinin yeniden tanımlanmasına yönelik talebin reddedilmesi hukuka uygun bir karardır; nitekim suç işleyen kişiler tespit edilmeden suçu işleme motivasyonunun belirlenmesi mümkün olmayacaktır. Henüz kimliği bilinmeyen bir kimsenin, suçu belirli bir toplumsal gruba nefret saikiyle işleyip işlemediği belirlenemez.

Bu açıklamalar doğrultusunda hükümet, başvurucuların Sözleşme ile güvence altına alınan haklarının ihlal edilmediğini savunmaktadır.

Başvurucuların Muhatap Devletin Görüşlerine İlişkin Açıklamaları

30 Temmuz 2018 tarihinde başvurucular, muhatap devletin gerek kabul edilebilirlik gerek esas hakkındaki iddialarına itiraz ettiler ve Komite’yi davaya ilişkin yeni gelişmeler konusunda bilgilendirdiler. Buna göre başvurucular, 21 Eylül 2017 tarihinde olay yerinde yapılacak keşfe çağrılmışlardır ancak keşif işleminin olayın gerçekleşmesinin üzerinden üç yıl geçtikten sonra yapılması sebebiyle etkili sonuç alınamamıştır.

Kovuşturma işlemleri sırasında psikolingüistik alanında alınan bilirkişi raporuna göre başvurucuların cinsel yönelimi saldırının temel sebebi olup maruz kaldıkları sözlü şiddet, saldırganların lezbiyenlere karşı düşmanca bir tutum içinde olduğunu kanıtlar niteliktedir.

İç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında ise başvurucular, Ceza Usul Kanunu’nun LGBT bireylere yönelik suçlar bakımından etkili bir hukuki çare öngörmediğini, buna ek olarak Rusya Federasyonu’nda mahkemelerin hukuki nitelendirmeye ilişkin talepleri sistematik olarak reddettiğini ileri sürdüler.

Başvurucular, Sözleşme ile devletlere yüklenen “cinsel kimlik temelli fiziksel/sözel şiddete ve ayrımcılığa açık grupların korunması” sorumluluğunu hatırlatarak somut olayda hükümetin bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve bu suretle haklarının ihlal edilmesine yol açtığını ileri sürdüler. Nitekim muhatap devletin yaşananları bir nefret suçu olarak sınıflandırmayı reddetmesi, LBT kadınlara yönelik şiddeti hoş gördüğünün bir göstergesidir.

Bu itirazlar doğrultusunda başvurucular; Sözleşme’nin 1, 2 ve 5. Maddelerinin ihlal edildiğinin tespitini istemektedir. Ayrıca muhatap devlete, homofobik saikin ağırlaştırıcı neden olarak kabul edildiği, ayrımcılık karşıtı, kapsamlı bir yasal düzenleme hazırlaması yönünde tavsiyede bulunulmasını, muhatap devletin, cinsel şiddet, ev içi şiddet ve homofobik suçlara ilişkin istatistikleri düzenlemesini ve kanundaki “eşcinsel propaganda” hükmünü iptal etmesini talep etmektedir.

Komite Huzurunda Uyuşmazlık ve Değerlendirme

Kabul Edilebilirlik Değerlendirmesi

6.1 Komite, usul hükümlerinde yer alan 64. madde gereğince, başvurunun İhtiyari Protokol bakımından kabul edilebilir olup olmadığına karar vermelidir. Usul düzenlemesinde yer alan 66. maddeye göre Komite, kabul edilebilirlik değerlendirmesini esas incelemesiyle birlikte yapabilir.

6.2 Komite, İhtiyari Protokol’ün 4/2-a hükmüne uygun olarak, aynı uyuşmazlığın bir uluslararası soruşturma veya çözüm çerçevesinde daha önce incelenmediği ve incelenmekte olmadığı hususunda tatmin olmuştur.

