12/02/2009 | Yazar: Leman Şirana

Bu yazı, cinsiyet geçişi amacıyla bir üniversite hastanesinde grup terapilerine katılan kişilerle iki yıllık bir süreçte yapmış olduğum kişisel konuşmalara ve gözlemlere dayanmaktadır.

Bu yazı, cinsiyet geçişi amacıyla bir üniversite hastanesinde grup terapilerine katılan kişilerle iki yıllık bir süreçte yapmış olduğum kişisel konuşmalara ve gözlemlere dayanmaktadır. Ameliyat için gerekli olan raporu almak ve hormon tedavisine başlamak için gerekli olan grup terapilerine katılan kişilerin kendileri ve tedavi hakkında basına bilgi vermeleri tedavi süreci adına sorun yaratabileceği için kişilerin bilgileri gizli tutulmuştur.

Selin Berghan'ın ‘Lubunya’ adlı kitabında yer alan transseksüel kişilerle yapmış olduğu röportajlarda Cüneyt Çakır'ın belirtmiş olduğu gibi(1) heteroseksist iktidarı yeniden üreten söylemlerle karşılaşıyoruz. Transseksüel bireyin kendini ait olmadığı vücutta doğan bir ruh olarak anlamlandırması ve kendi meşruiyeti için "kadın gibi kadın" ve "erkek gibi erkek" söylemleri üzerinden namus, kişilik özellikleri gibi toplumsal normları öne sürmesi transseksüel bireyin de, kadın-erkek olarak iki karşıt kutup olduğu, her iki kutbun da kendine ait değişmez rolleri olduğu ve cinselliğe dayanan bir ilişkinin mutlak olarak bu iki kutup arasında var olacağı üzerinden kendini üreten toplumsal cinsiyet rollerinden ve heteroseksist iktidardan uzakta yer almadığını ortaya koyuyor.

Lubunya kitabında karşılaştıklarım, cinsiyet geçiş operasyonu geçirmek için gerçekleştirilen grup terapilerine katılan transseksüellerle olan tanışıklıklarımdan edindiğim izlenimlerle oldukça benzeşiyordu. Görüştüğüm ve yaşamlarının kimi anlarını paylaştığım tedavi sürecindeki transseksüel bireylerin hepsi kendilerini "yanlış vücutta doğmuş bir ruh" olarak tanımlıyor, sahip oldukları ruhla bütünleşmek istiyorlardı. Ve şunu da önemsiyorum ki, o dönemde grup terapilerine katılan ve LGBTT mücadele içinde yer alan hiçbir transseksüelle karşılaşmadım. Çakır'ın makalesinde ele aldığı birçok nokta geçerliliğini koruyordu kısacası. Fakat ben şimdi kişilerin değil grup terapi sürecinin yeniden ürettikleri ve normlarla olan ilişkisinden bahsetmek istiyorum.

Fakat sanırım önce şunu söylemeli, kimsenin hayatında yaşadığı sorunları hiçe sayma yahut kimseyi yargılama, suçlama gibi bir amacı bulunmuyor bu yazının. Ki toplumun kişinin oluşunu baskı altına aldığı, onu bir kalıba sokarak şekillendirdiği ve bu şeklin dışında kalan tüm bireyleri görmezden geldiği, gündelik hayatta sürekli çeşitli tacizler yoluyla şiddet uyguladığını ne kadar aynı şartlarda olmasa da, hayatın içinde sürekli deneyimleyen biri olarak kendimi kimsenin toplum normlarıyla yaşadığı sorunları, kendini meşrulaştırma ihtiyacını yargılayabilecek bir konumda görmüyor ve kişilerin nasıl olmaları, nasıl yaşamalarını yahut herhangi bir nasılı belirleyebilecek ya da üzerine dersler verebilecek bir bakışa sahip olmadığımı belirtme ihtiyacı duyuyorum. Kaldı ki bir analiz gerçekleştirmek için elimde yeterli bilginin olduğunu iddia da edemem. Bu yazının amacı da cinsiyet geçiş sürecinde grup terapileri ve yaratılan özne üzerine bir şeyler söylemektir.

