21/05/2020 | Yazar: Kaos GL

HEVİ LGBTİ+ Derneği’nin online 17 Mayıs forumunda mülteci LGBTİ+’lar konuştu: “Her zaman, her şeyin suçlusu mültecilermiş gibi davranılıyor.”

“Covid-19 bir şekilde geçecek, peki ayrımcılık geçecek mi?” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Çizim: Aslı Alpar / Kaos GL

2016 yılından beri 17 Mayıs Homofobi, Bifobi, Transfobi Karşıtı Gün’ü mülteci LGBTİ+’larla kutlayan HEVİ LGBTİ+ Derneği bu yıl forumu online ortamda gerçekleştirdi.

Her yıl 17 Mayıs’ta “Antifobik Tekne Turu” gerçekleştiren dernek bu yıl COVID-19 pandemisi nedeniyle online bir buluşma örgütledi.

Forumda mülteci LGBTİ+’lar karantina ve pandemi deneyimlerini aktardı. HEVİ LGBTİ+ forumun ardından bu deneyimleri şöyle derledi:

“HEVİ LGBTİ+ Derneği olarak 2016 yılından beri “17 Mayıs Homofobi Bifobi Transfobi Karşıtı Gün”ü mülteciler özelinde kutluyoruz; böylesinin daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Pandemi döneminde olmasaydık mülteci arkadaşlarımızla birlikte çeşitli etkinliklerimiz olacaktı. Örneğin, bugüne özel her yıl gerçekleştirdiğimiz Geleneksel Antifobik Tekne Turu’muz olacaktı. Burada, bugün pandemi döneminde göçmen ve mülteci LGBTİ+’ların görünmezliğini konuşmak istiyoruz. Aramızda, mülteci LGBTİ+ olup yine mülteci LGBTİ+’larla profesyonel olarak çalışan 3 arkadaşımız bulunuyor. Şimdi kendilerini dinliyoruz:

“*Daha, pandemi dönemine girmeden evvel sorunlar mülteciler için çoğalmaya başlamıştı. Mesela sim kart uygulamalarında sorun yaşandı. Yabancı kimlikli insanlara satılan sim kartlar sadece üç ay kullanıma açıktı. Bu, geçici sim kartlar bile sadece pasaportu olanlara satılıyordu. ‘Kaçak giriş’ yapanlar Turkcell ve Türk Telekom’dan sim kart alamamaya başladı. Biliyorsunuz sağlık sigortası diye bir şey kalmamıştı. Bu konuda hiçbir ön hazırlık da yapılmamıştı. Oysa kronik hastalığı olan kişiler var, HIV ile yaşayan insanlar var... Bu uygulama herkesi şoka uğratmıştı. Doktor randevusu alırken sıkıntılar yaşandı. Sağlık sorunu olup ilaç kullanması gereken insanlar sıkıntı yaşadı. Sonrasında, İl Göç İdaresi bu olayı softlaştırdı. Raporlar üzerinden sigortalar açılmaya başlandı. Zaten, ekonomik sıkıntılar yaşayan mülteci LGBTİ+’lar rapor almak için 100 TL civarında bir meblağ ödemek durumunda bırakılıyorlardı. 100 TL küçük görünebilir ama bu miktar, mülteciler için büyük bir meblağ. Pandemi öncesinde, çalıştığımız şehrin cafelerinde müşteriler azalmıştı, bu durum işten çıkartılmalara neden oluyordu. Oysa mülteci LGBTİ+’ların çalışacağı tek alan cafelerdi. Görünür olmamaları için de zaten cafelerin mutfaklarında çalıştırılıyorlardı. Pandemi dönemine bu sorunlarla başlamış olduk.