6.3 Komite, İhtiyari Protokol’ün 4/1 hükmü gereğince mevcut iç hukuk yolları tüketilmedikçe, iç hukuk yollarının işletilmesinin makul olmayan ölçüde uzadığı veya etkili sonuç verme ihtimalinin zayıf olduğu durumlar dışında, yapılan başvuruyu değerlendirmeyeceğini hatırlatır. Bu bağlamda Komite muhatap devletin; başvurucuların 18 Nisan 2016 tarihli alt derece mahkemesi kararını temyiz etmedikleri ve 16 Ekim 2015 tarihli alt derece mahkemesi kararına, 2 Aralık 2015 tarihli temyiz mahkemesi kararına ve alt derece mahkemesinin 18 Nisan 2016 tarihli kararına karşı Saint Petersburg Şehir Mahkemesi prezidyumuna veya Yüksek Mahkeme’nin ceza kuruluna temyiz başvurusunda bulunmadıkları yönündeki iddialarının altını çizer. Komite ayrıca başvurucuların 18 Nisan 2016 tarihli kararı temyiz etmeye gerek bulunmadığı, zira savcının kolluk tarafından verilen kararı iptal ettiği yönündeki iddialarına dikkat çeker. Komite başvurucuların temyiz talebinin etkisiz olacağı ve sonuç verme ihtimalinin zayıf olduğu yönündeki iddialarını da hatırlatır. Bu bağlamda Komite, başvurucuların Komite’ye başvurdukları tarihte Ceza Usul Kanunu 401/2-1 hükmü çerçevesinde temyiz değerlendirmesini talep etmelerinin mümkün olduğunu belirtir. Bu sebeple Komite söz konusu prosedürün etkili olup olmayacağına karar vermelidir.

6.4 Komitenin belirttiği üzere Ceza Usul Kanunu 401/2-1 hükmü ile düzenlenen temyiz değerlendirme usulü, yürürlük kazanmış mahkeme kararlarını kapsamaktadır. Kararın temyiz mahkemesine havale edilmesi tabiatı gereği ihtiyari olup bir hak düşürücü süreye bağlanmamıştır ve temyiz incelemesi tek hâkim tarafından gerçekleştirilir. Bu nitelikler Komite’yi, söz konusu temyiz incelemesinin olağandışı bir hukuki çare olduğuna dair unsurlar taşıdığına inandırmaktadır. Bu sebeple muhatap devlet, böyle bir prosedürün somut olaya etkili bir çare sunması açısından makul bir olasılığın bulunduğunu kanıtlamalıdır. Mevcut olayda muhatap devlet, 2016 yılında Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi ceza kurulunun 599 ceza davası incelediğini, bunlardan 207 tanesinin temyiz başvuru usulüne ilişkin olduğunu ve içlerinden 200 dosyanın çözüme kavuşturulduğunu ileri sürmektedir. Ancak muhatap devlet, soruşturma ve kovuşturma makamlarının etkili ve zamanlı bir araştırma yürütmekte başarısız olduğu ve bir şiddet suçuna dair kovuşturma talebinin reddedildiği davalara ilişkin bilgi sağlayamamıştır.  Mevcut dava ile benzerlik gösteren davalarda temyiz değerlendirme usulünün etkililiğine ilişkin bir açıklama bulunmadığından Komite, başvurunun kabul edilebilirliği hususunda İhtiyari Protokol’ün 5/2-b hükmünün kendisini sınırlandırmadığını tespit etmiştir.

6.5 Komite ayrıca muhatap devletin, başvurucuların başvurusunun ulusal soruşturma ve kovuşturma makamlarının vakıaları değerlendirmesine ve yerel hukuku uygulamasına ilişkin olduğu ve somut olayda ceza yargılamasından sorumlu yetkili makamların hukuksuz ya da keyfi hareket ettiklerinin veya adalete erişimi kısıtladıklarının söylenemeyeceği yönündeki iddialarını hatırlatır.

6.6 Komite başvurucuların, soruşturma ve kovuşturma makamlarının kamu davasını ancak saldırının üzerinden 7 ay geçtikten sonra açtığı, dosyanın işlemden kaldırıldığı ve birkaç defa yeniden açıldığı, Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde öngörülen cezanın olayın işlendiği tarihten itibaren 2 yıllık bir zamanaşımı süresine tâbi olduğu yönündeki beyanlarının altını çizer. Somut olayda zamanaşımı süresinin 20 Ekim 2016 tarihinde sona erdiği ve bu tarihten sonra faillerin hâkim önüne çıkarılmasının zamanaşımı engeliyle karşılaşacağı tespit edilmiştir.

6.7 Yukarıda yer alan fiili arka plan ışığında Komite, başvurucuların iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getirilemeyeceğine ancak İhtiyari Protokol kapsamındaki taleplerine ilişkin kabul edilebilirlik değerlendirmesinin ve başvurudaki iddiaların kanıtlanmasının davanın esasıyla oldukça yakın ilişki içinde bulunması sebebiyle kabul edilebilirliğe ilişkin kararın, esas incelemesi sırasında verilmesinin yerinde olacağına kanaat getirmiştir.

