07/05/2013 | Yazar: Ömer Akpınar

Eda, yıllar önce kurduğu hayallerin sonunda gerçekleşmesiyle yaşadığı mutluluğu anlatıyor.

Umut veren hikâyelerinize yer verdiğimiz “Daha İyi Olacak” dizimizin 7. konuğu Eda Akpınar. Eda, yıllar önce kurduğu hayallerin sonunda gerçekleşmesiyle yaşadığı mutluluğu anlatıyor.
 
Kahve fincanı kutusunda durdu uzun zaman.  Bana hediye edildiği o yılbaşından beri kutusundan ender olarak çıktı. O da kullanılmak için değil, bakılıp geri kutusuna kaldırılmak için. Gökkuşağı desenini, üzerindeki renklerin art arda sıralanmasındaki uyumu izlemek için. Belki benim hayatımın da bir gün aynı uyuma kavuşacağını hayal etmek için. Sonra koruyucu kâğıda sarılıp özenle, aynı kutuya saklandı hep, tıpkı benim hayallerim, aşklarım ve kimliğim gibi...
 
Bir defasında annem gördü beni fincanı kutusundan çıkarıp bakarken. Kötü, yanlış, yasaklı bir şey yaparken yakalanmış gibi irkildim. Hediye olduğunu söyledim. Neden kullanmadığımı sordu, “Kendi evim olduğu zaman kullanacağım” dedim. “Nasıl olacakmış o?” dedi annem, “Evlenmeyeceğine göre nasıl kendi evin olacakmış? Bir kadınla mı yaşamayı düşünüyorsun yoksa?” İşte bir süredir devam eden tartışmaların bir yenisi daha başlıyordu. Bir yere varmayan, iki tarafın da birbirini ikna edemediği, ama gerçeklerin de tartışmakla değişmediğini bildiği kısır tartışmalardan biri daha. Ne benim yönelimim değişebilir, ne annemin bunu kendince geç (ben 26 yaşındayken) öğrenmiş olmasına duyduğu öfke dinebilir, ne de zamanında “müdahale” edemediği için duyduğu pişmanlık azalabilirdi.
 
Sonraları bunun o ne yaparsa yapsın ve ne zaman öğrenmiş olursa olsun değişmeyeceğini anlamaya başladı; ama bu sefer de “isyan” dönemi başladı. Neden böyle bir şey gelmişti başına, neden “normal” bir kızı yoktu, torun torba sahibi olmak onun da hakkı değil miydi, şimdi etrafa ne diyecekti? Kutudan çıkmıştı fincan, ama bir türlü mutfak dolabındaki yerine huzurla yerleşemiyordu. Çıktığı kutuya da geri dönemiyordu. Daha da huzursuz günler başlamıştı fincan için. Böyle hayal etmemişti hiç, el emeği, nakışlı bir cezveden dökülen özenle pişirilmiş köpüklü bir kahve, keyifli bir muhabbetle içilir diye ummuştu.
 
Şimdi ne olacaktı bu fincana? Düzenli bir evi, yeri yurdu olacak mıydı? O elden bu ele geçip duracak mıydı? Hele biricik kızına yakışmayan ellerde görmeye dayanamazdı onu. Kısacası annemin isyanı bitmiş, ama kaygıları başlamıştı. Güven duymak istiyordu kızının geleceğini düşününce. Ama bunun kiminle birlikte olduğumla ne ilgisi vardı? Evlilikler çok mu güvenliydi? Boşanma oranı artıyordu sürekli. Yasalar boşanmayı zorlaştırıyor ve boşanan eşlere belli bir güvence sağlıyor olsa da yine kişilerin iyi niyetiydi asıl olan. Güvence yanılsamadan ibaretti hayatta, tek güvence kişinin kendisi ve yapacağı doğru seçimlerdi. Böylece daha rahat olmaya çalıştı annem. Boşuna dememişler, her şey olacağına varır. Kahve fincanı da gün gelir kendi mutfağında camlı bir dolaba yerleşir, mis kokulu kahveler pişirilip içilir onunla. Zaman yerli yerine oturtuyor her şeyi…
 
Bu sabah pişirirken kahvemi, dolabı açıp fincanı alınca elime, bir anlığına geçmişe gittim. Sonra şimdiki ritmini düşündüm hayatımın; huzurlu, mutlu, aşk dolu. Yıllar önce hayalini kurduklarım günlük hayatımın bir parçasıydı şimdi. Tıpkı fincanım gibi. O kadar şey geçti başından ama hala capcanlı renkleri…
 
 
Önceki Konuklarımız

Maria Puder  


Etiketler: yaşam
Nefret