Grup terapisinde, her ayın belli bir günü, belli bir saatte üniversite hastanesinin ilgili bölümünde toplanan transseksüel bireyler, iki üç saat civarında bir odada, ameliyata ne zaman hazır olacaklarına karar veren iki gözetmen doktor eşliğinde, geçmiş ay içinde yaşadığı sorunları birbirlerine anlatıyorlar. Bu doktorların inisiyatifinde olan bir süreç. Genellikle yaklaşık 6 ay ve bir sene arasında bir zaman diliminde hormon tedavisine başladıktan sonra bir 6 ay- 1 sene arasında bir zaman dilimi daha terapiye devam etmeleri sonucunda ameliyat için gereken rapor alınabilse dahi doktorlar bu sürenin daha kısa yahut daha uzun olmasına karar verebiliyorlar.

Grup terapilerine dair bir fikir vermek için bana anlatılan bazı durumları anlatmak istiyorum;

İslami değerlere göre yaşayan bir ailede doğan bir kadından erkeğe* trans (A), ailesine durumunu anlatamamakta ve terapilere gizlice katılmaktadır. Ailesi İslam’ın gereklerine uygun olarak başını örtmesi gerektiğini düşünmekte ve A'ya türban taktırmaktadır. A ailesinden ayrı geçirdiği zamanda da kimi nedenlerle, çoğunlukla başını açmıyordur, grup terapilerine geldiğinde türbanını çıkarır. Terapiye katılan (EK translar daha çekimser kalsa da) kimi KE translar ve doktor kendini bir erkek gibi hissediyorsa ailesinden ayrı geçirdiği zamanlarda başını açması gerektiğini düşünürler. Bu konu üzerine terapilerde çıkan tartışmalarda A, ailesinin ona yönelik şiddet uyguladığını, başını açık gördükleri takdirde hayatının zorlaşacağını anlatır fakat bu, (özellikle) doktoru ama aynı zamanda (terapide sessiz kalmayı tercih etseler de, verilen aralarda ve terapi bitişinde aralarında konuşulanlardan edindiğim kadarıyla) terapi sürecini paylaştığı kimi KE transları tatmin etmemektedir. (Belirtmem gerekir ki, A'nın kendisini açıklamasından sonra terapiye katılan transseksüellerin arasında çekimser kalan/ herhangi bir yorumda bulunmayan kişilerin sayısı da, A'ya destek olan kişilerin sayısı da artmıştır. Ama aynı zamanda kendileri arasında iki kişilik bir grup oluşturan iki KE trans, aralarında birçok kişinin "erkekliği" ya da "kadınlığı" üzerinde yorumda bulunurken bir erkeğin türban takmayacağını tekrar ederler.)