Esas İncelemesi

7.1 Komite, başvurucular ve muhatap devlet tarafından sağlanan bilgiler ışığında mevcut başvurunun İhtiyari Protokol’ün 7. maddesinin 1. fıkrası ile ilişkili olduğu sonucuna varmıştır.

7.2 Soruşturma ve kovuşturma makamlarının eylemleri ile eylemsizliklerinin, Sözleşme’nin 5. maddesine aykırı olarak cinsiyet ve cinsel yönelime ilişkin kalıp yargılara dayandığı yönünde başvurucuların ileri sürdüğü iddialarla ilgili olarak Komite, taraf devletlerin Sözleşme hükümlerini ihlal eden kanuni düzenlemelerden sorumlu tutulacağını onaylamaktadır. Komite ayrıca Sözleşme’nin bütünüyle yerine getirilmesinin, taraf devletlerin yalnızca doğrudan ve dolaylı ayrımcılığı ortadan kaldırma ve kadınların mevcut konumunu geliştirme yönünde adımlar atmasıyla mümkün olmayacağını, buna ek olarak cinsiyete ilişkin basmakalıp yargıların değiştirilmesi ve kadınlara karşı ayrımcılığın ana sebep ve sonucu olan adaletsiz yargıların ortadan kaldırılmasının gerektiğini vurguladı. Cinsiyete ilişkin bu yargılar, kanun hükümleri ve hukuk sistemleri de dâhil olmak üzere çeşitli araç ve kurumlar vasıtasıyla sürdürülmektedir; branş ayrımı olmaksızın tüm devlet ajanları ile hükümetin her seviyesinde bulunan aktörler veya özel kişiler tarafından sürdürülmesi de mümkündür.

7.3 Komite Sözleşme’nin 1. maddesi çerçevesinde ayrımcılığın, kadına karşı şiddetin cinsiyete dayalı boyutunu da kapsadığını hatırlatmaktadır. Bu ayrımcılık yalnızca devlet eliyle veya devlet adına yapılan işlemlerle sınırlı değildir. Aksine, Sözleşme’nin 2/e hükmü gereğince taraf devletlerin, hak ihlallerini önlemek için gerekli özeni göstermek veya şiddet eylemlerini araştırmak ve cezalandırmak ile zararın tazminini sağlamak hususlarında başarısız olmaları hâlinde özel kişilerin eylemlerinden de sorumlu tutulmaları mümkündür.

7.4 Komite kadına karşı ayrımcılığın, lezbiyen bir kadın olmak örneğinde olduğu gibi kadınların hayatlarını etkileyen diğer faktörler ile ayrılamaz bir biçimde bağlantılı olduğunu hatırlatmıştır. Bu doğrultuda, kadınların çeşitli ve birbiriyle kesişen ayrımcılık türlerini tecrübe etmesi, durumu kötüleştirici bir olumsuz etki yaratmaktadır. Komite cinsiyete dayalı ayrımcılığın kadınları farklı ölçülerde ve farklı şekillerde etkileyebileceğini, bu sebeple uygun hukuki ve idari müdahalelere ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir.

7.5 Komite, etkisiz hukuki çareler de dâhil olmak üzere, adalete erişmek hususunda bazı kadın gruplarının karşılaştığı farklı ayrımcılık biçimlerinin olumsuz etkilerini pek çok örnekle belgelemiştir.  Komite ayrıca, söz konusu gruplara mensup kadınların şikâyette bulunmaları hâlinde soruşturma, kovuşturma, faillerin cezalandırılması ve/veya hukuki çözüm sağlanması aşamalarında yetkili makamların sıklıkla gerekli özeni göstermede başarısız olduğunu belirtmektedir.

7.6 Komite, Sözleşme’nin 2 (a) ve (c)-(e) hükümleri kapsamında taraf devletlerin yalnızca mevcut hukuki düzenlemeleri değil buna ek olarak kadınlara karşı ayrımcılık teşkil eden uygulamaları da değiştirmesi veya yürürlükten kaldırması yükümlülüğün bulunduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda Komite, stereotipleştirmenin kadınların adil yargılanma hakkını etkilediğini ve yargı organının, cinsiyet ayrımcılığı teşkil eden önyargılı temellere dayanarak katı standartlar yaratmamaya dikkat etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ceza hükümleri kadınların, eşitlik altında adalete erişim hakkı da dâhil olmak üzere, temel insan haklarını hayata geçirebilmelerini sağlamak konusunda özel bir öneme sahiptir. Taraf devletler Sözleşme’nin 2 ve 15. maddeleri gereğince, kadınların hukuki korunma yollarına ve ceza hukuku kapsamında sunulan hukuki imkânlara erişiminin bulunduğundan ve bu mekanizma içinde mağdurların ayrımcılığa maruz kalmadığından emin olmakla yükümlüdür.

