18/05/2006 | Yazar: Kaos GL

Ecce Homo Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

‘Öte yandan, 'Şimdi kim altta kim üstte' gibi oluyoruz. Filmin tetiklediği ve rezilce kurcaladığı rol dağılımı burnumuzun ucundan bir 'aktif-pasif' gölgesinin geçmesine yol açacak kadar oynaklaşıyor. Aa, Pierce Brosnan sandığımız kadar 'vurucu' değilmiş meğerse, öte yandan bizim pısırık da bayağı 'becerebiliyormuş'. Falan. 'Matador'un keyfine varmak, şüphe uyandıracak kadar sıklıkla ibne fıkrası anlatan arkadaş muhabbeti sevmek gibi biraz.’

KAOS GL

Fatih Özgüven

'Matador', bazı 'sevimli komedi'lerin basbayağı karanlıkça bir yüzleri de olduğunu düşündüren bir hikâye. Pierce Brosnan'ın canlandırdığı yorgun kiralık katille gençten işadamı arasındaki ilişki, dakka bir gol bir, 'bunlar şimdi gey mi değil mi' düşüncesine yol açan bir espri ile açılıyor. Değiller, değiller tabii canım. Gelgelelim, film yakamızı bırakmıyor, bu gerilim şakalarla, imalarla alttan alta sürüyor ve maceracı erkek- ev erkeği, gösterişçi erkek- pısırık erkek, çapkın erkek-romantik erkek gibi malum hatlardan ilerleyerek gayet de garip bir sona varıyor. Pısırık bellediğimiz kahraman, başı ciddi dertte olan katili kurtarmak üzere ona son cinayetinde yardımcı oluyor. Dolayısıyla dengeler değişiyor; bir yandan, her kiralık katilin işini efendi görünüşlü bir beyaz yakalı daha iyi yapar gibi sinsi, 'yuppiesk' bir mesaj beliriyor. Öte yandan, 'Şimdi kim altta kim üstte' gibi oluyoruz. Filmin tetiklediği ve rezilce kurcaladığı rol dağılımı burnumuzun ucundan bir 'aktif-pasif' gölgesinin geçmesine yol açacak kadar oynaklaşıyor. Aa, Pierce Brosnan sandığımız kadar 'vurucu' değilmiş meğerse, öte yandan bizim pısırık da bayağı 'becerebiliyormuş'. Falan. 'Matador'un keyfine varmak, şüphe uyandıracak kadar sıklıkla ibne fıkrası anlatan arkadaş muhabbeti sevmek gibi biraz. Kaos GL'nin Homofobi Karşıtı Buluşma var Ankara'da şu aralar. Vakit bulup gidebilseydim orada 'Matador' gibi filmlerin sinsiliklerinden bahsetmek isterdim. Bence şeytan 'keyifli' tabir edilen böyle ayrıntılarda gizli işte.

Yarın başlayacak 'Veda Vakti' ise, tam tersine, filmlerinde eşcinselliğin insanlığın büyük hikâyesinde bir kenar süsü değil, geniş bir damar olarak alınmasını talep eden bir yönetmenin, François Ozon'un son filmi. Ozon'un eğlenceli halleri de vardır ciddi de, ama ciddi ruh halleri sanki onun asıl ortamıdır. Bu filmin üzerinde ölümün gölgesi var, o bakımdan belki de 'Veda Vakti' onun en ciddi, en 'düşünceli' filmi. Ara ara filmdeki hafif Hıristiyanlık vurgusundan ya da çocukluk eşittir masumiyet denkleminden sıkılsanız da, 'kabilesinin laneti' AIDS'ten değil insan kardeşlerinin büyük yüzdesi gibi kanserden öleceğini öğrenen eşcinsel kahramanla belli bir duygudaşlık kurmaktan kendinizi alamayacaksınız. Film herkesin soracağı bazı önemli sorular üzerine; giderayak neler yapmalıyız? Aslında çok sevdiğimizi söylemek istediğimiz insanlara onları sevdiğimizi son kez nasıl fısıldayacağız? 'Tohum saç ve çoğal' buyruğunu son anda ciddiye almak gerekirse ne olacak? En önemlisi de, nasıl 'ölmeye yatmalı'yız? Ozon'un bu son soruya cevabı özellikle etkileyici. 'Veda Vakti', havaya, ateşe (küçük bir çakmak çakıyor!) toprağa ve suya karışmayı öneriyor. İnsan kardeşlerimizin ortasında, çocuk kahkahaları arasında, dalga seslerini dinleyerek... Bu bakımdan Ozon'un kahramanı filmin son sahnesinde resimsel olarak bir İsa figürüne benzese de, aslında panteist bir imanla 'gidiyor' bu dünyadan. Klasik suç ve nedamet, yerini unsurlara karışma hissinin dinginliğine bırakıyor. Çocukluk işi biraz uzamış dedim ya. Öyle. (Her şeyi çocukluğa havale etmek 'Babam ve Oğlum'dan 'Veda Vakti'ne kadar süren bir eğilim ve ayrı bir yazının konusu.) Gene de, 'Veda Vakti'nde İngiliz Romantik şair William Wordsworth'ün dizelerini hatırlamadan edemedim: 'Cennettir etrafımızı saran çocukluğumuzda/ Sonra sıra sıra hapishane duvarları kapanır üstümüze.' Gölgeli bir film olarak başlayan 'Veda Vakti' bu duvarları aşmanın huzurlu bir yolu olabileceğini, herşeyin ruhani bir hazırlık meselesi olduğunu, bunun için gereken gücü kendimizde bulabileceğimizi önererek aydınlık bir sona kavuşuyor. Yazının başlığına gelince: Malum, 'İşte İnsan' demek. Ama konuya uygun düşen çift anlamlılığı nedeniyle Latincesini tercih ettim, bağışlayınız.

Kaynak: Radikal, 18 Mayıs 2006

Etiketler: kültür sanat
Nefret