Cüneyt Çakır'ın Lubunya kitabındaki röportajları okuduğu makalesinde(2), transseksüel bireyin toplumsal cinsiyet rollerini ve heteroseksist iktidarı yeniden ürettiği yönündeki saptamalarıyla aynı noktada duran bu durumun bir okumasını yapmak gerekirse; bu durumda, bir erkeğin her ne olursa olsun erkek gibi giyinmesi gerektiği yönündeki bir bakışla karşılaşıyoruz. Başörtüsü dişil bir eşya olduğu ve baş örtme kadına ait bir davranış biçimi olduğu için kendini bir erkek gibi hissettiğini iddia eden kişinin başını örtmeyi kabullenmesi kabul edilemezdir. A'nın kendisine şiddet uygulandığını söylese de tartışmaların bitmemesi bir erkeğin her koşulda cesur, mert, korkusuz olması gerektiğini söyleyen toplumsal normları hatırlatır. Bu noktadan baktığımızda, ameliyata hazırlık süreci aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerini edinme sürecidir. Gözetmen doktor, kadınlık ve erkeklik rolleri uyarınca transseksüel bireyin sürekli olarak kadın gibi, erkek gibi olup olmadığının denetleyicisidir. Bir nevi, erkek çocuğa sahip olduğunu oğlunun penisini göstertmesiyle ispatlamak istercesine "Oğlum aç amcalara pipini" diyen babanın, yıllar sonra oğlunun karşı cinsle ilk cinsel deneyimini yaşadığını öğrendiğinde sırtını sıvazlaması, karşılıklı rakı içerek "erkek olma"yı anlatmasından KE trans bireyin payına düşendir bu. Olmayan pipisini gösteremeyen erkek de kendine düşen rolleri gerçekleştirerek erkekliğini ispatlar. Pipisiz, tüysüz, kılsız erkek olabilirsiniz bunların hepsini tıp teknolojimizle hallederiz ama kadına ait olan (!) bir nesneyi kullanarak, kadın gibi şiddetten korkarak (!) erkek olamazsınız.

İnterseksüel bir erkek olan B**, grup terapilerine katılmaya başlayacağı zaman ona terapide interseksüel olduğunu söylememesi gerektiği uyarısında bulunulur. Bunun üzerine B terapiler boyunca interseksüel olduğunu orada kurduğu yakın arkadaşlıklar da dâhil olmak üzere kimseyle paylaşmaz.

B'nin interseksüelliğini transseksüel bireylerden saklama uyarısı, transseksüalite ve interseksüalite arasında birinin diğerinden daha değerli olduğu düşüncesinin bir yansımasıdır. B ve terapideki KE trans arkadaşları arasındaki tek fark B'nin sperm üretebilmesidir. Bu durumda erkekliğin göstergesi spermdir, toplumsal erkeklik rolleri kişilerin bedenlerinin görünüşteki cinsiyetiyle olan bağını koparmış olsa da sperm "daha fazla erkek" olmanın bir ölçeğidir. Nasıl burjuva toplumu ve tıp, heteroseksüel kısır bir erkeğe "tam bir erkek" olmadığını hissettirmemeye özen gösteriyorsa, KE transseksüel birey de grup terapi sürecinin kısır erkeğidir, kendini eksik hissetmemesi adına bazı şeyler ondan saklanır. Kişinin kendisini eksik hissetmesinin ancak olması gereken bir şeyin olmamasına bağlı olduğunu düşünürsek, erkeklik için gereken sperm onda yoktur, söylemin içine "yarım erkek" olarak oturan KE transseksüel bireyin içinden geçtiği tedavi süreci, ufak kelime oyunlarıyla esnetmiş gibi gösterdiği heteroseksizmi, toplumsal cinsiyet rollerini besler. Farklılığa kördür tedavi süreci, erkeklik ve kadınlık kodlamalarından bireyi geçirerek toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden bir performans kurar. Fakat bu performans, toplumsal cinsiyeti, heteroseksist iktidarı sarsan bir unsur değil, onun yeniden üretimini sağlayan bir unsurdur. Ameliyata yaklaştıran her seans toplumsal cinsiyet rollerini edinmene, kadın/ erkek gibi olmana yarar, yeterince gibi olduğunda ödülün ameliyat raporundur. İnterseksüalite ve transeksüalite arasında kurulan denklemdeki fark faktörü farklılık ve tekilliğe değil, hiyerarşiye göndermede bulunur. Ulaşmak istediğine ulaşmak için bir başka yolun olmadığını bilen doktor, seni farklılıkları sıralandırdığı hiyerarşide susturur, sınırlar, tekilliğini baskı altına alır ve şekillendirir.