7.7 Mevcut olayda, başvurucuların davasında yürütülen soruşturma ve kovuşturma işlemlerine cinsiyet hususunda gösterilen hassasiyet tartılarak muhatap devletin, Sözleşme’nin 2 (a) ve (c)-(e) hükümlerinden doğan cinsiyet stereotiplerini kaldırma yükümlülüğüne ne ölçüde uyduğu takdir edilmelidir. Bu bağlamda Komite kolluk görevlilerinin, başvurucuların saldırıya uğramasından sonra 7 ay boyunca kamu davası açmadığını ve davanın homofobik içeriğini tamamen göz ardı ederek fiili, Ceza Kanunu’nun 116/1 hükmü kapsamında değerlendirdiklerini belirtmektedir. Sonrasında başvurucuların hukuki vasıflandırmanın değiştirilmesi yönünde gösterdikleri çaba ise olumlu sonuç bulamamıştır. Komite ayrıca yerel yetkililerin, etkili ve zamanlı bir araştırma yürütmediğini ve suçun iki lezbiyen kadını hedef almasından doğan özel tabiatına uygun gerekli önlemleri almadığını belirtmektedir. Bu bağlamda başvurucular yetkililerin delilleri toplama ve muhafaza altına alma veya muhtemel görgü tanıklarını tespit etme konusunda ivedi davranmadığını iddia etmişlerdir. Ayrıca yetkililerin kendilerini yargılamanın gidişatı hakkında bilgilendirmeyi ihmal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Komite ayrıca, muhatap devlete şikâyetin iletilmesinden sonra kovuşturma işlemlerine devam edildiğini ancak bu işlemler hakkında bir malumat bulunmadığını belirtmiştir.

7.8 Komite muhatap devletin beyanlarına göre, savcılığın yaptığı incelemede başvurucuların cinsel yönelimlerini hedef alan insanlık dışı ve onur kırıcı bir muameleye veya ayrımcılığa maruz kaldığına dair herhangi bir delil elde etmediğini belirtmiştir. Davaya ilişkin kovuşturma işlemleri hâlâ sürmektedir ve henüz tespit edilmeyen bir kişinin belli bir gruba yönelik nefret saiki taşıyıp taşımadığını belirlemeye yetecek kadar veri bulunmamaktadır. Komite, bu açıklamaların bütünüyle incelenmesi hâlinde, başvurucuların lezbiyen kadınlar olarak maruz kaldıkları saldırı hakkında ilettikleri şikâyetin ivedi, yeterli ve etkili bir biçimde araştırılmadığı ve davaya cinsiyete hassasiyet göstererek yaklaşmayan yetkililerin, lezbiyen kadınlara karşı basmakalıp önyargılar taşıdığı sonucuna ulaşılacağını belirtmiştir. Bu sebeple Komite, yetkililerin zamana ve duruma uygun adımlar atmayarak ve başvuruculara bir çare sunmayarak Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini ihlâl ettiği sonucuna varmaktadır.

7.9 Komite LBT kadınlara yönelik fiillerle ilgili endişesini dile getirdiği, taraf devleti cinsel yönelim temelli kadına şiddet ve ayrımcılık hususunda etkili koruma sağlamaya davet ettiği, cinsel yönelim temelli ayrımcılık da dâhil olmak üzere farklı ayrımcılık türlerini ele alan kapsamlı yasal düzenlemeler benimsenmesini tavsiye ettiği 6. ve 7. Rusya Federasyonu dönemsel ülke raporlarını hatırlatmaktadır (CEDAW/C/RUS/CO/7). Bu raporlar aynı zamanda taraf devleti, kamuyu hedef alan farkındalık kampanyaları başlatmak ve yürütme erkinde görevli memurlara uygun eğitimler sağlamak da dâhil olmak üzere LBT kadınlara karşı ayrımcılığa ilişkin çabasını artırmaya teşvik etmektedir. Rusya Federasyonu 8. dönemsel raporunun (CEDAW/C/RUS/CO/8) nihai görüşler bölümünde Komite, kadınların adalet arayışında karşılaştıkları toplumsal damgalanma ve olumsuz stereotipler, haklarına ilişkin bilinçsizlik, Sözleşme, İhtiyari Protokol ve Komite’nin genel tavsiyeleri ile ilgili bilgi eksikliği konusundaki endişesini ifade etmeyi sürdürmüştür.