“*Sigortaların kapatılması... İletişim sorunu... Gandi’nin bir lafı vardı “bir insanın yaşamını almak istiyorsan iki şey yeterlidir: Bir sağlık güvencesini elinden alman, iki iletişimini kesmen. Bunların ikisi de yapıldı. Sağlık sigortaları kapatıldı; sim kart alımlarına sınırlamalar getirildi. Covid geldi; herkes işten çıkartıldı. Pandemi öncesinde kimse birikim yapmamıştı; zaten verilen ücretler birikim yapmaya da yetmiyordu. Kiralar çok yüksekti. Bir evde beş kişi de yaşasa kirayı ödeyecek ekonomik bir güç oluşmuyordu. Pandemi döneminde karşılaştığımız şeylerden bir tanesi de dezenfektan fiyatlarının uçması oldu. Düne kadar 2 TL’ye evimize aldığımız kolonyaların fiyatı, bu süreçte uçtu; insanlar kolonya alamadı. Maske dağıtımında sorun yaşandı. Maskeler mültecilere erişmemeye başladı. Dışarı çıkılamaz olundu. Covid öncesi, mülteciler zaten belli ayrımcılıklara uğruyorlardı. Bir de Covid eklenince mülteciler iyice evlere çekildi. Covid yaşamı, sosyal hayatı kısıtladı. Psikolojik sorunlar bin kat arttı. Pandemiden, elbette herkes çok etkilendi; fakat mülteci LGBTİ+’lar, seks işçiliği yapanlar, HIV ile enfekte olanlar kat kat daha çok etkilendi. Bu dönemde intihar girişimleri çoğalmaya başladı. Çünkü: Ev içerisindesin. Çalışmıyorsun. Sorunlarını düşünmek için bolca zamanın var. Ve, yaşamına son veriyorsun. Hepimizi en çok üzen de açlık oldu. Ev kirasından geçtim. Bazı arkadaşlar resmen açlık sınırındalar. Tarif etmesi çok zor. Belki de insanlığın bittiği yerdeyiz. Unutmadan eklemem gerekir ki Ziraat Bankası, mültecilere hiçbir şekilde hesap açılmayacağını belirtti. Mültecilere hesap açan banka sayısı zaten kısıtlıydı. Özel bankalar herkese hesap açıyorken uluslararası koruma ve geçici koruma altında olan kişilere zaten açmıyordu. Türkiye İş Bankası da sadece İngilizce’yi ya da Türkçe’yi iyi konuşan kişilere hesap açıyordu. Bu arada, e-devlet kodu da mültecilere artık verilmeyecek. Bu da Covid öncesi sürece dair bir bilgi. Pandemi sürecinde Covid şüphesi taşıyan mülteciler için sağlık hizmetleri ücretsiz oldu. Yaşadığımız şehirde Covid şüphesi gösteren benim bildiğim mülteci LGBTİ+ yoktu ama hepimizde evham vardı. Psikiyatri ilaçları kullanan arkadaşlarımız zorluk yaşıyor, randevu alamıyorlardı. İlaçlara erişim sorunu yaşandı; buna, sonra bir çözüm üretildi. Yaşadığımız şehirde Covid şüphesiyle hastaneye giden mülteci LGBTİ+’nın ayrımcılığa maruz kaldığının bilgisini almadık ama diğer illerde ayrımcılık yapıldığını duyduk.

“*Pandemi dönemine denk gelen başka bir kriz daha yaşadık: Sınırların açılması, mültecilerin sınırlara gitmesi krizi. Mülteci LGBTİ+ arkadaşlarımız bir gecede evlerini kapattılar. Eşyalarını, çok az paralara sattılar, sınıra yöneldiler. Döndüklerinde evleri de paraları da yoktu. Psikolojik olarak çok kötü durumdaydılar. Sınırdan dönüşler pandemi dönemine denk geldiği için kendi arkadaşlarının ayrımcılığına da maruz kaldılar. “Sınıra gittin, kesin Covid bulaşmıştır, evime alamam, sağlığımı düşünüyorum” gibi sözlerle karşılaştılar. Bir çok insan ortada kaldı. Sınırda yaşanılan insanlık dışı muameleler tarif bile edilemez. Sınırdan dönen herkes mekanizmayı şöyle anlatıyor: Yunanistan ve Türkiye sınırları arasında kalan bir bölge var. Türkiye kapısından çıkan çoğu kişi orada toplanıyor. Yunanistan kapısı kapalı olduğu için orada sıkışıyorlar ve Türkiye’ye geri dönmek istiyorlar. Kapıda, geri dönüş belgesi imzalatılıyor. Bu belgeyi imzalayan kişiler hakkında adli süreç işletilecek. Bu alana girmeyip dışarıdan izleyenler bunları bize aktarıyor. Sınırdakilerin çoğu Afganistanlı, İranlı ve Suriyeliydi. Türkçe konuşabiliyorlardı ama Türkçe okuyamıyorlardı. Okuyamadıkları için de o belgeleri -ne olduğunu bilemeden- imzalıyorlardı. Dönenlerin psikolojileri bir faciaydı. Kendi ülkelerinden Türkiye’ye gelirken her şeylerini kaybetmişlerdi. Burada da zar zor bir düzen kurmuşlardı. Bu algı operasyonuyla tekrar her şeylerini kaybettiler. Başka bir umuda doğru gitmişlerdi, boş çıktı. Sonuç: Sıfır. İntihar girişimlerinde yaşanan artışın bu sürece denk gelmesinin de tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Edirne sınırına gidenler bu sorunları yaşadılar. Fakat gitmeyip kalanlar da gidenler kadar linç edildi. Mesela Samsun’da, yabancı insanların evleri işaretlendi. Ev sahipleri, döverek onları evlerinden kovdu.  Ev sahipleri “Edirne sınırı hala açık, oradan git” diyordu. İş yerlerinde “sınırlar açıldı, gitmeyecek misiniz, artık Türkiye’nin yakasını bırakın” gibi sözler söylüyorlardı. Biz de, bunun bir benzerini daimi müşterisi olduğumuz bir fırında yaşadık “siz neden gitmediniz; gitmeyecek misiniz” dendi. Gitmeyi tercih etmediğimizi söylediğimizde de “siz şerefsizsiniz, siz gelmeden Türkiyemiz iyi idi. Ülkenizde savaşsaydınız, savaşıp şerefinizle yaşasaydınız” dediler. Bunları hala yaşayoruz. Ben 4 senedir maalesef, bunları burada, her gün yaşıyorum. Ayrımcılık ve LGBTİ+ fobi hep vardı. Pandemi döneminde ise bu daha da arttı. Özellikle de, İranlı mülteciler özelinde arttı. Covid’in Türkiye’den önce İran’da görülmesi neden gösterildi. Sanki koronavirüs bizlerin kanında varmış gibi, İranlı olduğumuz için bizle temas kurulmaması gerekiyormuş gibi davranıldı. Bunu sadece halk yapmadı. Bu türden ayrımcılıkları, kurumlarda da, hastanelerde de, eczanelerde de açık bir biçimde hep yaşadık. Diyanet’in son açıklamalarından sonra ayrımcılık, baskı daha da arttı.