Terapilere yalnızca ameliyata hazırlanan bireyler değil, aynı zamanda raporunu alan ameliyat sürecindeki ya da ameliyatını gerçekleştirmiş olan(3) KE ve EK transseksüeller de ameliyat süreci hakkında bilgi vermek, ameliyat geçirecek transseksüel kişilere tecrübe sahibi biri olarak destek olmak vb. nedenlerle misafir olarak katılabilirler. Konuştuğum transseksüel bireyler, katıldıkları terapilere katılan birkaç ameliyat geçirmiş KE ve EK transseksüelin olduğunu anlatmıştı. Bana bahsedilenlere göre, bu ilk aşamada bir heyecan yaratıyor fakat aynı zamanda terapinin gerekli olduğu düşüncesini besliyordu. Zira konuştuğum kişiler arasında bu terapilere ihtiyacı olmadığını, terapi sürecinin doktorlarla beraber çok zorlaştığını düşünen kadından erkeğe ve erkekten kadına translar da vardı. Ameliyat sürecinde olan ve destek vermek, yardımcı olmak için terapilere misafir olarak katılan KE ve EK translardan bazıları bu sürecin ne kadar zor olduğunu terapide dile getirmişlerdi. Her bu gibi durumun grup terapilerinin gerekli olduğu yönünde bir kanı oluşması ya da grup terapilerinin gereğinden katılan kişilerin emin olması yönünde terapiye katılan EK ve KE transseksüel bireyleri etkileyebileceği aşikâr. Dolayısıyla ameliyat geçirecek trans bireylerin konuşma ihtiyacı duyduğu, merak ettiği soruları sorabileceği ameliyat sürecine başlamış/ameliyat geçirmiş trans bireyler böyle bir amaç taşımasalar dahi, grup terapilerinde terapiyi meşrulaştıran, terapinin gerekliliğinden duyulan şüpheleri ortadan kaldıran bir rol oynuyorlar.