7.10 Komite mevcut olayın, taraf devletin kadın haklarını savunma görevini ihmal ettiğini gösterir nitelikte olduğuna kanaat getirmiştir. Bu ihmal özellikle kadına karşı cinsel yönelim temelli şiddet ve ayrımcılık, başvurucuların hak arama mücadelelerinde karşılaştıkları engeller, lezbiyen kadınlar hakkında benimsenen olumsuz yargılar, hukuk uygulayıcılarının tavizsiz bir biçimde yasaları uygulayarak kadına karşı cinsiyet temelli ayrımcılığı engellemesi yükümlülüğü alanlarında görülmektedir.

7.11 Yukarıdakiler ışığında Komite, başvurucuların davasında taraf devletin kolluk görevlileri ile savcılıkta yetkili memurlarının benimsediği tutumun, başvurucuların Sözleşme’nin 1, 2 (a), (c)-(e) ve 5 (a) maddeleriyle güvence altına alınan hakları ihlal ettiği kanaatine varmıştır. Komite başvurucuların özellikle manevi zarar gördüğünü ve önyargıdan mustarip olduğunu belirtmiştir. Şikâyetleri hakkında ivedi, tarafsız ve etkili bir değerlendirme yapması gereken devlet organları tarafından korku ve elemin etkisi altında bırakılmışlardır. Özellikle kolluk, soruşturma ve kovuşturma işlemlerini etkili, tarafsız ve zamanlı bir biçimde yürütmek ve failleri hâkim karşısına çıkarmak konusunda başarısız olmuştur.

8. İhtiyari Protokol’ün 7/3 hükmü ile yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Komite, taraf devletin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği ve bu yolla başvurucuların 1, 2 (b)-(g) ve 5 (a) hükümleriyle güvence altına alınmış bulunan haklarını ihlâl ettiği kanaatine varmıştır.

9. Komite taraf devlete aşağıda sıralanan tavsiyelerde bulunmaktadır:

(a) Başvuru sahiplerinin başvurusuyla ilgili olarak: maddi tazminat ve psikolojik rehabilitasyon da dahil olmak üzere haklarının ihlâli ile orantılı uygun hukuki çarelerin temin edilmesi;

(b) Genel mahiyette:

     (i) Kolluk ile soruşturma ve kovuşturma yetkililerine Sözleşme, İhtiyari Protokol ve Komite’nin genel tavsiyeleri hakkında zamana uygun, cinsiyet hassasiyeti taşıyan bir eğitimin verilmesi; hususi olarak, lezbiyen kadınlara karşı işlenen homofobik saikli suçların cinsiyet temelli şiddet veya nefret suçu olarak kabul görmesinin devletlerin aktif müdahalesiyle mümkün olduğunu vurgulayan 19. 28. ve 35. genel tavsiyenin dikkate alınması;

     (ii) Lezbiyenler de dâhil olmak üzere kadınların insan haklarına saygı duyma, haklarını koruma, yerine getirme, cinsiyet temelli şiddetin hiçbir türüne maruz bırakılmama hakkını temin etme yükümlülüğüne gerekli özenin gösterilmesi;

     (iii) Lezbiyenlere yönelik nefret saiki taşıdığına dair gerekçeler bulunan tüm cinsiyet temelli şiddet iddialarının, olayın özel koşulları göz önünde bulundurularak ivedi, tarafsız ve ciddi bir biçimde soruşturulması; bu gibi davalarda cezai işlemlerin başladığından emin olunması, sanıkların adil, tarafsız, zamanlı ve süratli bir şekilde hâkim önüne çıkarılması ve uygun cezalara hükmedilmesi;

     (iv) Şiddet mağduru lezbiyenlerin uygun, etkili ve yeterli hukuki çareler ile Komite’nin 33. genel tavsiyesinde belirtilen doğrultuda bir rehabilitasyon hizmetine ulaştıklarından emin olmak için, gerektiğinde ücretsiz hukuki yardım da dâhil olmak üzere, adalete hızlı ve güvenli bir biçimde erişimlerinin sağlanması.

10. İhtiyari Protokol’ün 7/4 hükmüne uygun olarak taraf devlet, tavsiye kararları da dâhil olmak üzere Komite’nin görüşlerine gerekli önemi vermeli ve 6 ay içinde Komite’nin görüş ve tavsiyeleri doğrultusunda atılan adımları da içeren yazılı bir cevap sunmalıdır.


Etiketler: insan hakları, kadın, dünyadan
Nefret