02/11/2017 | Yazar: Yıldız Tar

‘Music to Connect’ diyerek Türkiye’ye gelen Burçak ile KaosGL.org özel röportajı

Burçak: LGBTİ’lerin eşitliği için herkes çalışmalı Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

“Music to Connect” diyerek Türkiye’ye gelen Burçak ile KaosGL.org özel röportajı: Müzik özgürleştiren bir deneyim olmalı. Her sanatçı aslında bir şekilde müziğiyle farklı alanlarda farkındalık yaratabilir.

Hollanda’da doğup büyüyen Burçak pop-rock tarzını oryantal melodiler ile birleştirdiği yüksek enerjili müziği ile ön plana çıkıyor.

Single çalışmaları geçen yıldan beri Sony Müzik Türkiye tarafından yayınlanıyor. Velvet Monk adlı grubu Hollanda’nın Overijsel bölgesinin en iyi müzik grubu seçildi ve Pop Prijs ödülünü kazandı. Burçak yakın zamanda popüler single çalışmalarının remixlerinden oluşan bir derleme yayınladı.

Burçak, geçtiğimiz günlerde Türkiye’deki Hollanda Kültür Ataşeliği’nin desteği ile Türkiye’deydi. “Music to Connect” projesi kapsamında İstanbul, Eskişehir ve Ankara’daki çeşitli mekanlarda konserler verdi. Üç şehirde üniversitelerin müzik toplulukları ile bir araya geldi.

Türkiye turu boyunca Burçak, Kaos GL ve SPoD ile de buluştu. Biz de turunun Ankara etabında konser öncesi Burçak ile buluştuk. Hollanda’yı, Türkiye’yi, müziği ve ait hissetme duygusunu konuştuk.

“Türkiye ve Hollanda’daki köklerimi birleştirerek müzik yapıyorum”

Music to connect projesi için Türkiye’desiniz. Bu projeden bahsedebilir misiniz biraz?

Hollanda Başkonsolosluğu’nun Hollanda’daki müzisyenlere Türkiye’yi tanıtmak, Türkiye’deki hem müzisyenler hem de aslında sivil toplum ile ilişki kurmak için yürüttüğü bir proje. Bu proje için Türkiye’ye geldik. Eskişehir, Ankara, İstanbul’da konserler ve etkinlikler yapıyoruz.

Müzik sizce bu projenin de hedeflediği gibi insanları birleştiren bir şey mi? Ülkeleri, o ülkelerde yaşayanları birleştirebilecek güce sahip mi?

Çok güzel bir soru… Bence evet. Aslında benim müziğimle de bunu yapmaya çalışıyorum. Hollanda doğumluyum, Türk kökenliyim, şu an Ankara’dayım. Müziğimde de bunun izleri var. Türkiye ve Hollanda’daki köklerimi birleştirerek müzik yapıyorum.

“Müzikte stilden çok enerjiye bakıyorum”

Müziğinizde bir yandan oryantal bir tını var, bir yandan da elektronik müziğe kayıyor. Yer yer pop rock… Özellikle Kedi şarkısı çok etkileyici. Neden böyle bir tarz?

Bu tarz kişisel hikayemde bir yerlere oturuyor. Müzikte ben stilden çok enerjiye bakıyorum. Pop rock’ı çok seviyorum. Elektronik müzikle de aram iyi. Bir stilde kalmak istemiyorum. Sonuçta yaptığım pop müzik ama elektronikten, rock’tan birçok şey almaya çalışıyorum. Evde mesela Rob Zombie dinliyorum. Benim için müziğin tarzından çok enerjisi önemli. Enerjisi yüksek şarkıları seviyorum.

Türkiye’den kimlerin enerjisi iyi geliyor? Kimleri dinliyorsunuz?

Cem Karaca’yı çok seviyorum. “Bindik Bir Alamete” şarkısının enerjisine bayılıyorum. Küçüklüğümden beri dinliyorum.

En sevdiğim enstrüman asma davul. Şarkılarımda da asma davul seviyorum. Şampiyon’da var, Kedi’de biraz var. Yeni şarkılarda da kullandık.