Toplum içinde aynı sorunları yaşayan bireyleri bir araya getirmek ve dayanıştırmak gibi bir amacı da olduğu söylenen terapiler(4) beklenenden farklı sonuçlar da doğurabiliyor. Göğüs ameliyatını geçirmiş fakat çok tehlikeli olduğu için yıllardır penis ameliyatını geçirmemiş(5) bir KE trans, yaşadığı kötü ilişki tecrübeleri sonucunda hiçbir kadının KE translarla uzun bir ilişki yaşayabileceğine ve KE transların bir kadınla mutlu olabileceğine inanmıyor ve bunu terapiye katılan KE translarla bir sohbeti sırasında dile getiriyordu. Bu gibi durumların kişilerin yaşadığı çevreye göre hem KE hem EK translar için geçerli olabileceği bir toplumda yaşadığımız ortada. Lakin terapi süreci trans bireyleri bir odada toplayarak sorunlarını paylaşmalarını ve belki rahatlamalarını gerçekten sağlasa dahi terapilerin toplumdan yalıtılmış bir mekanda geçiyor ve bu, bireyi yaşadığı hayattan kopararak olmayan bir gerçeklikte sorunlarıyla baş etme yolları aramasına neden oluyor. Bireyin toplumda yaşadığı sorunların çözülmemesi ya da yalnızca görünüşte çözülmesi, terapi odasındaki yapay mekanda birleşen kişilerin o mekan dışında bulunan hayata karşı nefret ya da hayatın/hayatın içinde yaşananların olumsuzlanması gibi sonuçlar doğurabilecek bir etken. Aynı zamanda terapiye katılan trans bireyler, hayata karşı takınılan tutumun da gözetmen doktorca değerlendirilen bir nokta olduğunu ifade ediyor, hayattan nefret etme, umutsuzluk gibi durumların doktorlarca ameliyata hazır olmama olarak nitelendirildiğini anlatıyor. Buna bir örnek olarak da terapi sürecinden önce intihar girişiminde bulunan trans bireylerin terapilerde doktorların sorularıyla sıkıştırıldığını, deneyimlerinin grup içinde tartışmaya açılmasını verebiliriz. İntihar konusunda bir başka nokta daha göze çarpıyor, bireyin kendi yaşamama hakkını tercih edebilmesi olarak intihar hakkının Türkiye yasalarınca suç olmaktan çıkmasının çok yeni olduğunu biliyoruz fakat burada karşımıza, tıp çevresinde de, toplum içinde de intihara kalkışan bireyin akli dengesinin yerinde olmadığı, sorunlu olduğu yolundaki hâkim inanış çıkıyor. Terapi boyunca gözetmen doktorun bir rolünün de trans bireyin kendisini bir erkek/kadın gibi hissettiğinin teyidi olduğunu düşünürsek, gözetmenler, kişinin yaşadığı psikolojik sorunlar sonucunda mı, gerçekten hissettiği için mi cinsiyet geçiş ameliyatı geçirdiğini ölçme rolündeler. Aynı zamanda gözetmen doktorların sorduğu sorulara bireylerin verdiği yanıtlar trans bireyleri birbirlerinin açıklarını yakalama ve yargılama noktalarına itebiliyor. Zira orada bulunan tüm bireyler, söyledikleri her şeyin gözetmenler tarafından bir akıl süzgecinden geçtiğini biliyor, bu durum bireyleri birbirlerine karşı da bu noktada pozisyonlayabiliyor (A'nın yaşadığı türban tartışmasında terapide bulunan diğer kişilerin de bir şekilde bir tavır aldıklarını, dolayısıyla A'nın deneyimini kendi akıl süzgeçlerinden geçirerek bir yargıda bulunduklarından bahsetmiştim). Bu noktada aynı sorunları yaşayan bireylerin dayanışmasını olumlayan bir terapi sürecinin bireyleri birbirlerine karşı konumlandırdığını görüyoruz. Ve aynı zamanda terapiye katılan hiç kimseyle arkadaşlık kurmayan bireylerin tavırları da doktorlar tarafından olumlu olarak nitelenmiyor. O halde, terapi sürecinde istenen dayanışmadan çok sosyalleşmedir. Bu, toplum normlarından geçerek ilişki kurmayan bireylerin asosyal olarak nitelendirerek ruhsal sağlıklarının yerinde olmadığı yolundaki hâkim inanışın tedavi sürecinde yeniden üretimidir. Akli denge, ruhsal sağlık, sosyalleşme normlarının transseksüel bireyler üzerinde uygulanmasıyla, dolayısıyla terapi sürecini bireyin yalnızca toplumsal cinsiyet rollerini edinmesi değil, hakim normlar içerisinde şekillenmesi süreci olarak da tanımlayabiliriz.

1 "Sürçen Söylemler: Lubunya ve Tekinsiz Normativite"; Cinsiyet Halleri; Varlık Yayınları; 2008
* Bundan sonra kadından erkeğe trans için KE, erkekten kadına trans için EK kullanılacaktır.
2 Age.
** İnterseksüel erkek, kadın vücudunda olup erkeklik hormonlarına sahiptir. Yani interseksüel erkek, erkeklik ameliyatı geçirecektir.
3 Cinsiyet geçiş ameliyatı bireyin kişisel tercihine göre aşama aşama gerçekleştirilebilir, kadın transseksüeller bir ameliyat geçirip göğüslerini yaptırıp ikinci bir ameliyatla vajinalarını yaptırabilirken erkek transseksüeller de bir ameliyatla göğüslerini aldırıp, bir başka ameliyatla penislerini yaptırabilir.
4 Gözetmen doktorlar ameliyat kararını verirken bireylerin birbirlerine karşı tutumlarını da değerlendiriyorlar. Terapiye katılan transseksüeller dayanışmanın doktorlarca olumlandığını ifade ediyorlar.
5 Transseksüel erkeklerin ameliyatları transseksüel kadınlara göre daha zor geçiyor ve terapilerde de aktarılanlara göre ameliyat masasında kalkamama ihtimali pek düşük değil.


Etiketler: insan hakları, sağlık
Nefret