“*Bütün dünya, şimdi bir belirsizlik yaşıyor. Mülteciler bu belirsizliği Koronavirüs’ten önce de, yıllarca hep yaşadılar. İnsanlar, pandemi döneminde bizi belki daha iyi anlamışlardır. Çünkü belirsizlik ne demekmiş, damgalanmak ne demekmiş onlar da gördüler. Şuan Türkiye’deyim; güvenli üçüncü ülkeye ne zaman gideceğimi hiç bilemedim. Önce Haziran 2020’e kadar iptal olduğu söylendi; sonra 2021 dendi. 2021 için de belirsizlik devam ediyor. Bu bilinmezliğin beraberinde getirdiği stres şimdi iki kat daha arttı. Önceleri iş bulmak zordu. LGBTİ+’sın. Mültecisin. Dil bariyeri var. Pandemiden sonra bizler nasıl iş bulacağız? Pandemi döneminde fırsatçılıkların yaşandığından bahsediliyor, bu dönemde fiyatların arttığı söyleniyor. Fakat bu fırsatçılık bizlere pandemiden önceden de vardı. Mülteciysen her şeyin fiyatı senin için iki kat artıyordu. Şu an mültecilere sorsanız; ilk sorun olarak açlıktan bahsedecekler; ırkçılıktan ya da ayrımcılıktan değil. Ne istiyorsunuz diye sorulsa sanırım bir kilo pirinç ya da herhangi bir yiyecek cevabını verirler. Açlık! Bu dönem için tek bilmemiz gereken mültecilerin bir kısmı açlıkla mücadele ediyor. İş yok, destek yok. Maskeye erişimimiz ya hiç olmadı veya çok zor şartlarda oldu. Para olsa bile dışarı çıkmamız için maske yok. Markete gidebilsen, biri öksürse herkes o kişiden uzaklaşıyor. Ona iyi misin diye soran yok; yardıma ihtiyacın var mı diye soran yok. Bir video izledim. Türkiye’de geçiyor bu olay. Otobüste Afgan bir çocuğa Türkiyeli bir kadın saldırıyordu. “Defolun buradan, virüsü siz getirdiniz” gibi sözler ediyordu. Haberlerde kadının, Çinli sandığı için çocuğa saldırdığı söylendi. Sanki Çinli olunca saldırmak bir hak olacakmış gibi, yapılanlar savunuldu. Bu olaydan ne sonuç çıkarabiliriz? Bu durum Covid’e özgü değildir. Her zaman, her şeyin suçlusu mültecilermiş gibi davranılıyor. Aklıma hep şu soru geliyor: Covid19 bir şekilde geçecek; peki ırkçılık geçecek mi, ayrımcılık geçecek mi? Korkarım ki pandemi bitecek ama ayrımcılık devam edecek.”


Etiketler: insan hakları, mülteci
Nefret