Sanatçı olarak Sertap Erener’i de çok seviyorum. Dünyadaki en iyi sanatçılar arasında bana kalırsa. Tekniği çok farklı. Sanki hiç zorluk çekmeden söylüyor.

Athena yine sevdiğim bir grup. Pozitif olmaları çok hoşuma gidiyor. Elbette Sezen Aksu’yu seviyorum. Bir de küçükken Yonca Evcimik’i çok keyifle dinlerdim. Yonca benim için 6. Spice Girl.

Yine enerji dendi mi Esin İris’in bendeki yeri ayrı. Çok çok sevdiğim birisi. Aynı şirketteyiz ve arkadaş da olduk. Sony ile imzayı ilk attığımda Esin’in klibini izledim ve bayıldım. Sevimli ve gerçek bir enerjisi var.

Müzik tarzınızda da aslında yüksek enerji, mutluluk, pozitif duygular öne çıkıyor. Ama Türkiye’de genelde müzik dendi mi akla acı geliyor. Acıdan geçen şarkılar daha çok beğeniliyor…

Ben performansı ve sahnede olmayı çok seviyorum. Biraz da o yüzden sanırım yüksek enerjili şarkılar yapıyorum. Ama yeni şarkılarım biraz daha duygusal. Ve tabi katılıyorum, biraz acı seviyoruz. Dram bir şekilde hoşumuza gidiyor.

Yeni şarkılarla birlikte biraz tarz değişikliğinin sinyalini veriyorsunuz sanki? Özellikle Vaziyet-i Tarumar’da?

Evet, çok mutlu bir sound var ama sözler başka bir şey anlatıyor.

Hollanda’da doğup büyüdünüz. Nasıl Hollanda? Orada Türkiye kökenli bir şarkıcı olmak nasıl? Kendinizi oraya ait hissediyor musunuz?

Aslında kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. Türk’üm. Hollanda’da doğdum ve orada hep farklıydım. Buraya gelince de aksan farklılığı var. Benim kültürüm ne Türk kültürü oluyor ne de Hollanda. Hiçbir yere ait hissedemiyorum ama iki ülkeyi de çok seviyorum. Bu durum dediğim gibi müziğime de çok yansıyor.

“Yaşananları öğrenmek için LGBTİ dernekleriyle konuşmak gerekiyor”

Türkiye’de bir yandan LGBTİ örgütleriyle de buluştunuz ve buluşmaya devam ediyorsunuz değil mi?

Hollanda’da da Türkiye’de de LGBTİ’ler zorluklar yaşıyor. Belki Hollanda’da biraz daha özgürler ama iki erkek ya da kadın el ele yürüdüğünde orada da şiddet görebiliyorlar. Buradan bakınca Hollanda’da her şey güllük gülistanlık gibi görünüyor ama değil.

Gördüğüm ve dinlediğim kadarıyla Türkiye’de biraz daha zor. Buraya music to connect projesi ile geldim ve LGBTİ derneklerle de buluşuyorum. Öğrenmek istiyorum. Hollanda’dan bakınca Bülent Ersoy’un, Zeki Müren’in büyük starlar olduğu bir yerde sanki problem yokmuş gibi geliyor. Ama buraya gelince fark ediyorsun ki LGBTİ’ler sorun yaşıyorlar. Yaşananları öğrenmek için LGBTİ dernekleriyle konuşmak gerekiyor. Ben bu görüşmelerde LGBTİ’lerin eşitliği için herkesin çalışması gerektiğini öğrendim.

Bu problemlere ilişkin sizce sanatçılar neler yapabilir? Sanatçıların sorumluluğu var mı ayrımcılığa karşı mücadelede?

Sanatçılara elbette büyük sorumluluk düşüyor. Bizlerin farkındalık için sanatımızla yapabileceğimiz şeyler var. Müzik özgürleştiren bir deneyim olmalı. Her sanatçı aslında bir şekilde müziğiyle farklı alanlarda farkındalık yaratabilir.


Etiketler: kültür sanat
Nefret